Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/12700 E. 2013/4763 K. 29.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12700
KARAR NO : 2013/4763
KARAR TARİHİ : 29.04.2013

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi (Beykoz Kad. Mah.)

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine ve Orman Yönetimi vekilleri tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R

Kadastro sırasında, Beykoz İlçesi, … Köyü, 133 parsel sayılı 45060,00 m² yüzölçümündeki taşınmaz, Haziran 1945 tarih 103 ve 104 sıra numaralı tapu kayıtlarına dayanılarak tarla niteliğiyle Hazine adına tespit edilmiştir.
Davacı vekili 22.09.1997 tarihli dilekçeyle, Beykoz İlçesi, Poyrazköy Köyünde müvekkilinin murisi Bilecik Mebusu İbrahim Ethem adına kayıtlı Ocak 1931 tarih ve 2 sıra numaralı tapu kaydı kapsamında ki, 2 dönüm 2 evlek (2297,50 m²) miktarındaki taşınmazın yörede yapılan kadastro tesbiti sırasında orman kadastro sınırları içinde kaldığı düşünülerek ölçülmediğini, ancak; taşınmazın tahdid dışında olduğu iddiasıyla taşınmazın müvekkili adına tescilini istemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ve fen bilirkişisinin krokisinde (A) harfi ile gösterdiği 2297,39 m² yüzölçümündeki bölümünün (kadastro sırasında Hazine adına tesbit edilen 133 sayılı parsel içinde kalmaktadır.) en son parsel sayısı verilmek suretiyle davacı … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine ile Orman Yönetimi vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekilinin tescil talebiyle açtığı dava, çekişmeli 133 parsel sayılı taşınmazın, davacı vekilinin dava açtığı tarihte Beykoz Kadastro Mahkemesinin 1990/4 (bozma sonrasında 2004/4 esas sayısını almıştır) esas sayılı dosyasında derdest ve davalı olması nedeniyle anılan dosyaya asli müdahale niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 1939 yılında 3116 sayılı Kanun gereğince yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ile 1985 yılında 2896 sayılı kanuna göre yapılan aplikasyon ve 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması vardır.
1-) Orman Yönetiminin temyiz itirazları yönünden;
Dava konusu 133 parsel sayılı taşınmaz Haziran 1945 tarih 103 ve 104 sıra numaralı tapu kayıtları uygulanarak tarla niteliğiyle Hazine adına tespit edilmiştir. Mahkemece, 21.11.2000 tarihli celsede dava tescil davası mahiyetinde olduğundan bahisle davacı vekiline verilen süre üzerine, davacı vekilinin 12.12.2000 tarihli dahili dava dilekçesiyle Orman Yönetimi davaya dahil edilmiş ise de, mevcut kadastro tesbitine göre, Orman Yönetimin davada taraf sıfatı bulunmamaktadır. Davada, husumet dava şartı olup kamu düzenine dair bulunması nedeniyle, mahkemece, yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gereken bir husustur. Bu durumda, mahkemece, davacı gerçek kişinin Orman Yönetimine karşı açtığı davanın pasif sıfat yokluğu (husumet ehliyeti) sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, Orman Yönetimi vekilinin temyiz itirazlarının bu nedenle kabulüne karar vermek gerekmiştir.
2-) Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece, fen bilirkişisi krokisinde (A) harfi ile gösterilen bölümün davacı adına tesciline karar verilmiş ise de, yapılan inceleme ve araştırma, yazılı biçimde hüküm kurulmasına yeterli değildir. Şöyle ki, dava konusu çekişmeli 133 parsel sayılı taşınmaz mahkemenin 1969/196 esas sayılı dosyasında da dava konusu olmuş, (Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin bozma kararları sonrasında sırasıyla, 1978/50, 1990/4 ve 2004/4 esas sayılarını almıştır) mahkemenin, 20.04.1999 tarih ve 1990/4 – 199/45 sayılı kararıyla, 133 parsel sayılı taşınmaz içinde ve bilirkişi krokisinde (B) harfi ile gösterilen bölümün Ocak 1931 tarih ve 1 sayılı sicilden gelen Ocak 1931 tarih 3 sayılı tapunun kapsamında kaldığı gerekçesiyle bu bölümün bu dosyanın davacı gerçek kişileri adına tapuya tesciline karar verilmiş ve mahkemece verilen bu karar krokide (B) ile gösterilen bölüm yönünden Yargıtay 7. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleşmiş, diğer bölümler yönünden bozulmuş, bozulan bölümler yönünden mahkemece 14.02.2005 tarih ve 2004/5 -2005/5 sayılı karar ile kurulan hüküm ise, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 26.09.2006 tarih ve 2006/2800 E, 2006/2858 K, sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir.
