Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2013/95 E. 2013/4603 K. 18.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/95
KARAR NO : 2013/4603
KARAR TARİHİ : 18.04.2013

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki kadastro tesbitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılardan … ve Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Kadastro sırasında Ortaköy Köyü 110 ada 8 ve 9 parsel sayılı sırasıyla 21062,30 ve 36354,58 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar, davalı olduğundan söz edilerek malikhaneleri açık bırakılmak suretiyle tesbit edilmiştir. Tesbitten önce davacı … Kısacık ve arkadaşları tarafından, Hazine, …, … ile … ve arkadaşları aleyhine asliye hukuk mahkemesine açılan tescil davası görevsizlik kararı ile kadastro mahkemesine aktarılmıştır. Mahkemece davanın reddine, taşınmazların tesbit gibi tapuya tescillerine karar verilmiş; hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 14/06/2004 tarih 2004/1967 – 2346 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; ”Mahkemece, davacıların kendilerine verilen kesin önel içersinde keşif giderlerini mahkeme veznesine depo etmedikleri, keşfe dayanan delillerinden vazgeçtikleri gerekçe gösterilerek 3402 sayılı Kadastro Kanununun 36. maddesi hükmü uyarınca davanın reddine, taşınmazların tesbit gibi tesciline karar verilmiştir. Dava konusu 110 ada 8 ve 9 parsel sayılı taşınmazlar, davalı olduklarından söz edilerek 3402 sayılı Kadastro Kanununun 5. maddesi hükmü uyarınca malik haneleri açık bırakılmak suretiyle tesbit edilmiştir. Kural olarak; kadastro hâkimi infazı mümkün doğru sicil oluşturmakla yükümlüdür. Dava konusu taşınmazlarla ilgili bir tesbit bulunmadığı, malik hanelerinin açık bırakıldığı dikkate alındığında mahkemece dava konusu taşınmazların tesbit gibi tesciline karar verilmesi isabetsizdir.” denilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyulmuş, davanın kısmen kabulüne, Ortaköy Beldesi Cuma Mahallesi Muhtarlığının kamu tüzel kişiliği olmadığından davanın bu davalı bakımından pasif husumet ehliyeti yokluğundan reddine, Ortaköy Beldesi, Akçaot Mevkiinde kain, 110 ada 8 parsel sayılı taşınmazın tesbitteki miktar ve vasıf gibi davalılardan … adına tapuya tesciline, 110 ada 9 parsel sayılı taşınmazın tesbitteki miktar ve vasıf gibi, dosyada bulunan Kocaali Sulh Hukuk Mahkemesinin 07.04.2005 tarihli, 2005/47 E. ve 2005/68 K. sayılı veraset ilâmı uyarınca verasetten iştirakli olarak muris Mustafa Kısacık mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmiş hüküm davalılardan … ve Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tesbitine itiraza ilişkindir.Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde 1975 yılında 6831 sayılı Kanuna göre orman kadastrosu 1744 sayılı Kanun gereği 2. madde çalışmaları yapılarak kesinleşmiş, 1991 yılında 3302 sayılı Kanuna göre 2/B madde uygulaması yapılmıştır.
Dava konusu taşınmazlar asliye hukuk mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek kadastro tutanakları malik hanesi açık olarak kadastro mahkemesine aktarılmıştır.  Bu nedenle, 3402 sayılı Kanunun 30/2. madde hükmüne göre kadastro mahkemesince re’sen yapılacak araştırma ile taşınmazların niteliği ve maliklerinin belirlemesi zorunlu olduğu halde çekişmeli 110 ada 8 ve 9 parsel sayılı taşınmazların orman sayılan yerlerden olup olmadığının tesbiti için eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarına dayalı olarak usûlüne uygun orman araştırması yapılmamış, orman bilirkişi tarafından kesinleşmiş tahdide dayalı olarak yapılan inceleme ve düzenlenen kroki de yeterli değildir. Çekişmeli taşınmazlara komşu parsellerde bulunan taşınmazların kadastro tutanakları ve dayanağı belgeleri ile oluşmuşlarsa tapu kayıtları, davalı iseler dava dosyaları getirtilmemiştir. Zilyetlik araştırmasında ise, mahalli bilirkişi ve tanıkların soyut beyanları ile yetinilmiş, olaylara dayalı somut beyanları alınmamıştır.
Bu şekilde, eksik araştırma ve incelemeye, bilirkişinin yetersiz raporuna dayanılarak hüküm kurulamaz.
Bu nedenle, mahkemece, öncelikle dava konusu taşınmazların bulunduğu yörede yapıldığı anlaşılan orman tahdidine ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilân tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneğini ile eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek üç mühendis ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmazlar ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazların öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; tahdit hattına göre konumları belirlenmeli, kesinleşmiş tahdit haritası ile irtibatlı taşınmazların konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazların konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, duraksamaya yer vermeyecek nitelikte kroki düzenlettirilmeli ve yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalıdır.
Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazların orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak, yapılacak keşifte; varsa dayanak vergi kayıtları uygulanmalı, tarım uzman bilirkişi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, bu yolda rapor alınmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları getirtilip uygulanmalı; bu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; zilyetlik tanıkları ve mahallî bilirkişi taşınmazlar başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; tesbit tarihine kadar dahili davalı kişiler yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca tesbit maliki kişiler ve miras bırakanları veya satın aldığı kişiler yönünden tapu ve kadastro müdürlükleri ile
mahkeme yazı işleri müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı Kanunun 03.07.2005 gün 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü de nazara alınarak sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanmalı, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
Kabule göre de; çekişmeli 110 ada 8 parselin dosya içersinde bulunan 25/12/1981 tarihli satış senedine dayanılarak davalı … adına tesciline karar verilmişse de, adı geçen satış senedinin içeriğinden alıcısının Ali Kıroğlu olduğu anlaşılmakla yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Hazinenin ve davalı …’nun temyiz itirazlarının kabulü ile usûl ve kanuna uygun olmayan hükmün BOZULMASINA, alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 18/04/2013 günü oy birliği ile karar verildi.