YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12779
KARAR NO : 2013/1822
KARAR TARİHİ : 25.02.2013
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Ümraniye 2. As. Huk.)
Taraflar arasındaki zilyetlik şerhinin iptali davasından dolayı yerel mahkemece verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Dairemizin 13/06/2012 gün ve 2011/14437 – 2012/8967 sayılı ilamıyla temyiz dilekçesinin süreden reddine karar verilmiş, süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
K A R A R
Yörede 1995 yılında yapılan ek kadastro sırasında, … Köyü 111 ada 2 parsel sayılı 1.569,58 m² yüzölçümündeki taşınmaz, 1943 yılında kesinleşen ve Hazine adına tescil edilen orman kadastrosu sınırları içinde iken 6831 sayılı Kanunun 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde uygulaması ile orman rejimi dışına çıkarıldığı ve 27.12.1996 tarih 501 sayfada 455 parsel numarası ile Hazine adına tescil edildiği, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün genelgesi uyarınca fiilî kullanım durumuna göre tesbit yapılması istenildiğinden söz edilerek beyanlar hanesine, “taşınmaz 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulamasıyla orman sınırları dışına çıkarılmıştır, bu parsel …’nın tasarrufundadır” açıklaması yazılarak tarla niteliği ile Hazine adına tesbit edilmiş, itirazsız kesinleşmekle tescil edilmiştir.
Davacı … vekilinin 18.05.2000 tarihinde mahkemeye sunduğu dava dilekçesinde, çekişmeli taşınmazın zilyedinin müvekkili olduğu halde, beyanlar hanesinde …’nın zilyet olduğunun yazıldığı, davalı adına olan zilyetlik şerhinin silinmesi ve beyanlar hanesine müvekkilinin zilyet olduğu şerhinin yazılması istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece, 2924 sayılı Kanunun 4127 sayılı Kanun ile değişik hükümlerinin belediye sınırları içinde kalan taşınmazlarda uygulanmayacağı, Anayasa Mahkemesinin 04.10.2002 günlü 2001/382-21 ve 30.03.1993 günlü 1992/48-1993/14 sayılı iptal kararları karşısında davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı ve davalı tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 11.12.2007 gün ve 2007/6580-7185 sayılı kararıyla bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “2924 sayılı Kanunun 11. maddesinin 4127 sayılı Kanun ile değişik hükmü uyarınca, tutanağın beyanlar hanesinde tasarruf edenlerin isminin gösterilebilmesi için bu kişilerin orman köyü nüfusuna kayıtlı olması, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten geriye yönelik en az 5 yıl süre ile o yerde ikamet etmesinin gerekli olduğu, davacının hukukî yarar sağlaması muhtemel olan zilyetlik olgusunu ispatlaması gerekeceğinden, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde gösterdikleri delillerin toplanarak sonucuna göre karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyularak Hazine’ye yönelik davanın pasif husumet yokluğu yönünden reddine, davalı kişilere yönelik davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın beyanlar hanesindeki zilyetlik şerhinin silinerek “bu parselin … oğlu 1949 doğumlu …’ın zilyet olduğunun tespitine” bu şekilde beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verilmiş; dahili davalı kişiler vekili ve Hazine tarafından hüküm temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 30.06.2010 gün ve 2010/5798-9312 sayılı kararıyla onanmıştır.
Bu kez, davalılar vekili tarafından karar düzeltme istenmesi üzerine yapılan inceleme sonunda; Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 08/12/2010 gün ve 2010/13692-15423 E.K. sayılı kararıyla [”Dava; tapu kaydının beyanlar hanesindeki zilyetlik şerhinin iptali ve zilyet olduğu şerhinin yazılması niteliğindedir. Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1942-1943 yılları arasında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu, 26.12.1980 tarihinde ilân edilerek kesinleşen aplikasyon ve 1744 sayılı Kanunun 2. madde uygulaması, 1996 yılında yapılıp kesinleşen 3302 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması vardır. Dosya arasında bulunan nüfus kayıt suretlerinden davacı … (…) …’ın … İlçesi, … Mahallesi nüfusuna kayıtlı iken naklen … İlçesi, … … Mahallesi nüfusuna kaydının yapıldığı, … Köyü nüfusuna kayıtlı olmadığı anlaşılmaktadır. Hükmüne uyulan Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin yukarıda özeti yapılan bozma kararında “2924 sayılı Kanunun 11. maddesinin 4127 sayılı Kanun ile değişik hükmü uyarınca tutanağın beyanlar hanesinde tasarruf edenlerin isminin gösterilebilmesi için bu kişilerin orman köyü nüfusuna kayıtlı olması, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten geriye yönelik en az 5 yıl süre ile o yerde ikamet etmesinin gerekli olduğu” belirtilmiş olup davacı … Köyü nüfusuna kayıtlı olmadığı halde davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Bundan ayrı; kabule göre de, davacı çekişmeli taşınmazın babasından ırsen kendisine kaldığı iddiasıyla dava açtığı halde tüm mirasçılar arasında paylaşım yapılıp yapılmadığı, davacıya ne şekilde intikal ettiği yönünde gerekli inceleme ve araştırma yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesi ayrıca Hazine, çekişmeli taşınmazın tapu maliki olup davada kanunî hasım konumunda bulunduğu halde, Hazine aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğu yönünden reddine karar verilmesi de usûl ve kanuna aykırıdır. Dairenin onama kararı maddi yanılgıya dayalı olup Hazine, çekişmeli taşınmazın beyanlar hanesine konulan “ …. bu parsel …’nın tasarrufundadır” şerhinin silinmesi istemiyle her zaman dava açabileceği belirtilerek davanın reddine karar verilmesi gereğine değinilerek onama kararı kaldırılarak hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyularak 07.04.2011 gün ve 2011/3-234 E.K. sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davanın reddine ilişkin bu kararın davacı … vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 13/06/2012 gün ve 2011/14437 E. – 2012/8967 K. sayılı ilamıyla [” Mahkeme hükmü davacı … vekiline 04.08.2011 tarihinde tebliğ edilmiş, temyiz dilekçesi ise, 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi göndermesiyle H.U.M.K.’nun 432. maddesinde öngörülen 15 günlük kanunî süre geçirildikten sonra davacı … vekili tarafından 24.08.2011 tarihinde verilmiştir. Süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün ve 3/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtayca da bu yolda karar verilebileceğinden, süresinden sonra yapılan temyiz isteminin reddine karar verilmiş, davacı … vekili; mahkeme hükmünün kendilerine adlî tatil içersinde 04.08.2011 tarihinde tebliğ edilmiş olduğunu, genel mahkemede adlî tatil içerisinde yapılan tebligat üzerine yine adlî tatil içerisinde yapılan temyizin esasen süresinde kabulü gerektiği halde temyizin süresinde olmadığına ve temyiz isteminin süreden reddine ilişkin daire kararının maddî yanılgıdan kaynaklanmış olabileceğini ileri sürerek temyiz isteminin süreden reddine ilişkin daire kararının kaldırılarak, yerel mahkeme kararının bu süre içerisinde yeni yürürlüğe giren 6292 sayılı Kanun çerçevesinde bozulmasını istemiştir.
Davacı vekilinin karar düzeltme istemli dilekçesinin incelenmesinde; mahkeme hükmünün davacı … vekiline 04.08.2011 tarihinde adlî tatil içersinde tebliğ edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Temyiz dilekçesi de yine adlî tatil içersinde davacı … vekili tarafından 24.08.2011 tarihinde verilmiştir. Kural olarak; Adlî tatile tâbi olan dava
ve işlerde, 6100 sayılı Kanunun geçici 3. maddesi atfıyla H.U.M.K.’nun 432. maddesinde öngörülen 15 günlük kanunî temyiz süresinin bitmesi adlî tatile rastlaması halinde H.U.M.K.’nun 177. maddesi ve HMK nun 104. maddesine göre adlî talinin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılacağı hükmü gereğince davacı … vekilinin temyizinin süresinde kabulü ile Dairenin 13/06/2012 gün ve 2011/14437 E. – 2012/8967 K. sayılı ilâmı maddî yanılgıya dayalı olduğundan tamamen KALDIRILARAK işin esasının incelenmesine geçildi;
Davacı … vekilinin 18.05.2000 tarihinde mahkemeye sunduğu dava dilekçesindeki anlatıma göre, dava; Hazine adına kayıtlı bulunan taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesindeki davalı adına olan zilyetlik şerhinin iptali ile davacının zilyet olduğu şerhinin yazılması istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1942-1943 yılları arasında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu, 26.12.1980 tarihinde ilân edilerek kesinleşen aplikasyon ve 1744 sayılı Kanunun 2. madde uygulaması, 1996 yılında yapılıp kesinleşen 3302 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması vardır.
