YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/8155
KARAR NO : 2013/1375
KARAR TARİHİ : 18.02.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı …, 24.05.2002 tarihli dilekçesiyle … Beldesi (…) … mevkiinde sınırlarını bildirdiği 698 m2 yüzölçümündeki taşınmazı, eklemeli olarak 40 yılı aşkın süredir malik sıfatıyla çekişmesiz ve aralıksız zilyet ettiği, yararına kazandırıcı zamanaşımı yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu iddiasıyla adına tapuya kayıt ve tescilini istemiştir.
Davalı …, davanın reddi ile çekişmeli taşınmazın M.K. 713/6 maddesi uyarınca adına tescilini talep etmiştir.
Mahkemece davanın kabulüne ve fen bilirkişi Durmuş … … tarafından düzenlenen 28.06.2005 tarihli kroki ve raporda kırmızı renkle taranarak (A) işaretli 698 m²’lik taşınmazın davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline ilişkin verilen karar, davalı … tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 02.07.2009 gün 2009/8680 – 11145 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “… mahkemece, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yeri gösteren, imar ve ihya edildiği tarihe en yakın zamanda üretilenler dahil çekişmeli taşınmazın bulunduğu yeri gösteren memleket haritası renkli orijinalinden fotokopisi ile hava fotoğrafları, varsa imar planlarının yapımında kullanılan hava fotoğrafları, varsa çekişmeli taşınmaza ilişkin idarî tahkikat tutanakları ve ecrimisil tahakkuk ve tahsiline ilişkin belgeler, çekişmeli taşınmazın komşusu olan arazi kadastro parsellerinin tesbit tutanak ve krokileri ile çekişmeli taşınmazı geniş çevresi ile birlikte gösteren 1960 yılında düzenlenen 1/5000 ölçekli genel arazi kadastro paftası getirtilip dosya keşfe hazırlanmalı, daha sonra önceki bilirkişiler dışında bu konuda uzman serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi ve bir harita mühendisinden veya olmadığı takdirde bir tapu fen memuru, üç ziraat mühendisi bilirkişiden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, 1946 yılında yapılıp kesinleşmiş orman tahdit haritası, tapulama paftası, Milli Emlak Müdürlüğünce 1987 yılında yapılan araştırma ve incelemeye konu taşınmazın krokisi ve çekişmeli taşınmazın kroki ölçekleri denkleştirilerek sağlıklı bir biçimde zemine uygulanıp, bu taşınmazın tahdit hattına göre konumu ve getirtilen memleket haritası ve hava fotoğrafında ne şekilde nitelendirildiği duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmalı; yapılacak araştırma sonunda, parselin orman olmadığı anlaşılırsa, bu defa davacı gerçek kişi yönünden 3402 sayılı Kanunun 14 ve 17. maddelerindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmalı; imar ve ihya üzerinde durulup, bu konuda ve zilyetliğin tesbiti yönünden tanık beyanlarına başvurulmalı; parselin öncesinin ne olduğu, imar ve ihyanın hangi tarihte tamamlanıp bittiği, zilyetliğin hangi tarihte başlayıp kimler tarafından ne biçimde sürdürüldüğü, çekişmel
taşınmaz ve çevresindeki diğer taşınmazların ya arsa ya da ev ve müştemilatı olarak kullanıldığı gözetilerek, tanıkların imar ve ihya ile zilyetlik olgusunu hangi olaylarla nasıl hatırladıkları saptanmalı; toprak bilgisine sahip tarım uzmanı bilirkişi görevlendirilip, taşınmazdan muhtelif toprak numuneleri alınıp, gerekirse ilgili kurumda incelettirilip, imar ve ihyaya konu olup olmadığı, olmuş ise tarihi, tarım toprağı olup olmadığı ve tarım toprağı ise, kaç yıldır, ne şekilde kullanıldığı, özellikle taşınmazdaki meyve ağaçlarının yaşları gözetilerek saptanıp; bu yolda, bilimsel verilere dayalı kapsamlı rapor düzenlettirilmeli…” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 2004/1 Esas – 2010/1 Karar sayılı kararı gereğince makiye ayrılan sahaların zilyetlikle kazanılması mümkün bulunmadığından davanın REDDİNE ve fen bilirkişi Durmuş … … tarafından düzenlenen 28.06.2005 tarihli kroki ve raporda kırmızı renkle taranarak (A) işaretli 698 m²’lik taşınmazın Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, arazi kadastrosunda tapulama harici bırakılmış taşınmazın, imar ve ihya ile kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle, Medenî Kanunun 713. maddesi gereğince tapuya tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3116 sayılı Kanuna göre 1946 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdidi, daha sonra 1974 yılında yapılıp, 20.10.1975 tarihinde ilân edilerek kesinleşen 1744 sayılı Kanunun 2. madde uygulaması, 1988 yılında yapılıp 14.02.1988 tarihinde ilân edilerek dava tarihinden önce kesinleşen aplikasyon, orman kadastrosu yapılmamış yerlerin kadastrosu ve 3302 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması vardır.
