YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/13798
KARAR NO : 2013/4418
KARAR TARİHİ : 15.04.2013
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tesbitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar Hazine ve davalı gerçek kişiler vekilleri tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında Yaka Köyü, 105 ada 8 parsel sayılı 41950,22 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle …, …, … ve … adlarına; 105 ada 9 parsel sayılı 770,59 m² yüzölçümündeki taşınmaz ise ham toprak niteliğiyle Hazine adına tesbit edilmişlerdir.
Davacı gerçek kişi, 105 ada 8 parsel sayılı taşınmazın 10.000,00 m² bölümünü senetle baldızı Döndü Batmaz’dan satın aldığını ve bu parselde kendisinin de ayrıca 7350,00 m² payının olduğunu, pay sahibi olarak gösterilen …’ın bu taşınmaz ile ilgisinin olmadığını iddia ederek, 105 ada 8 parsel sayılı taşınmazın toplamda 17350,00 m² bölümünün kendi adına tescili, yine Hazine adına ham toprak niteliğiyle tesbit edilen 105 ada 9 parsel sayılı taşınmazı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle edinme koşullarının lehine oluştuğunu iddia ederek, 105 ada 9 parsel sayılı taşınmazın tamamının adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece, tebliğ edilen kesin önele rağmen keşif giderlerini ödemeyen davacı tarafın mevcut deliler ile davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; davacı gerçek kişi ve davalı Hazine vekilinin hükmü temyizi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 31.12.2008 tarih ve 2008/16340-19114 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “Kanun ve yerleşmiş Yargıtay uygulamasına aykırı olarak kurulan ara kararları sonucu verilen önel ve kesin önele dayanılarak, keşif giderlerinin kanunî sürede yatırılmadığından söz edilerek yazılı biçimde hüküm kurulmasının doğru olmadığı” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kısmen kabulüne ve dava konusu Yaka Köyü, 105 ada 8 ve 9 parsel sayılı taşınmazların kadastro tesbitinin iptali ile 105 ada 9 sayılı parselin tamamıyla, 105 ada 8 sayılı parselin 08.04.2011 tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide (D), (E), (F), (G) ve (H) harfleriyle gösterilen toplam 7270,71 m² yüzölçümündeki bölümünün orman vasfıyla Hazine adına; 105 ada 8 parsel sayılı taşınmazın aynı krokide (A) harfi ile gösterilen 8636,48 m² yüzölçümündeki bölümün tarla niteliğiyle dava dışı Zeynep Saraç adına; krokide (B) harfi ile gösterilen 16198,68 m² yüzölçümündeki bölümün tarla niteliğiyle davacı … adına; krokide (C) harfi ile gösterilen 9845, 35 m² yüzölçümündeki bölümün tarla niteliğiyle davalı … adına tapuya kayıt ve tescillerine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine ile davalı gerçek kişiler vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tesbitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde 20.03.2002 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosu ve 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.
Mahkemenin 21.03.2012 tarihli kısa kararında; “105 ada 9 parsel hakkındaki davanın reddine” denilerek karar verilmiş iken, hüküm fıkrasında ise, orman vasfıyla tapuya kayıt ve tesciline, yine kısa kararda 105 ada 8 parselin krokide (A) harfi ile gösterilen bölümünün dava dışı “Zeynep Yorgun-Kaya adına tapuya kayıt ve tesciline” denilerek karar verilmiş iken, hüküm fıkrasında ise, aynı bölümün dava dışı “Zeynep Saraç” adına tesciline karar verilmiştir. Bu suretle kısa kararla gerekçeli kararın hüküm fıkraları arasında çelişki yaratıldığı anlaşılmaktadır. Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz (HMK madde 298/2). Asıl olan, duruşma tutanağına yazılıp taraflara tefhim olunan karardır. Tefhim ile birlikte yargılamadan elini çekmiş olan hâkim tefhim ettiği kararı taraflara tebliğ etmek durumundadır. Sonradan yazılan gerekçeli kararın kısa karara uygun olması zorunludur. 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas ve 1992/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, tefhim edilen kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasının gerektiği öngörülmüştür. Asıl talepler bakımından kısa kararda hükmedilmeyen bir hak ve yükümlülüğün gerekçeli kararda hüküm altına alınmış olması veya tersi bir durumun çelişki teşkil etmediğini söylemek olanaklı değildir. İçtihadı Birleştirme Kararında; çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu sebeple bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Bu sebeple; mahkemece, bozmadan önceki kararla bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak suretiyle bir karar verilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazine ile davalı gerçek kişiler vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde iadesine 15/04/2013 günü oy birliği ile karar verildi.