YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/6605
KARAR NO : 2011/10284
KARAR TARİHİ : 20.09.2011
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılardan … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine, … köyü 170 parsel sayılı 10460 m² yüz ölçümlü taşınmazın, yörede 27/01/2007 tarihinde kesinleşen orman kadastro ve 2/B madde uygulamasında 2/B niteliğiyle orman sınırları dışarısına çıkarılan yerlerden olduğu, davalı adına olan tapu kaydının 4000 m2 bölümünün iptali ve orman niteliği ile Hazine adına tescilini istemiştir. Yargılama sırasında Orman Yönetimi davaya katılarak taşınmazın bilirkişi rapor ve krokisinde orman niteliğinde olduğu bildirilen taşınmazların orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tescilini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne çekişmeli taşınmazın bilirkişi raporlarında (A1) harfiyle işaretli 2791,50 m² bölümünün tapusunun iptaliyle 2/B arazisi olarak Hazine adına ve yine aynı raporda (A2) harfiyle işaretli 497,37 m² bölümün tapu kaydının iptaliyle orman niteliğiyle Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 2/B niteliğiyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın tapu kaydının iptaline ilişkindir.
Dava ehliyeti davada taraf olma ehliyetidir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, taraf ehliyetini tanımlamamış, 38. maddesiyle Türk Medeni Kanununa yollamada bulunmakla yetinmiştir. Türk Medeni Kanunu ise, davada taraf olma ehliyetini, medeni haklardan yararlanma ehliyetinin bir parçası saymış 8, 28, 47 ve 48. maddeleriyle bu yönde hükümler getirerek, medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin davada taraf olma yeteneğini taşıdığını ve yaşadığı sürece taraf ehliyetinin devam edeceğini belirtmiştir.
Öte yandan Türk Medeni Kanununun 28. maddesinde, gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlanma ehliyeti ve buna bağlı olarak da taraf ehliyetinin sona ereceği belirtilmiştir. Dava tarihinden önce ölüm nedeniyle şahsiyeti son bulan kişinin taraf ehliyetini yitireceği kuşkusuzdur.
Bu itibarla, gerek Türk Medeni Kanunu gerekse Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, dava açıldığı zaman hayatta bulunan kişiler yönünden düzenleyici hükümler koymuş, ölen kişiler hakkında açılacak davalar yasalarımızda yer almamıştır. Nitekim, 04.05.1978 tarihli ve 1978/4-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da, dava tarihinden önce ölen kişinin taraf ehliyetini yitireceği, aleyhine dava açılamayacağı, dava tarihinde şahsiyeti sona ermiş kimsenin mirasçılarına halefiyet kuralı uygulanamayacağından davaya dahil edilmek veya dava ıslah edilmek suretiyle davaya devam edilemeyeceği vurgulanmış, bu doğrultudaki içtihatlar kararlılık kazanmıştır.
Somut olayda; dava konusu 170 parsel sayılı taşınmaz maliki davalı … davanın açıldığı 05/02/2008 tarihinden önce, 2000 yılında ölmüş olduğu halde, mirasçılarına dahili dava dilekçesi tebliğ edilerek davaya devam edilmiş ve bu parsel aleyhine de hüküm kurulmuştur. İçeriği az yukarıda açıklandığı üzere, dava tarihinde kişiliği sona ermiş kimsenin mirasçılarına halefiyet kuralı uygulanamayacağından davaya dahil edilmek veya dava ıslah edilmek suretiyle davaya devam edilmesi olanağı bulunmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı ….’nün temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 20/09/2011 günü oybirliğiyle karar verildi.