Taşınmazın bulunduğu Çam Köyde 1 ilâ 135 sayılı parsellerin kadastro çalışmaları 1963 yılında yapılıp, sonuçları 23.11.1963 ilâ 23.12.1963 tarihleri arasında ilân edilmiş, ikinci arazi çalışması 1976 ilâ 1980 yıllarında yapılıp, sonuçları 17.06.1980 tarihinde ilân edilmiş, dava konusu taşınmaz 1966 yılında yapılan çalışmada tapulama dışı bırakılmıştır.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın makiye ayrılan sahada kaldığından 30.04.2010 tarih 2004/1-1 sayılı Y.İ.B.B.G.K. gereğince zilyetlikle kazanılamayacağı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve incelemede, çekişmeli taşınmazın 1946 yılında yapılan orman tahdidi dışında bırakılıp bırakılmadığı ve 1952 yılında makiye tefrik edilen alanda kalıp kalmadığı belirlenmemiştir.
Mahkemenin kabulüne göre, davanın özelliği nedeniyle maki tesbit komisyonlarının yaptıkları işlemlerin niteliğinin belirlenmesi zorunludur. 22.03.1996 tarih 5/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile 5653 sayılı Kanunla değişik 3116 sayılı Kanunun 1/e maddesi uyarınca kurulan maki tesbit komisyonlarının kanunî ve yaptıkları işlemlerinde geçerli olduğu ve makiye ayrılan yerlerde özel kanunlar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceğinin kabul edildiği, gerek Hukuk Genel Kurulunun gerekse ilgili Yargıtay Dairelerinin kararlıkla sürdürdükleri içtihatlarına göre, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalan her türlü kayıt ve belgeler ile mahkeme ilâmları kanunî değerlerini yitirirler. Makiye ayrılan yerlerle özel kanunlar uyarınca oluşturulan tapulardan başka tapulara değer verilemeyeceği (HGK 27.02.2002/1 – 19 E.-97 K.). İçtihadı Birleştirme Kararı ile maki tesbit komisyonunca makilik alan olarak belirlenen alanlarda özel kanunlar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceği kabul edildiği ve İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde açıkça maki komisyonlarınca yapılan işlerin sadece nitelik belirleme olup, orman dışına çıkarma işlemi olmadığı, tahdidin kesinleşmesiyle orman olarak tapuya kayıt edilecek taşınmazın, makiye ayrılmakla tapusuz hale dönüşmeyeceğinin vurgulandığı, 30.04.2010 gün ve 2004/1- 2010/1 sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı ise, 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp orman tahdidi içinde kaldığı kesinleşen, ancak tapuya tescil edilmeyen yerlerde 5653 sayılı Kanun ile değişik 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tesbit niteliği taşıdığının, teknik ve hukukî anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığının, 27/01/2009 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanuna 5831 sayılı Kanunun 5. maddesi ile eklenen ek 10. madde
hükmünün maki tesbit komisyonlarınca 5653 sayılı Kanun uyarınca maki olarak tesbit edilen yerlere de uygulanması gerektiğinin ve bunun sonucu olarak bu yerlerin tespit tarihinden itibaren imar ve ihya ile zilyetlik yoluyla kazanılmasına olanak bulunmadığının kabul edildiği vurgulandığından, orman tahdidi kapsamı dışında bulunan taşınmazlarda 22.03.1996 tarih 5/1 sayılı ve 30.04.2010 gün ve 2004/1- 2010/1 sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararlarının uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
Bu nedenle, mahkemece; hükmüne uyulan bozma kararı gereğince araştırma yapılıp dava konusu taşınmazın kesinleşen orman tahdidi içinde kalıp kalmadığı ile 5653 sayılı Kanuna göre yapılan maki tesbit ve tefrik çalışmasının kapsamında olup olmadığının belirlenmesi, orman tahdidi içinde kalmakta ve makiye tefrik edilen sahada ise maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tesbit niteliği taşıdığından, teknik ve hukukî anlamda orman kadastro (tahdit) sınırı dışına çıkarma işlemi olmadığından 30.04.2010 gün ve 2004/1- 2010/1 sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı ve 6831 sayılı Orman Kanuna 5831 sayılı Kanunun 5. maddesi ile eklenen ek 10. madde hükmü uyarınca tesbit tarihinden itibaren imar ve ihya ile zilyetlik yoluyla kazanılmasına olanak bulunmadığı kabul edilerek şimdi olduğu gibi davanın reddine karar verilmeli, şayet çekişmeli taşınmazın orman tahdidi dışında ancak makiye tefrik edilen sahada olduğu belirlendiği takdirde, maki komisyonlarının yaptığı işlemlerin bir tesbit niteliği taşıdığından bu nevi yerlerin imar ve ihya ile zilyetlik yoluyla kazanılması olanaklı olduğundan bozma kararı gereğince yapılacak araştırma sonucunda toplanan delillere göre bir karar verilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı gerçek kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 18/02/2013 günü oy birliği ile karar verildi.