Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/8913 E. 2011/8739 K. 05.07.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8913
KARAR NO : 2011/8739
KARAR TARİHİ : 05.07.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yer iddiası ile açılan tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Hükmüne uyulan Yargıtay 20.Hukuk Dairesinin 10.10.2005 gün ve 10332-12021 sayılı bozma kararında; “Mahkemece bozmaya uyulmasına rağmen gerekleri yerine getirilmemiştir. Dava konusu 37100 m2 yüzölçümlü 1289 sayılı parsel, Haziran 1944 tarih 336 ve Nisan 1937 tarih 45 numaralı tapu kayıtlarına ve zilyetliğe dayalı olarak davalı gerçek kişiler adına tespit ve tescil edilmiştir. Haziran 1944 tarih 336 numaralı kayıt 19421 m2, Nisan 1937 tarih 45 numaralı kayıt ise, 23901 m2 yüzölçümlü olup sınırları değişir niteliktedir. Nisan 1937 tarih 45 numaralı tapu kaydının dava konusu 1289 sayılı parsel dışında kadastroca 8800 m2 yüzölçümünde … … ve arkadaşları adlarına tespit edilip tapuya tescil edilen 1290 sayılı parsele de revizyon gördüğü anlaşılmaktadır. Mahkemece, dayanak tapu kayıtları uygulanıp, dava konusu taşınmaza uyup uymadığı, uyuyor ise miktarıyla geçerli kapsamları belirlenmemiştir.
Bozma sonrası dinlenen uzman orman ve fen bilirkişisi, çekişmeli taşımazın kesinleşen orman kadastro sınırları dışında bulunduğunu, memleket haritasında (B) ve (C) ile gösterilen toplam 23288,44 m2 yüzölçümündeki bölümünün orman olarak gözüktüğünü açıklamışlardır.
Bu nedenle; mahkemece, dava konusu taşınmazın dayanağı olan Nisan 1937 tarih 45 numaralı tapu kaydının revizyon gördüğü 1290 sayılı parselin Hazine tarafından aynı şekilde dava konusu edilip edilmediği araştırılmalı; dava konusu edilmiş ise, her iki dava dosyası H.Y.U.Y.’nın 45. maddesi gereğince birleştirilmeli; bundan sonra bir uzman orman ve bir fen bilirkişi aracılığıyla yapılacak keşifte dayanak Haziran 1944 tarih 336 ve Nisan 1937 tarih 45 numaralı tapu kayıtları ve komşu parsel tutanak ve dayanakları uygulanarak, dayanak tapu kayıtlarının taşınmaza uyup uymadığı belirlenmeli; uyduğu takdirde tapu kayıtları genişletilebilir sınırları içerdiği ve sınırda da devlet ormanı bulunduğundan miktarıyla geçerli kapsamları belirlenmeli; tapu kayıtlarının miktarlarının hesaplanmasında 1290 sayılı parselin yüzölçümü hesaba dahil edilmeli; bilirkişilerden keşfi izlemeye olanaklı ve müşterek düzenleyecekleri krokili rapor alınmalıdır.
Dayanak tapu kayıtlarının dava konusu taşınmaza uymadıklarının anlaşılması halinde, memleket haritasında orman olarak gözüken (B) ve (C) ile gösterilen toplam 23288,44 m2 yüzölçümündeki bölümün orman kadastrosunun yapıldığı tarihe kadar devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan yerlerden orman sayılacağı, taşınmazların zilyetlikle kazanılamayacağı ve aslında orman kadastrosunun kesinleştiği 10.11.1985 tarihinden davanın açıldığı 06.11.2002 tarihine kadar 20 yıllık kazandırıcı sürenin geçmediği gözetilmelidir.
Dayanak tapu kayıtlarının taşınmaza uyduğunun saptanması halinde ise, tapu kayıt miktar fazlasının memleket haritasında devletin hüküm ve tasarrufu altında orman olduğu gözönünde bulundurularak oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulduktan sonra 5841 sayılı yasa ile değişik 3402 sayılı yasanının 12/3 maddesi gereğince davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yer iddiası ile açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde, dava tarihinden önce 10.05.1985 tarihinde ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Genel arazi kadastrosu 1965 yılında yapılmış, davalı taşınmaz tarla niteliğiyle kişiler adına tespit ve tescil edilmiştir.
