YARGITAY KARARI
DAİRE : 19. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/5251
KARAR NO : 2010/3050
KARAR TARİHİ : 18.03.2010
Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-KARAR-
Davacı vekili, taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesi ile davalı şirket markasını taşıyan LPG’nin satışına yönelik bayilik ilişkisi kurulduğunu, müvekkilinin yaklaşık 10 yıl süre ile davalı şirketin bayisi olarak faaliyette bulunduğunu, davalı şirketin … Noterliğinin 4.11.2002 tarihli ihtarname ile tamamen haksız ve mesnetsiz iddialar ileri sürerek hiçbir hukuki gerekçeye dayanmaksızın bayilik sözleşmesini tek taraflı olarak feshederek haksız taleplerde bulunduğunu, haksız fesih nedeniyle müvekkilinin LPG ikmali yapamadığını, yılların çalışması sonucu elde etmiş olduğu müşteri portföyünü bir anda kaybederek faaliyette bulunamaz hale geldiğini, ticari itibarını kaybettiğini, müvekkilinin maddi ve manevi zararlara uğradığını iddia ederek ticari gelir ve kar kaybı nedeni ile uğramış olduğu zarar karşılığı olarak fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000.000.000 TL maddi tazminatın fesih tarihinden itibaren ticari faizi ile sözleşmenin 27.maddesinde öngörülen cezai şarta ilişkin alacağın şimdilik 500.000,000 TL’lik kısmının fesih tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile ticari itibar kaybı ve uğramış olduğu manevi zararlar karşılığı olarak 10.000.000.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, yapılan ihtara rağmen bayii davacının akdi sorumluluklarını yerine getirmediğinden sözleşmenin 3/b.maddesi uyarınca sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, davacı bayinin kardeşi adına başka bir LPG firmasının bayiliğini aldığını, bölgesindeki müvekkili şirket abonelerini buraya kaydırdığını, bu hususun bayi gaz alımlarının giderek azalması ve Ekim 2002 döneminde hiç LPG alımı yapılmamasıyla sabit olduğunu, sözleşmenin 3.maddesine aykırı davranan davacının, bayilik sözleşmesinin haklı nedenle feshedilmesinden dolayı davacının kar kaybı ve cezai şarta ilişkin talebinin dayanaktan yoksun olduğunu, sözleşmenin 27.maddesinin sadece müvekkili lehine ceza-i şart öngördüğünü savunarak davanın reddini istemiştir.
Davacı vekili, 7.7.2008 tarihli dilekçesi ile kar mahrumiyeti taleplerini ıslahla 18.694 YTL’ye çıkartmıştır.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan delillere ve bilirkişi raporlarına göre davalı şirketin feshe dayanak olarak gösterdiği sebebin yani muvazaalı olarak akrabası adına başka şirketten bayilik aldığı olgusunun fesihten önceki döneme ait olmak üzere kanıtlayamadığı, davalı şirketin sözleşmeyi feshinin haklı olmadığı, sözleşme haksız feshedildiğinden davacının sözleşmenin fesih tarihinden sona erdiği tarihe kadar yoksun kaldığı gelir ve kar kaybını istemekte haklı olduğu, cezai şartın sözleşmede düzenlenmiş ise istenebileceği ve davacı bayie ceza-i şart isteme hakkı tanınmadığı, sözleşmenin feshi nedeniyle davacının kişilik haklarının ne surette zedelendiği ve zarar gördüğünün belirlenemediğinden yasal koşulları oluşmayan manevi tazminat isteminin yerinde olmadığı davalının ihtarla temerrüde düşürülmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle 18.694 YTL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, davacının fazlaya yönelik isteminin ve koşulları oluşmadığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı, fesih ihtarnamesinde fesih sebepleri olarak LPG alımlarında anormal düşüş olduğu, hatta 10.ayda hiç LPG alımı bulunmadığını ve sözleşmenin 3/b hükmüne aykırı davranıldığını göstermiştir.
Mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında çoğunluk tarafından feshin haklı olduğu yönünde görüş bildirilmişse de mahkemece bu görüşe itibar edilmemiş ve yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmadan fesih sebeplerinden sadece biri yönünden değerlendirme yapılarak sonuca gidilmiştir. Oysa feshin haklı olup, olmadığının saptanabilmesi için tüm fesih sabepleri üzerinde durulup, tartışılarak değerlendirilmesi gerekir. Bu durumda mahkemece, konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyetine yeniden inceleme yaptırılarak, yukarıda belirtilen ilkeler de gözetilmek suretiyle ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp, deliller hep birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün temyiz eden davalı yararına bozulmasına, peşin harcın istek halinde iadesine, 18.3.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.