YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/4648
KARAR NO : 2011/10372
KARAR TARİHİ : 22.09.2011
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi Sıfatıyla)
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
29.7.1998 tarihinde yapılan ek kadastro sırasında … köyü 518 ve 521 parsel sayılı sırasıyla 1575 m2 ve 2426 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar, senetsiz ve belgesizden … tarafından 1993 yılında …’a satıldığından söz edilerek tarla niteliği ile kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle davalı … adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine, çekişmeli taşınmazların öncesinin orman olduğu savı ile dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine, zilyetlikle kazanma koşulları oluştuğundan, dava konusu 518 ve 521 parsel sayılı taşınmazların tespit gibi davalı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hükmün davacı Hazine tarafından temyizi üzerine Dairemizce 2 kez bozulmuştur.
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 10.6.2009 gün 2009/6197-9608 sayılı son bozma kararında özetle; “Dairenin geri çevirme kararı üzerine getirtilen 1967 yılında yapılan ilk tesis kadastrosu sırasında düzenlenen 3 numaralı orijinal kadastro paftası incelendiğinde çekişmeli taşınmazların 1967 yılında kadastroya tabi tutulup “orman” belirtmesi yazılarak kadastro dışı bırakıldıklarının anlaşıldığı, 1967 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazlarla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan 1940 yılında yapılıp kesinleşen orman sınırı içinde kalan ve kalmayan arazi bölümlerinin tamamı kadastro paftası üzerine Devlet Ormanı nitelemesi yapılarak tesbit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazın bitişiğindeki ya da yakınındaki arazi bölümünün ise tarım arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tesbit ve tescil edildikleri, arazilerin konumu ve davalı taşınmazlar ile orman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili çalışma yöntemleri gözönünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulünün zorunlu olduğu, her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazların 1940 yılında yapılan orman sınırları dışında olduğunu ifade etmişlerse de, kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, araziye ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi düşüncesine değer verilemeyeceği, mevcut deliller karşısında taşınmazların öncesinin orman olmadığını, bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerektiği, 6831 sayılı Orman Yasasının 1. maddesi gereğince, “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık topluluklarının yerleriyle birlikte orman sayılacağı” zaman içinde taşınmazlar üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olmasının o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmeyeceği, toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı nın da mümkün olmadığı , bu sebeple davaya konu taşınmazların öncesinin orman olduğu ve bu niteliklerini korudukları sırada ki zilyetliğe değer verilemeyeceği, 6831 sayılı Yasanın 4999 sayılı Yasa ile değişik 7. maddesi gereğince “herhangi bir nedenle orman sınırı dışında bırakılan orman “ olması nedeniyle yeniden orman sınırı içine de alınabileceği” aynı yerde 418, 419, 505, 506, 514 ve 520 sayılı parsellerin orman niteliği ile Hazine adına tapuya tescillerine ilişkin yerel mahkeme kararlarının Dairece onandığı, bu sebeplerle davacı Hazinenin davasının kabulüne karar verilmesi” gereğine değinilmiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak davanın kabulüne, dava konusu taşınmazların kadastro tespitlerinin iptal edilerek Hazine adına tapuya tescillerine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tesbitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3116 sayılı Yasaya göre 1940 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdidi bulunmaktadır. Daha sonra 1991 yılında yapılıp dava tarihinde kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması vardır.
Mahkemece bozma kararı uyarınca işlem yapılıp hüküm kurulduğuna göre yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak 19.1.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile 3402 sayılı yasaya eklenen 36/A maddesinde “ Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehdarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekalet ücreti dahil yargılama giderine hükmolunmaz” ve yine 6099 sayılı Yasanın 17. maddesi ile 3402 sayılı yasaya eklenen Geçici 11. maddesinde “Bu Kanununun 36/A maddesi hükmü , henüz infaz edilmemiş yargı kararlarındaki vekalet ücreti dahil yargılama giderleri içinde uygulanır” hükümleri uyarınca çekişmeli taşınmazın tesbit maliki olan davalı aleyhine vekalet ücreti dahil yargılama giderlerine hükmedilemeyeceğinden hükmün vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.Bu sebeple, hükmün yargılama giderlerine ilişkin “3., 4. ve 5. bentlerinin “ tamamen hükümden çıkarılarak bunların yerine “19.01.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile 3402 sayılı Yasaya eklenen 36/A maddesi ve 6099 sayılı Yasanın 17. maddesi ile 3402 sayılı Yasaya eklenen Geçici 11. maddesi uyarınca davacı Hazine tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Hazine yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına “cümlelerinin yazılması suretiyle hükmün düzeltilmesine ve hükmün H.U.M.Y.’nın 438/7. maddesine göre bu düzeltilmiş şekli ile ONANMASINA, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile değiştirilen 3402 sayılı Yasanın 36/A maddesi gereğince, onama harcının alınmasına yer olmadığına ve yatırdığı peşin temyiz harcının istek halinde iadesine 22/09/2011 günü oybirliği ile karar verildi.