Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/12042 E. 2013/1350 K. 18.02.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12042
KARAR NO : 2013/1350
KARAR TARİHİ : 18.02.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, … Köyü 102 ada 1 parsel sayılı 4181959.70 m2 yüzölçümlü taşınmaz, orman niteliği ile Hazine adına tesbit ve tescil edilmiştir. Davacı …, 20.09.2010 tarihli dava dilekçesi ile, bu taşınmaz içinde murisleri … …’tan kendilerine intikal eden 3 parça tapulu ve zilyetliklerinde bulunan tarlalarının kaldığını belirtip, tapu kaydına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak bu bölümlerin adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, 13.07.2011 tarihli krokide (A) harfi ile gösterilen 4110,32 m2, (B) harfi ile gösterilen 2003,95 m2 ve (C) harfi ile gösterilen 1931,55 m2’lik bölümlerin tapu kaydının iptali ile kök muris AbdurrahmaYeşilyurt mirasçıları adlarına tapuya tesciline karar verimiş, hüküm davalı Hazine ve Orman Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tapu iptali ve tescile ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde 5304 sayılı Kanun ile değişik 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi hükmüne göre orman sınırlandırması yapılmış, davalı taşınmazlar orman sınırları içinde bırakılmıştır.
Orman kadastrosu işlemleri 29.06.2010 – 28.07.2010 tarihleri arasında kısmî ilâna çıkartılarak, bu süre içinde itiraz edilmeyen taşınmazlar yönünden kesinleşmiştir. Mahkemece; bilirkişi raporuna ekli krokide (A), (B) ve (C) harfleri ile gösterilen kısımların kültür arazisi olduğu ve davacılar yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de, incelenen dosya kapsamına, yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporuna göre mahkemenin değerlendirmesi yerinde değildir. Şöyle ki; davacı, dava dilekçesinde tapu kaydına dayandığı halde, tapu kayıtları ilk oluştuğu günden itibaren tüm gittileri ile birlikte getirtilmemiş, kadastro sırasında başka bir parsele revizyon görüp görmediği araştırılmamış, keşif sırasında mahalli bilirkişi yardımıyla uygulanarak, dava konusu taşınmazlara uyup uymadığı ve miktarı ile geçerli kapsamı tam olarak belirlenmemiştir.
10.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 sayılı Kanunun 4/3. maddesi; “çalışma alanında orman bulunması ve 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman kadastrosuna başlanılmamış olması halinde, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tespiti kadastro ekibi tarafından yapılır ve bu durum ekip tarafından iki ay önce Orman Genel Müdürlüğüne bildirilir. Buna karşılık, iki ay içinde kadastro komisyonlarınca orman sınırlarının belirlenmemesi halinde kadastro çalışma alanı sınırları kadastro ekiplerince belirlenir ve çalışmalar bu kanun hükümlerine göre yürütülür. Kadastro ekiplerince bu şekilde tespit ve ilân edilen yerlerde orman kadastro işlemleri de ikmal edilmiş sayılır. Orman kadastrosu kesinleşmiş yerlerde bu sınırlara aynen uyulur.” şeklinde iken 22/02/2005 tarihli ve 5304 sayılı Kanun ile sözü edilen üçüncü fıkra değiştirilmiş ve aynı maddeye 4, 5 ve 6 ıncı fıkralar eklenmiştir. Bu değişiklikte 3. fıkra
“çalışma alanında orman bulunması ve 6831 sayılı Orman Kanununa göre orman kadastrosuna başlanılmamış olması halinde, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tesbiti kadastro ekibi tarafından yapılır. Ancak; bu çalışmalarda kadastro ekibine Orman Genel Müdürlüğü taşra teşkilatınca görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi veya ziraat mühendisinin bildirimden itibaren 7 gün içinde iştirak ettirilmesi zorunludur. Bu çalışmalara muhtar ve bilirkişilerin katılmaması halinde, çalışmalar resen devam ettirilir.” şeklini almış, eklenen 5. fıkrada ise “çalışma alanındaki ormanların bu ekipçe sınırlandırılma ve tesbitleri yapılarak otuz günlük kısmî ilâna alınır. Bu alanlarda orman kadastrosu yapılmış sayılır” hükmüne yer verilmiştir.