Her nekadar, dava tarihinde 2924 sayılı Kanunun yürürlükte olması nedeniyle; Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 11.12.2007 gün ve 2007/6580-7185 sayılı bozma kararında özetle; “2924 sayılı Kanunun 11. maddesinin 4127 sayılı Kanun ile değişik hükmü uyarınca tutanağın beyanlar hanesinde tasarruf edenlerin isminin gösterilebilmesi için bu kişilerin orman köyü nüfusuna kayıtlı olması, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten geriye yönelik en az 5 yıl süre ile o yerde ikamet etmesinin gerekli olduğu, davacının hukuki yarar sağlaması muhtemel olan zilyetlik olgusunu ispatlaması gerekeceğinden, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde gösterdikleri delillerin toplanarak sonucuna göre karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak kurulan hüküm Dairece önce onanmış ve karar düzeltme aşamasında ise, Dairece; dosya arasında bulunan nüfus kayıt suretlerinden davacı … (…) …’ın … İlçesi, … Mahallesi nüfusuna kayıtlı iken naklen … İlçesi, … … Mahallesi nüfusuna kaydının yapıldığı, … Köyü nüfusuna kayıtlı olmadığı anlaşılmaktadır. Açılan davanın reddi gereğine değinilerek hüküm bozulmuş ve mahkemece de bozmaya uyularak davanın reddine karar verilmişse de; yargılama devam ederken Resmî Gazetenin 27 Ocak 2009 gün ve 27123 sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren 15/01/2009 tarih ve 5831 sayılı Kanunun 8. maddesi ile 3402 sayılı Kanuna eklenen Ek 4 maddeye göre ilgili 1744, 2896 ve 3302 sayılı kanunlar çerçevesinde 2. madde ve 2/B madde uygulamaları nedeniyle bilim ve fen bakımından nitelik yitirmesi nedeniyle orman sınırları dışına çıkartılan yerlerde yapılacak kullanım kadastrosunda fiilî kullanım durumu dikkate alınmaktadır. 5831 sayılı Kanun yapılacak kullanım kadastrosunda fiilî kullanım durumunu öngördüğünden bu kanuna göre kullanım kadastrosu ve/veya tutanakların güncellenmesi kadastrosu yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa buna ilişkin düzenlenen kadastro tesbit tutanakları ile askı ilân tutanak ve cetvellerinin getirtilerek dosyaya konulması, taşınmaz başında fen, ziraat ve orman bilirkişi marifetiyle ve yerel bilirkişi yardımı ile yeniden yapılacak keşifte öncelikle çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde haritasındaki konumunun kadastro paftasının ve orman kadastro haritasının ölçekleri eşitlenerek yapılacak uygulamada yöntemine uygun biçimde saptanması, çekişmeli taşımazın konumu irtibatlı krokide gösterilmesi, ziraat bilirkişiden taşınmazın halihazır durumu, niteliği ve bitki örtüsü bakımından bilimsel rapor alınması, davacı ve davalı tarafın tanıkları iddia ve savunmaları doğrultusunda taşınmaz başında dinlenilmesi ve taşınmazın kimden kime kaldığı, kim tarafından ne şekilde ve ne kadar süre ile kullanıldığı, taşınmaz zilyetliğinin fiilen veya harici zilyetlik devir ve satış senediyle devredilmek suretiyle el değiştirip değiştirmediği ve halen taşınmazın kim tarafından ne şekilde kullanıldığı zilyetlik tanıklarından sorularak maddî olaylara dayalı yeterli bilgi alınması gerekir.
Ayrıca; Resmî Gazetenin 26 Nisan 2012 gün ve 28275 sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanununun 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. maddesi, 2896 ve 3302 sayılı kanunlar ile değişik 2/B maddesi gereğince, nitelik kaybı nedeniyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi, yeni orman alanlarının oluşturulması, nakline karar verilen Devlet ormanları içinde veya bitişiğinde bulunan köyler halkının yerleştirilmesi ve orman köylülerinin kalkındırılmasının desteklenmesi ile Hazineye ait tarım arazilerinin satışına ilişkin usûl ve esasların belirlenmesi amacıyla düzenlenen, 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı “Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun”, 26/04/2012 tarihli ve 28275 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak, aynı tarihte yürürlüğe girmiş ve aynı Kanunla 17/10/1983 tarihli ve 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun ile 16/2/1995 tarihli ve 4070 sayılı Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmış, 6831 sayılı Kanunun bazı maddelerinde de değişiklikler yapılmış, bu cümleden olarak, diğer bir çok hükmün yanı sıra, 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan alanlara ilişkin tapu kaydına konulan şerhlerin silinmesi, bu alanlar için Hazine tarafından dava açılmaması, açılan davlardan vazgeçilmesi ya da davaların durdurulması, tapusunun iptaline karar verilen taşınmazların tekrar tapu sahibine iadesi gibi konular düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerin, dava konusu taşınmazın niteliğine ve durumuna göre, görülmekte olan davaya etkisinin değerlendirilmesi, tutanağın bu şekilde kesinleşmesi halinde de sonraki aşamada 6292 sayılı Kanunun getirdiği yeni haklar gözetilmesi bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilip, oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı gerçek kişi vekilinin karar düzeltme isteminin KABÜLÜNE, Dairenin 13/06/2012 gün ve 2011/14437 E. – 2012/8967 K. sayılı ilâmıyla temyiz dilekçesinin süreden reddine ilişkin KARARININ KALDIRILARAK yerel mahkemenin 07/04/2011gün ve 2007/3 Esas – 2011/234 Karar sayılı hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 25/02/2013 günü oy birliği ile karar verildi.