Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2013/5275 E. 2013/11768 K. 17.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5275
KARAR NO : 2013/11768
KARAR TARİHİ : 17.12.2013

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Kadastro sırasında … Köyü 101 ada 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11 ve 12 parsel sayılı sırasıyla 3146.28 m2, 3539.87 m2, 2947.94 m2, 2948.66 m2, 4215.23 m2, 2300.43 m2, 1444.37 m2, 3013386.43 m2, 37656.56 m2 ve 2917.80 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar, mera niteliyle orta malı olarak sınırlandırılmıştır. Aynı köy 149 ada 1, 2, 3, 4 ve 5 parsel sayılı sırasıyla 4419.24 m2, 879.98 m2, 1084.14 m2, 899.42 m2 ve 880.99 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar ise, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle kişiler adına tesbit edilmiştir.
Davacı …, …, … ve … tüm taşınmazlara, diğer davacılar ise, mera niteliğiyle sınırlandırılan taşınmazlara yönelik ayrı ayrı kazandırıcı zamanaşımı iddiasıyla dava açmışlardır.
Mahkemece açılan tüm davalar birleştirilerek, davacı …, …, …, …, … ve …, …, davacı …, …, …, …, …, … …, …, …, …, …, … (…), …’in davasının kısmen kabulüne, davacı …, …, …’ın davasının reddine, … Köyü, 101 ada 10 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişinin 24/08/2009 tarihli raporunda “… 1” rumuzlu kısmının …; “… 2 ve 3” rumuzlu kısımlarının …; “…, …, … 1, 2, 3, 4, 5, 6 ve 7” rumuzlu kısımlarının 1/3’er hisse ile …, … ve … adlarına, “… 1, 2, 3, 4, 5, 6 ve 7 rumuzlu kısımlarının (… mirasçıları) 4/16 hissesinin …, 3/16 hissesinin …, 3/16 hissesinin …, 3/16 hissesinin … ve 3/16 hissesinin … adına; “… 1, 2, 3 ve 4” rumuzlu kısımlarının … adına, “… 1, 2, 3 ve 4” rumuzlu kısımlarının … adına, “… 1, 2, 3, 4 ve 5” rumuzlu kısımlarının … ; “… 1 ve 2 ” rumuzlu kısımlarının … adına, “… 1, 2 ve 3” rumuzlu kısımlarının … adına, “… 2, 5, 6, 7 ve 9” rumuzlu kısımlarının 2/8 hissesinin …, 3/8 hissesinin … … ve 3/8 hissesinin de … adına, “… 1, 2 ve 3” rumuzlu kısımlarının … adına, “… 1 ve 3” rumuzlu kısımlarının … adına, “… 1, 2, 3 ve 5 rumuzlu kısımlarının … adına, “… 1, 2, 3, 4 ve 5” rumuzlu kısımlarının … adına, “…-… 1” rumuzlu kısmının 1/2’şer hisse ile … ve … adına, “…-… 2” ve “…-… 4” rumuzlu kısımlarının … adına, “… 1” rumuzlu kısımlarının … adına tespit ve tesciline, 101 ada 10 parsel sayılı taşınmazın kalan kısmının mera vasfı ile sınırlandırılarak özel siciline yazılmasına, 149 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 1/3’er hisse ile …, … ve … adına tespit ve tesciline, 101 ada 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 11 ve 12 parsel sayılı taşınmazların mera vasfı ile sınırlandırılarak özel siciline yazılmasına, 149 ada 1, 3, 4 ve 5 parsel sayılı taşınmazların tespit gibi tesciline, 149 ada 2 parselin …, …, … adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalı … tarafından 10 sayılı parsele ve vekâlet ücretine yönelik temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 27.01.2011 gün ve 16875 – 925 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; [Mahkemece çekişmeli 10 sayılı parsel içinde kalan ve davacıların ismi ile işaretli kısımların mera niteliğinde olmadığı ve davacılar yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, 10 parsel sayılı taşınmazın batısında ve güneyinde orman niteliğiyle tespit edilen 101 ada 1 ve 2 sayılı taşınmazlar bulunduğu halde, çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olup olmadığı araştırılmamıştır. Bunun yanında, somut olaylara dayanmayan soyut nitelikteki yerel bilirkişi ve tanık beyanları ile yetinilmiş oması nedeniyle yapılan zilyetlik araştırması da yetersizdir.
Bir yerin mer’a olarak kabul edilebilmesi taşınmazın yetkili idarî merciler tarafından mer’a olarak tahsis edilmesi ya da öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde kamu malı niteliğinde mer’a olarak kullanılagelmiş olmasına bağlıdır. O halde, taşınmazların bulunduğu bölgede yetkili idarî merciler tarafından 4753 ve 5618 sayılı kanunlar uyarınca mer’a tahsisi yapılmış ise köy hizmetleri il ve özel idare müdürlüğünden; yapılmamış ise, 4342 sayılı Kanun uyarınca mülkî amirlikten bu durumun ayrı ayrı sorulup saptanması zorunludur.