Yine 27.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5831 sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanununun 7. maddesinin birinci fıkrasının sonuna; “ancak, henüz orman kadastrosuna başlanılmamış yerlerde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu hükümlerine göre belirlenen orman sınırı, orman kadastro komisyonlarınca belirlenen orman sınırı niteliğini kazanır” cümlesi eklenmek suretiyle 6831 sayılı Kanun hükümleri, 3402 sayılı Kanun hükümleri ile uyumlu hale getirilmiştir.
Yukarıda belirtilen kanunların getirdiği bu yeni düzenlemeler ışığında somut olaya bakıldığında; dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca orman kadastro çalışmalarının yapıldığı, kadastro ekiplerince dava konusu taşınmazın orman niteliğiyle Hazine adına tespit ve tescil edildiği ve kamu malı niteliğini kazandığı, 3402 sayılı Kanunun 16/D maddesinde “Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ormanlar, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde, özel kanunları hükümlerine tabi olduğu”nun belirtildiği, bu nedenle ormanlar hakkında özel kanun olan 6831 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği ve 6831 sayılı Kanunun 11/1. maddesinde de orman kadastrosunun kesinleşmesinden sonra tapulu taşınmazlarda tapu sahiplerinin 10 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açabilecekleri hükmüne yer verildiği, bu ilkelerin H.G.K.’nun 08.06.2005 gün 2005/20 – 327 – 377 sayılı ve 28.06.2006 gün 2006/20 – 467 – 494 sayılı kararlarında da aynen benimsendiği anlaşılmakla, zilyetliğe dayalı tescil kararı verilmesi doğru değildir.
O halde, öncelikle davacının dayandığı tapu kayıtlarının ilk oluştuğu günden itibaren tüm gittileri ile birlikte getirtilip ve kadastroda revizyon gördüğü parseller Tapu Müdürlüğünden sorularak, bundan sonra bir orman bilirkişi, bir harita mühendisi veya fen bilirkişi ve mahalli bilirkişi aracılığıyla keşif yapılmalıdır.
Mahkemece, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, çekişmeli taşınmazlar ile birlikte … araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazların öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hâkim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulanacak kesinleşmiş tahdit haritası ile irtibatlı, taşınmazların konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazların konumunu … parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, duraksamaya yer vermeyecek nitelikte kroki düzenlettirilmelidir.
Böylesine yapılan bir araştırma sonucu taşınmazların orman sayılan yerlerden olduğunun anlaşılması halinde, 13/07/1945 tarihinde yürürlüğü geçen 4785 sayılı Kanunun l. maddesi gereğince tapu kaydının yasal değerinin olmayacağı, ormanlar tevzii, iskan ve başka bir suretle kişiler adına özel mülk olarak tescil edilemeyeceği düşünülmelidir. Taşınmazların orman sayılmayan yerlerden olduğu sonucuna varılırsa, dayanak tapu kayıtları yerine uygulanmalı, sınırlar zeminde mahalli bilirkişi yardımıyla tek tek bulunarak ve fen bilirkişi krokisi üzerine yazılarak keşfi izleme olanağı sağlanmalı, sınırların doğruluğu komşu parsel malikleri ile bağ kurularak şüpheye yer vermeyecek şekilde tesbit edilmeli, tapu kaydı başka parsellere de revizyon görmüş ise nazara alınmalı, tapu kaydının sınırlarında bayır okuması nedeniyle 3402 sayılı Kanunun 20/C maddesi gereğince miktarı ile geçerli kapsamı tayin olunmalı, miktar fazlasının sınırdaki ormandan açıldığı ve zilyetlikle kazanılamayacağı gözönünde bulundurulmalıdır. Dava konusu taşınmazlara tapu kaydının uymadığı veya tapu kaydının miktarı ile geçerli kapsamı içinde kalmadığının belirlenmesi halinde ise, orman kadastrosunun kesinleştiği ve on yıllık süre içinde zilyetliğe dayalı dava açılamayacağı nazara alınarak davanın reddine karar verilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Orman Yönetimi ve Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 18/02/2013 gününde oy birliği ile karar verildi.