YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/6186
KARAR NO : 2011/10132
KARAR TARİHİ : 19.09.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 13.11.2008 gün 2008/10237-15422 sayılı bozma kararında özetle: “Mahkemece davanın kabulüne karar verilmişse de dosya kapsamından davacı gerçek kişinin kazandırıcı zamanaşımı ile zilyetliğe dayanarak davaya konu taşınmazın adına tescili talebi ile dava açtığı, çekişmeli taşınmazın yörede 1956 yılında yapılan genel kadastro çalışmalarında çalılık olarak tescil harici bırakıldığı, yine 15.05.1986 yılında ilan edilen orman kadastro çalışmasında orman sınırları dışında bırakıldığı, ancak çekişmeli taşınmazın doğal eğiminin % 5-15 olduğu, teraslama ile sıfırlandığı anlaşılmaktadır. 6831 sayılı Yasanın 1/J maddesi gereğince makilik yerlerin orman sayılmaması için taşınmazın orman ve toprak muhafaza özelliği taşımaması gerekir. Bilimsel olarak eğimi % 12’den fazla olan makiliklerin orman ve toprak muhafaza özeliği taşıdığı kabul edilmektedir. 6831 Sayılı Yasanın 1/j maddesinin karşı kavramından orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilikler orman sayılır. Çekişmeli taşınmazın doğal eğiminin % 12’den fazla olduğu ve arazi kadastro çalışmasında çalılık niteliği ile tescil harici bırakıldığı, çekişmeli taşınmazla aynı konumda olup, 50 m. uzağında bulunan ve davaya konu yer gibi paftasında çalılık olduğu işaret edilerek tescil harici bırakılan taşınmazın orman kadastro çalışmasında orman sınırları içine alınarak orman olarak sınırlandırıldığı, 15.07.2004 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin “Vasıf Tayinine Esas olacak Tanımlar” başlıklı 23. maddesinin (o) bendinde, funda ve maki türü ağaçların isimlerinin sayıldığı, aynı maddenin (p) bendinde, “üzerindeki bitki formasyonu ile taşkınları, şiddetli yağış sonrası oluşan zararlı akışları, toprak erozyonu, toprağın strüktür ve tekstürünün bozulmasını önleyici, su verimini artırıcı etkisi bulunan ve eğimi % 12’den fazla olan yerlerin orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyacağı” açıklandığı, aynı yönetmeliğin 26/i bendi gereğince “orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanların Devlet Ormanı olarak sınırlandırılacağı” konusunda açık hükümler bulunduğu, Anayasanın 169 ve 3402 sayılı Yasanın 17/1 ve 18/2. maddeleri gereğince “… ormanların … tapuda kayıtlı olsun olmasın imar-ihya ve zamanaşımı yoluyla kazanılamayacağı” Hazine ve kişiler adına özel mülk olarak tescil edilemeyeceği, bu hükümlere göre, funda ve makiliklerle örtülü % 12’den fazla eğimli yerlerin orman sayılması nedeniyle insan eliyle ya da başka bir yolla eğiminin düşürülmesinin, orman yasaları gereğince suç oluşturacağından imar-ihya sayılamayacağı, H.G.K.’nun 15.11.2000 gün 2000/20-1663-1694 ve 14.03.2001 gün 2001/20-214-230 ve 02.07.2007 gün 2007/20-237-237 sayılı kararlarının da aynı doğrultuda olduğu hususları bir arada değerlendirildiğinde aslında davaya konu taşınmazın paftada orman olarak tescil dışı bırakıldığının kabulünü gerektirmektedir. Her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazların davacı tarafından 30 – 40 yıldır kullanıldığını ifade etmişlerse de, kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, araziye ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez. Mevcut deliller karşısında taşınmazın öncesinin orman olmadığı, bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekir. Davacı taraf taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamamıştır. 6831 Sayılı Orman Yasasının 1. maddesi gereğince, “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir. Yine H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8-964-751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 – 183- 187 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerlerde, yukarıda yazılı gerekçelerle orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından, sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.
Bu nedenlerle; davaya konu taşınmazın öncesi orman olup bu niteliğini koruduğu sıradaki zilyetliğe değer verilemez. Kazandırıcı zamanaşımı ile zilyetlik yolu ile mülk edinme koşulları oluşmadığı gibi, dava konusu taşınmaz 6831 Sayılı Yasanın 05/11/2003 gün ve 4999 Sayılı Yasa ile değişik 7. maddesi gereğince “herhangi bir nedenle orman sınırı dışında bırakılan orman” olması nedeniyle yeniden orman sınırları içine de alınabilir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı gerçek kişinin davasının tamamen reddine karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce 15.05.1986 tarihinde yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B uygulaması bulunmaktadır.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine 19.09.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.