Kadastro davalarında, tutanak aslının dosyada bulundurulması ve çelişkili kararların verilmemesi ve infaz sırasında tereddüt yaratılmaması bakımından aynı parsel hakkında açılan davaların birleştirilerek görülmesi ve taşınmaz hakkında tek sicil (kayıt) oluşturulması usûl hükmü gereğidir. Dava konusu parsel, davanın açıldığı tarihte aynı mahkemenin 1990/4 esas sayılı dosyasında da dava konusu olduğu halde (Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin bozması öncesinde 1969/196 esas, bozma kararları sonrasında ise sırasıyla, 1978/50, 1990/4 ve 2004/4 Esas sayılarını almıştır), aynı parsele yönelik açılan dosyalar birleştirilmeden ayrı ayrı görülmesi isabetsiz olmuştur. Ne var ki, 2004/5 esas sayılı dosya, yukarıda vurgulandığı üzere, hükme bağlanmış ve kesinleşmiştir. Bir başka deyişle; sözü edilen dava görülmekte olan dava niteliğini kaybetmiştir. Ancak, bu iki dosyanın birleştirilmemesi aşağıda açıklanan çelişkinin doğmasına sebep olmuştur. Temyize konu işbu davanın davacısı Ocak 1931 tarih 2 sıra numaralı tapu kaydına, mahkemenin kesinleşen 2004/5 sayılı dosyasının davacıları ise, Ocak 1931 tarih 3 sıra numaralı tapu kaydına dayanmışlardır. Her iki tapu kaydı da, Ocak 1931 tarih 1 sıra numaralı tapu kaydının ifrazı sonucu oluşmuştur, yani dayanak tapu kayıtları aynı kök tapu kaydından gelmektedir. Mahkemece, dayanak tapu kaydı kapsamında kaldığı gerekçesiyle kabule konu olan bilirkişi krokisinde (A) ile gösterilen bölüm ile aynı kökten gelen mahkemenin kesinleşen kararına konu dayanak bilirkişi krokisinde (B) harfi ile gösterilen bölüm aynı tapunun ifrazı ile oluştuklarından normal şartlarda aynı sicilden gelen tapu kaydı kapsamında kaldığı iddia edilen bu bölümlerin birbirine bitişik olması gerekirken, mahkemece yapılan uygulama ile her iki taşınmaz arasında boşluk bırakılmıştır. Bilirkişi tarafından da bu boşluğun neden kaynaklandığı da açıklanmamıştır. Ayrıca, davacının dayandığı dayanak Ocak 1931 tarih 2 sıra numaralı tapu kaydının özelikle “Ön: Kumluk” ve “Sol taraf: Kumdere” sınırları ile diğer hudutları mahalline yeterli şekilde uygulanıp kapsamı belirlenmemiş ve ayrıca; kumluk sınırının, ancak kıyı kenar çizgisinden sonra gelebileceği düşünülmemiş, kıyı kenar çizgisinin belirlenip belirlenmediği araştırılmamıştır.
3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun “kıyı kenar çizgisi” belirleme yöntemine ilişkin 5 ve 9. maddeleri, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı kapsamı dışında bırakılmış; anılan kanun maddesinin uygulanmasına yorum getiren ve görülmekte olan davalarda dikkate alınması zorunlu bulunan 28.11.1997 gün ve 5/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında “kural olarak, mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisi belirlenmesi görevinin adli yargıya ait olduğuna; ancak, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen, kanuni süresinde idarî yargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idare tarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygun şekilde kıyı kenar çizgisi adli yargı tarafından saptanması gerektiğine” işaret edilmiştir.
