Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2013/2597 E. 2013/4376 K. 15.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/2597
KARAR NO : 2013/4376
KARAR TARİHİ : 15.04.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R
Davacılar, ayrı ayrı verdikleri dava dilekçelerinde sınırlarını bildirdikleri Barabanlı Köyü, Köyönü Mevkiinde bulunan taşınmazların tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararlarına oluştuğunu iddia ederek Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre taşınmazların ayrı ayrı adlarına tescilini istemişlerdir.
Mahkemece davacı … tarafından açılan davanın kısmen kabulü ile (D) harfi ile gösterilen 649,04 m² kısmın davacı …, davacı … tarafından açılan davanın kabulü ile bilirkişi raporunda turuncu boyalı gösterilen 3341,43 m² kısmın davacı … adına tapuya tesciline ilişkin ayrı ayrı verilen hükümler davalı Hazine ve Orman Yönetimi vekilleri tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 02.11.2009 gün ve 2009/16183-16070 ile 04.11.2009 gün ve 2010/10454-13652 sayılı kararları ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararlarında özetle; “…20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülerek tapuya tescili istenen taşınmazların, Kadastro Kanununun 14. maddesinde yazılı diğer koşulların yanında niteliğinin, imar ve ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun en eski tarihli hava fotoğrafı ile memleket haritaları ve dava tarihinden ya da kadastro tesbit tarihinden 15 – 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket haritalarında incelenerek taşınmazın niteliğinin, konumunun ve kullanım durumunun kesin olarak belirlenmesi, ayrıca kadastro paftasında 169 numaralı parselin yakınında bulunan taşınmazların orman olarak bırakıldığının dikkate alınması…” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozma kararlarına uyulduktan sonra ayrı ayrı açılan davalar birleştirilmiş ve çekişmeli taşınmazların orman olarak tescil harici bırakıldıkları, orman kadastrosunun kesinleşme tarihine kadar zilyetliklerin işlemeyeceği, orman tahdidinin kesinleşme tarihi ile dava tarihi arasında 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin dolmadığı gerekçesiyle davaların reddine karar verilmiş, hüküm Hazine tarafından Medenî Kanunun 713/6 maddesi gereğince yapılan karşı tescil talebine ilişkin olarak temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medenî Kanunun 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 24.08.2006 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması vardır. Genel arazi kadastrosu 1975 yılında yapılmış ve ilân edilerek kesinleşmiştir
Dava, Medenî Kanunun 713. maddesi gereğince açılan tescil davası niteliğinde olduğu, aynı maddenin 6. bendi gereğince davalılar ve itiraz edenler, aynı davada kendi adlarına tescile karar verilmesini isteyebileceklerinden ve davalı Hazine vekilinin 25/01/2008 ve 05.02.2008 tarihli dilekçeler ile taşınmazın Hazine adına tescilini talep ettiğinden, mahkemece davalı Hazinenin Medenî Kanunun 713/6. maddesi gereğince istemde bulunduğu karşı tescil talebi hususunda olumlu veya olumsuz bir karar vermesi gerekirken bu hususta hüküm kurulmamış olması usul ve kanuna aykırı olup hükmün bu yönüyle bozulması gerekmiştir.
Kabule göre de; uzman orman bilirkişi kurulu tarafından orman kadastrosu, eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan inceleme ve araştırmada çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan ve zilyetlikle iktisap edilebilecek yerlerden olduğu anlaşıldığına göre mahkemece yanlış değerlendirme sonucu davanın reddi yönünde hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırı ise de, bu husus temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni yapılmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 15/04/2013 günü oy birliği ile karar verildi.