Mahkemece, çekişmeli parselin kadastro tesbitinin askı suretiyle ilanını takiben 5841 sayılı yasanın 2 inci maddesi ile değişik 3402 sayılı yasanın 12/3 maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş ise de,
5841 sayılı Yasanın 2. maddesiyle 3402 sayılı Yasanın 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen üçüncü tümcesinde yer alan “iddia ve taşınmazın niteliğine…” ibaresi Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 gün ve 2009/31-77 sayılı kararıyla iptal edilmiş olup, Anayasa Mahkemesinin aynı gün ve 2009/31-27 sayılı kararıyla da, “…bu madde ve ibarenin, uygulamasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA” karar verilmiş ve bu karar 02 Haziran 2011 günlü ve 27952 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararının yürürlüğe girdiği Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.06.2011 gün ve 2011/1-36 Esas ve 2011/390 Karar sayılı kararında da kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararından sonra, “Kamu Malı” iddiasıyla açılan davalarda, 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesinin uygulama olanağı bulunup, bulunmayacağı konusuna gelince;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.12.2008 gün ve Esas 2008/7-717, Karar 2008/722 sayılı kararında da değinildiği üzere en geniş anlamıyla “kamu malı” kavramı, Devletin veya kamu tüzel kişiliğine sahip idarelerin, kamu hizmetlerini ifa ederken kullandıkları ve yararlandıkları malları ifade etmektedir.
3402 sayılı Kadastro Yasasının 16. maddesinde “Kamu Malları” başlığı altında, kamunun ortak kullanımına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerler hakkında ayrıntılı düzenlemeler bulunmakta, eş düzenlemelere 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nde (madde 641, 912) ve 4721 sayılı Türk Medeni Yasasında (madde 715, 999) yer verilmektedir. Keza 3402 sayılı Yasanın 16/D maddesinde Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlara da yer verilmiştir.
Kamu malları üzerinde özel mülkiyet kurulamaz. Bunlar kamu hizmeti yönünden tahsis edildikleri yetkili idarece kamu malı olmaktan çıkarılmadıkları sürece temlik edilemez; kazandırıcı zamanaşımı yoluyla da edinilemezler. Kamu malı niteliği kazanmış bir taşınmaz özel mülkiyete konu olamayacağından tapuya bağlansa bile Mülga 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisinin 931 ve Türk Medeni yasasının 1023. maddeleri bu durumda uygulanmaz.(Y.H.G.K. 30.09.1981 gün, E: 1979/1-167, K: 1981/656, 03.12.2008 gün ve 2008/7-717-722). Bu sonuçlara bağlı olarak, Hukuk Genel Kurulu’nun 21.2.1990 gün ve 1989/1-700 Esas, 1990/101 Karar; 18.10.1989 gün 1989/1-419 Esas, 1989/528 Karar sayılı kararlarında da açıklandığı üzere; kamu malı niteliği taşıyan bir taşınmazın her nasılsa özel mülk olarak tapuya tescil edilmesi bir yolsuz tescil olup, bu husus o yerin özde tescile tabi bulunmama (kamu malı olma) niteliğini değiştirmez(Y.H.G.K.’nun 26.02.2003 gün ve 2003/12-116 E., 2003/111 K.; 25.12.2002 gün ve 2002/12-1101 E., 2002/1113 K. sayılı kararları). Kamu malları özel mülkler gibi devir ve temlik edilemezler. Böyle durumlarda, iyiniyet veya tapu siciline güven ilkelerinin uygulama yeri de yoktur(Y.H.G.K. ’nun 11.06.2003 gün ve 2003/13-414 E. ve 2003/410 K. Sayılı Kararı).
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 08.05.1987 tarih 1986/3 Esas ve 1987/4 Karar sayılı ilamı da, 766 sayılı Tapulama Kanununun hak düşürücü süre ve kamu malına ilişkin 31 ve 35. maddeleriyle ilgili olup, İçtihadı birleştirme kararı ile kamu mallarında hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı kabul edilmiştir. 766 sayılı yasanın 31 ve 35. maddelerine koşut düzenlemeler 3402 sayılı Kadastro Yasasının 12 ve 16. maddelerinde de yer aldığına göre, sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararı 3402 sayılı yasanın yürürlüğü döneminde de uygulama olanağı bulacaktır.
Gerek 766 sayılı Yasanın 31/2. maddesi ve gerekse 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesinde, özel mülkiyete konu olamayacak, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler hakkında Hazine tarafından açılacak davaların 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi olup olmadığı konusunda açık bir hüküm bulunmamakta ve özel şahıslar ile Hazine arasında bir ayrım da içermemekte ise de, “Kamu Malı” savıyla açılacak davalarda 3402 Sayılı Yasanın 12/3 maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı konusundaki Yargıtay kararları yerleşik içtihat halini almıştır(örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/1-19 E. 2002/97 K.; 09.06.2004 gün ve 2004/1-335 E. 2004/354 K.; Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 09.12.2006 gün ve 2006/4206 – 4268; Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 11.03.2008 gün ve 2008/1911-3034; 20. Hukuk Dairesinin 03.04.2008 gün ve 2008/1564-5261 sayılı kararları).
Açıklanan hususlar gözetilerek, mahkemece yargılamaya devam edilip tarafların sav ve delillerine göre işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına 05/07/2011 günü oybirliğiyle karar verildi.