Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2013/278 E. 2013/4668 K. 29.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/278
KARAR NO : 2013/4668
KARAR TARİHİ : 29.04.2013

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi katılan … vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında … Köyü, 219 ada 1 parsel sayılı 12424,80 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle tarla niteliğiyle davalı … adına tesbit edilmiştir.
Davacılar … ve arkadaşları 07.07.2008 havale tarihli dilekçeleriyle, dava konusu taşınmazın murisleri …’dan kendilerine kalan tapulu mülkleri olduğu ve davalı gerçek kişinin taşınmazla ilgisi ve zilyetliğinin olmadığı iddialarıyla taşınmazın … varisleri adına tapuya kayıt ve tescili istemiyle dava açmışlardır.
Hazine ise, 07.03.2011 havale tarihli dilekçesiyle, dava konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yerlerden olduğu iddiasıyla davaya katılmıştır.
Mahkemece, davanın reddine, asli müdahil Hazinenin davasının kabulüne ve dava konusu …Köyü, 219 ada 1 parsel sayılı taşınmazın kadastro tesbiti gibi tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm katılan … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tesbitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp 26.09.1948 tarihinde ilân edilerek kesinleşen orman kadastrosu, daha sonra 1744 sayılı Kanuna göre 1974 yılında yapılıp kesinleşen aplikasyon ve 2. madde uygulaması ile 3302 sayılı Kanuna göre yapılıp 18.05.1990 tarihinde ilân edilerek kesinleşen 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması vardır.
Mahkemenin 27.01.2012 tarihli kısa kararında “Asli Müdahil davacı … Hazinesinin davasının reddine” denilerek karar verilmiş iken, hüküm fıkrasında ise, “Asli Müdahil davacı … Hazinesinin davasının kabulüne” denilmiştir. Bu suretle kısa kararla gerekçeli kararın hüküm fıkraları arasında çelişki yaratıldığı anlaşılmaktadır. Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz (HMK madde 298/2). Asıl olan duruşma tutanağına yazılıp taraflara tefhim olunan karardır. Tefhim ile birlikte yargılamadan elini çekmiş olan hâkim tefhim ettiği kararı taraflara tebliğ etmek durumundadır. Sonradan yazılan gerekçeli kararın kısa karara uygun olması zorunludur. 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas ve 1992/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, tefhim edilen kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasının gerektiği öngörülmüştür. Asıl talepler bakımından kısa kararda hükmedilmeyen bir hak ve yükümlülüğün gerekçeli kararda hüküm altına alınmış olması veya tersi bir durumun çelişki teşkil etmediğini söylemek olanaklı değildir. İçtihadı Birleştirme Kararında; çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu sebeple bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Bu sebeple, mahkemece; bozmadan önceki kararla bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak suretiyle bir karar verilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına 29/04/2013 günü oy birliği ile karar verildi.