Somut olayda; dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede idarece 3621 sayılı Kanun hükümleri uyarınca kıyı kenar çizgisi tespitinin yapılıp yapılmadığı bilinmemektedir.
O halde; mahkemece yapılacak iş, öncelikle Ocak 1931 tarih 1 sıra numaralı tapu kaydının ifrazına ilişkin tüm belgeler ve varsa krokisi, idare tarafından 3621 sayılı Kanunun 9. maddesi hükmüne göre düzenlenen “kıyı kenar çizgisi” haritasının bulunup bulunmadığı idareden sorulmalı, varsa, kıyı kenar çizgisi saptanması sırasında kullanılan ve oluşturulan işlemli tüm evrak, belge ve haritalar ilgili yerlerden getirildikten sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız yerel ve önceki bilirkişiler dışında harita mühendisi, jeolog ve jeomorfologların bulunduğu yeni bir bilirkişi kurulu oluşturularak, kıyı kenar çizgisi İdare tarafından belirlenmiş ise, uzman bilirkişiler aracılığıyla mahalline uygulanmalı ve bilirkişilere denetime elverişli biçimde kroki düzenlettirilmelidir. İdare tarafından kıyı kenar çizgisi belirlenmemiş ise, kıyı kenar çizgisi saptanması sırasında kullanılan ve oluşturulan işlemli tüm evrak, belge ve haritalar getirtilip tüm kayıtların uygulanması sağlanmalı, gerektiğinde değişik kodlardan toprak örnekleri alınıp analizler yaptırılmalı, mevsimsel etkiler de gözönünde tutularak yukarıda yapılan kıyı kenar çizgisi tanımına uygun biçimde kıyı kenar çizgisi saptanmalı ve belirlenen çizgi harita mühendisi uzman bilirkişinin krokisine kuşkuya yer bırakmayacak biçimde yansıtılmalı, davacı gerçek kişinin dayandığı Ocak 1931 tarih 2 sıra numaralı tapu kaydı yöntemince zemine uygulanıp, sınırlar tek tek yerel bilirkişilerden sorulmalı, kayıtlarda tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, varsa ifraz krokisi harita mühendisi aracılığıyla mahalline uygulanarak kapsamı 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20/A maddesi gereğince belirlenmeli, yine kaydın kumluk ve kumdere okuyan sınırları özellikle tereddütte mahal bırakmayacak şekilde saptanmalı, kumluk sınırının kıyı kenar çizgisi içinde olamayacağı ve tapu kaydının kumluk ve kumdere sınırı itibariyle değişebilir nitelikteki sınır içermesi nedeniyle 3402 sayılı Kanunun 20/C madde hükmüne göre ancak miktarı ile geçerli olacağı gözetilmeli, uzman bilirkişiden, kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri gösteren ve 2004/5 sayılı dosyada Ocak 1931 tarih 3 sayılı tapunun kapsamında kaldığı gerekçesiyle kişi adına kesinleşen taşınmaz ile iş bu dava da dayanılan tapu kaydının kapsadığı taşınmaz arasında boşluk kalması halinde bu boşluğun neden kaynaklandığı da açıklayacak şekilde krokili rapor alınmalı ve dayanak tapu kaydının hudutları kesin olarak saptandıktan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Ayrıca, dava kadastro tesbitine itiraza ilişkin olup, eldeki bu dava nedeniyle 133 parsel sayılı taşınmazın kadastro tesbiti kesinleşmemiştir. Bu nedenle, 133 parsel sayılı taşınmaz içinde yer alan kabule konu krokide (A) harfi ile gösterilen 2297,39 m² yüzölçümündeki bölüm dışında, 133 parselin geriye kalan bölümü hakkında sicil oluşturulmaması da doğru değildir.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda bir ve iki numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle; Hazine ve Orman Yönetimi vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, temyiz harcını istek halinde yatıran Orman Yönetimine iadesine 29.04.2013 günü oy birliği ile karar verildi.