Bu sebeple; eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilmeli; mer’a yönünden tasınmazların bulundugu bölgede 4753 ve 5618 sayılı kanunlar gereğince mera tahsisi yapılıp yapılmadığı öncelikle köy hizmetleri il müdürlüğünden kanunda yapılan değişiklik uyarınca özel idareden ve 4342 sayılı Kanun uyarınca mülkî amirlikten sorulup saptanmalı, sözü edilen kanunlar uyarınca bölgede mera tahsisi yapılmış ise mera tahsis haritası ve eki belgeler getirtilmeli; komşu köylerden çekişmeli parselleri bilen ve tanıklığa engel hali bulunmayan yerel bilirkişiler belirlenmeli, orman mühendisi, harita mühendisi ve ziraat mühendisi bilirkişi aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte çekişmeli taşınmaz ile birlikte … araziye de uygulanmak suretiyle, taşınmazların öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; çekişmeli taşınmazların memleket haritasına göre konumu saptanmalı; mera tahsisi yapılmış ise mera tahsis haritasının ölçeği ile kadastro paftasının ölçeği eşitlenerek her iki harita çakıştırılıp yerine uygulanmalı, bu yolla dava konusu taşınmazın mera tahsis haritasının kapsamında kalıp kalmadığı; mera tahsisi yapılmamış ise öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde mera olarak kullanıp kullanılmadığı yolunda komşu köylerden seçilecek yerel bilirkişi ve aynı yöntemle tarafların gösterecekleri tanıklardan bilgi alınmalı, bilirkişi ve tanık sözlerinin tutanak içeriğine aykırı düşmesi halinde 3402 sayılı Kanunun 30/1. maddesi gereğince tespit tutanağı bilirkişileri tanık sıfatıyla taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek aykırılık giderilmeli, komşu taşınmazların tespit tutanakları ve varsa dayanakları kayıtlar getirtilip uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözleri denetlenmelidir.
Çekişmeli taşınmazların orman sayılmayan ve zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde, davacı gerçek kişilerin bu yeri Hazineye karşı 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddeleri gereğince imar ve ihya ile zilyetlik yoluyla kazanıldığını kanıtlaması gerekeceğinden, bu kez dava konusu taşınmazların bulunduğu yere ilişkin olarak tespit tarihinden 15-20 yıl öncesine ilişkin 1/20000 ve 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğrafları ile aynı yıllara ilişkin fotogrametri yöntemiyle düzenlenmiş harita bulundukları yerlerden getirtilmeli, stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip taşınmazların niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü, taşınmazlar üzerinde hangi tarihten itibaren zilyetliğin başladığı belirlenmeli, kadastro tesbit tarihine kadar geçen zilyetlik süresinin iktisap için yeterli olup olmadığı üzerinde durulmalı, zilyetlik olgusunun maddî olaylara dayalı olmasından hareketle, maddî olayların ancak tanık, bilirkişi ve benzeri anlatımlarla kanıtlanacağı gözetilmeli (H.G.K. 30/03/1994 gün ve 1993/8-939 – 1994/176 sayılı kararı), komşu parsellerin tutanak ve dayanaklarının taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; tarafların bildirecekleri zilyetlik tanıkları taşınmazlar başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; tespit tarihine kadar davacı kişiler yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenerek toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.] denilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra, davacıların davasının reddine, …, …, … ve … tarafından bozma kararından sonra iddialar ileri sürülmüş ise de önceki kararı temyiz etmediklerinden yeniden karar verilmesine yer olmadığına, 101 ada 1 ve 10 sayılı parsellerin tespit gibi tesciline, 101 ada 2 sayılı parselin tespit tutanağının iptali ile mera olarak sınırlandırılmasına karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Temyize konu taşınmazların bulunduğu yerde orman kadastrosu, 3402 sayılı Kanunun 5304 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesi hükmüne göre yapılmış, çekişmeli taşınmazlar orman alanı dışında bırakılmıştır.
İncelenen dosya kapsamına göre, mahkemenin 2007/814 sayılı dosyasında verilen ilk hükmün, Hazine tarafından 10 parsel bakımından temyiz edilmesi üzerine, dairece 10 sayılı parsel bakımından mera araştırması yapılması, sınırda 1 ve 2 parsel sayılı orman niteliğinde komşu taşınmaz bulunması nedeniyle orman araştırmasının da yapılması, çekişmeli 10 sayılı parsel, mera ya da orman değil ise zilyedlik yönünün araştırılması gereğine işaret edilerek hükmün bozulduğu, bozma kararına uyularak yapılan araştırma sonucu 10 sayılı parselin kadim köy merası olduğunun, ancak, 1938 yıllarından itibaren davacılar tarafından kullanılarak 1985 yıllarına kadar tarla; daha sonra da çayır olarak tasarruf edildiğinin belirlendiği, ancak kadim meralarda sürdürülen zilyedliğe süresi ve şekli ne olursa olsun değer verilemeyeceği gözönünde bulundurularak davacıların davasının reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, komşu 101 ada 1 ve 2 sayılı parsellerin tutanak asılları dosyada olmadığı gibi bu parseller hakkında açılmış bir dava da bulunmadığına orman niteliğinde komşu parsel olmaları nedeniyle ve çekişmeli taşınmaz hakkında mahkemece yapılacak orman araştırması sırasında dikkate alınması düşüncesi ile dairenin bozma kararına konu edildikleri halde, sanki davanın konusuymuş gibi düşünülerek bu parseller hakkında da sicil oluşturacak şekilde hüküm kurulması ve mera olduğu belirlenen 10 sayılı parsel hakkında da sınırlama yerine tescil hükmü kurulmuş olması doğru değil ise de bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeple, hükmün 3 ve 4. paragraflarının hükümden tamamen çıkarılarak, yerine “temyize konu 101 ada 10 sayılı parselin tespit gibi mera olarak sınırlandırılmasına” ibaresi yazılmak suretiyle düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi atfıyla H.U.M.K.’nun 438/7. maddesine göre düzeltilmiş bu haliyle ONANMASINA, temyiz harcının istek halinde iadesine 17.12.2013 günü oy birliğiyle karar verildi.