YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/6555
KARAR NO : 2011/9959
KARAR TARİHİ : 15.09.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2007/17195-2008/4863 sayılı 27/03/2008 günlü onama-bozma kararında özetle: “1) Resmi belgelerin uygulanmasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi raporuyla çekişmeli taşınmazın krokisinde (A) ile gösterilen bölümün genel kadastroda çalılık olarak tapulama dışı bırakıldığı, eski tarihli haritalarda makilik olarak nitelendirildiği, tarım yapılmadığı, eğimin % 20-25 olduğu, bu özellikleri nedeniyle orman sayılan yerlerden olduğu belirlenip, orman sayılan yerlerin kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilemeyeceği gözetilerek çekişmeli taşınmazın (A) ile gösterilen bölüme ilişkin davasının reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından, davacı gerçek kişinin bu bölüme ilişkin tüm temyiz itirazının reddiyle bu bölüme ilişkin hükmün onanması gerekmiştir. 2) Resmi belgelerin uygulanmasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi kurulu raporuyla, çekişmeli taşınmazın bilirkişi krokisinde (B) ile gösterilen 4011.42 m2 yüzölçümündeki bölümünün eski tarihli memleket haritasında makilik olarak nitelendirildiği, Batı ve Güneyden tapulama harici bırakılmış aynı nitelikteki taşınmazlar ve ötesinde orman, Kuzeyden kuru dere ötesi çalılık, Doğudan ise orman olarak tesciline karar verilen taşınmazın diğer bölümüne sınır olduğu, eğimin % 8-10 olduğu, sonuç olarak taşınmazın bu bölümünün 6831 sayılı Yasanın 1/J maddesi gereğince orman sayılmayan yerlerden olduğu bildirilmişse de, (A) ve (B) bölümü memleket haritasında aynı yerde işaretlendiği halde, ne şekilde (A) bölümünün orman (B) bölümünün ise makilik ve açık alan olarak nitelendirildiği yönündeki çelişkinin giderilmemiş, taşınmazın eğimi memleket haritasındaki münhanilere göre ölçülmeyip, taşınmazın bitki örtüsü çevresi özellikle Doğudan orman niteliğiyle Hazine adına tesciline karar verilen (A) bölümüne sınır olduğu gözetildiğinde, (B) ile gösterilen bölümünün orman sayılan diğer bölümlerden farkı, imar ihyaya konu edilip edilmediği, edildi ise, ne şekilde edildiği ve hangi tarihte bittiği, kaç yıldır ne şekilde zilyet edildiği yönündeki gerek teknik bilirkişi raporları, gerekse yerel bilirkişi ve tanık beyanları soyut olduğu gibi bu bölümün orman içi açıklığı olup olmadığı da tartışılmamıştır.
Diğer taraftan, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu yapılmadığı, arazi kadastrosunda çalılık olarak tapulama dışı bırakıldığı, eski tarihli memleket haritasında makilik alan olarak belirlendiği, gerçek kişi adına tesciline karar verilen (B) bölümünün Doğudan orman olarak tesciline karar verilen (A) bölümüne bitişik olduğu dikkate alındığında, taşınmazın orman niteliğiyle tapulama dışı bırakılıp bırakılmadığı üzerinde durulmamış, orman olarak tapulama dışı bırakılan yerlerin, orman kadastrosu yapılıp kesinleşene kadar orman sayılan yerlerden olduğu göz ardı edilmiştir. 3402 sayılı Yasanın uygulanmaya başlandığı tarihe kadar sınırları belirlenerek kadastrosu yapılacağı ilan edilen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmakta, diğer anlatımla, arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamakta, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılmış ve kesinleşmiş ise bu işleme ait kayıtlar, birliğin tapu kütüğüne olduğu gibi aktarılmaktaydı. Bu uygulama, 3402 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihe kadar sürdürülmüş, 3402 sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan Yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya, meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir. Somut olayda arazi kadastrosu 5602 Sayılı Yasa hükümleri gereğince yapıldığından uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.
Her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, memleket haritasında makilik olarak nitelendirildiğini, 35-40 yıldır tarım alanı olarak kullandığını bildirmişlerse de, uzman bilirkişi kurulu ve fen elemanı bilirkişi tarafından, davaya konu taşınmazın 1960 yılında yapılan genel kadastroda/Tapulamada çalılık olarak tesbit dışı bırakıldığı, Batı ve Güneyden makilik nitelikli devlet ormanına sınır olduğu, arada ayırıcı unsur bulunmadığı belirlendiğine, arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri nazara alındığında, davaya konu taşınmazın da yer aldığı arazi bölümünün orman olarak tesbit dışı bırakılıp bırakılmadığı araştırılıp tartışılmalıdır. O halde mahkemece usulüne uygun orman araştırması ve zilyetlik araştırması yapılması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi ” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davacının davasının reddine, davalılar Hazine ve Orman Yönetiminin davalarının kabulü ile 07.04.2010 günlü fen bilirkişi krokisinde (B) ile gösterilen 4011,42 m² yüzölçümündeki taşınmazın orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca genel arazi kadastrosunda tapulama dışı bırakılmış taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle tapuya tesciline ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır. Taşınmazın bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu işlemi 1960 yılında yapılmış ve 17.06.1960 ila 16.07.1960 tarihinde kesinleşmiş, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yer çalılık olarak tapulama dışı bırakılmıştır. Kesinleşme tarihi ile davanın açıldığı tarih arasında 20 yıllık süre geçmiştir.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 15.09.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.