Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/11079 E. 2022/5425 K. 12.04.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/11079
KARAR NO : 2022/5425
KARAR TARİHİ : 12.04.2022

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava, 5434 sayılı Yasa iştirakçilerine yapılan protez, ortez ve tibbi cihaz ve malzeme bedellerinin faturalarının arkasına sigortalıların isimlerinin yazılması suretiyle davacı şirketin davalı Kurum ile yaptığı 1999 yılından süre gelen sözleşme çerçevesinde kurumdan tahsiline ilişkin yapılan uygulama sırasında davacı şirketin iki elemanı hakkında sahte reçete ve sağlık raporu tanzim edildiği iddiası ile davalı Kurumca sözleşme kapsamında yapılması gereken ödemelerin yapılmaması nedeniyle kesilen fatura bedelleri toplamı 257,025,96 TL’nin davalı Kurumdan faizi ile tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak, ilamında belirtilen gerekçelerle yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile usulden reddine dair karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 22/03/2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davacı adına Av. … ile davalı Kurum adına Av. … Tutar geldiler. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Eldeki davada, davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde açıldığı, Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.12.2008 tarihli kararı ile dava dilekçesinin görev yönünden reddiyle dosyanın görevli İş Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, dosya kendisine gelen Beyoğlu İŞ Mahkemesinin 09.11.2010 tarihli kararı ile davaya bakmakla görevli mahkemenin “genel mahkeme olduğu” gerekçesi ile dosyada oluşan görev uyuşmazlığının çözümlenmesi için dava dosyasının ekleri ile beraber 17. Hukuk Dairesine gönderildiği, 17. Hukuk Dairesinin 2011/907 Esas, 2011/11107 Karar ve 23.11.2011 tarihli kararı ile de “…..Somut olayda; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.03.2006 tarih, 2006/21-5 Esas, 2006/33 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, davacı şirket, Bağ-Kur ve SSK sağlık mevzuatı uyarınca davalı kurum tarafından sigortalı ve hak sahiplerine yapılması gereken sağlık yardımlarına ilişkin alacak haklarının, ilgili sigortalılar tarafından kendisine temlik edilmesi üzerine davasını ikame ettiğine göre, uyuşmazlığın temelinde Kurumun sağlamakla yükümlü olduğu yardımların ödettirilmesi isteğinin olduğu, bu hakkın sigortalılar tarafından davacı şirkete temlik edilmesinin, uyuşmazlığın 1479 ve 506 sayılı kanunlardan kaynaklandığı gerçeğini değiştirmeyeceği, bu nedenle de uyuşmazlığa bakma görevinin iş mahkemesine ait olduğu anlaşılmakla, davanın Beyoğlu 1. İş Mahkemesi’nce görülüp sonuçlandırılması gerekir” denilerek ve sonuç olarak.. “Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK.nun 21. ve 22. maddeleri gereğince Beyoğlu 1. İş Mahkemesinin yargı yeri olarak belirlenmesine” dair karar verildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmese bile resen gözetilmesi gerekir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 21. maddesine göre;
“a) Davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkemenin davaya bakmasına herhangi bir engel çıkarsa.
b) İki mahkeme arasında yargı çevrelerinin sınırlarının belirlenmesi konusunda bir tereddüt ortaya çıkarsa.
c) İki mahkeme de görevsizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşirse.
ç) Kesin yetki hâllerinde, iki mahkeme de yetkisizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşirse” davaya bakacak mahkemenin tayini için yargı yeri belirlenmesi yoluna başvurulur.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 22. maddesine göre, yetkili mahkemenin bir davaya bakmasına herhangi bir engel bulunduğu yahut iki mahkeme arasında yargı çevrelerinin sınırlarının belirlenmesinde tereddüt ortaya çıktığı takdirde, yetkili mahkemenin tayininde, ilk derece mahkemeleri için bölge adliye mahkemelerine, bölge adliye mahkemeleri için Yargıtay’a başvurulur. İki mahkemenin aynı dava hakkında göreve veya yetkiye ilişkin olarak verdikleri kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleştiği takdirde, görevli veya yetkili mahkeme, ilgisine göre bölge adliye mahkemesince veya Yargıtay’ca belirlenir. Bölge adliye mahkemesince veya Yargıtay’ca verilen yargı yeri belirlenmesi ile kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararlar, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar. Yargıtay ilgili dairesinin yargı yerini (davaya bakacak olan mahkemeyi) belirleyen kararına karşı temyiz veya karar düzeltme yoluna başvurulamayacağı gibi, Yargıtay’ın kendisini görevli bulduğu için yargı yeri olarak belirttiği mahkeme, direnme kararı veremez (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C.I, s. 671).
Öte yandan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.06.1942 tarihli ve 1942/26-16 sayılı kararında, merci tayini kararlarının, davaya daha sonra bakacak yerel mahkemeleri olduğu gibi Yargıtay Dairelerini de bağlayacağı belirtilmiştir.
Bununla birlikte kamu düzeninden olsa da usule ilişkin çekişmelerin bir an önce sonuçlandırılıp uyuşmazlığın esasına girilmesi ve yargılamanın makul sürede bitirilmesi de hukuk yargılamasının temel amaçlarındandır. Hiç şüphesiz bu amacın sağlanmasına yönelik olarak vazedilen kurallar da kamu düzenindendir (HMK 30; 138). Nitekim kanun koyucu, göreve ilişkin sorunların sürekli olarak devam etmemesi ve bir an önce halli ile davanın esasının incelenmesi için 6100 sayılı HMK’nın 23/2 maddesini kabul etmiştir.
6100 sayılı HMK’nın 23/2 maddesinde “Bölge adliye mahkemesince veya Yargıtay’ca verilen yargı yeri belirlenmesi ile kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararlar, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar.” hükmü düzenlenmiştir. Yargıtay’ca verilen merci tayini kararları ile kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve ve yetkiye ilişkin kararların bağlayıcılığı sadece ilk derece ve bölge adliye mahkemeleri için değil daha sonra temyiz incelemesi yapacak Yargıtay dairesi için de geçerlidir (HGK 2011/1-768 E, 2012/96 K).
Eldeki davada ise, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2011/907 Esas, 2011/11107 Karar ve 23.11.2011 tarihli kararı ile davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkemenin “Beyoğlu İş Mahkemesi” olarak belirtilmesi ve bu kararın HMK’nın 23/2 maddesi uyarınca bağlayıcı nitelikte bulunması karşısında, görevli ve yetkili mahkemenin iş Mahkemesi olduğu açıktır.
O halde mahkemece esasa girilerek inceleme yapılması, delillerin toplanıp değerlendirilmesi ve talep hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle ve hangi yargı kolunun görevli olduğu hususu gerekçede belirtilmeksizin yargı yolunun caiz olmaması nedeni ile usulden reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde; davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgiye iadesine, davacı avukatı yararına takdir edilen 3.815,00 TL duruşma avukatlık parasının davalı Kuruma yükletilmesine,
12.04.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.