YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/10840
KARAR NO : 2013/3962
KARAR TARİHİ : 08.04.2013
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … Yönetimi ile davalı Hazine vekilleri tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerde 3402 sayılı Kanuna 5831 sayılı Kanunun 8. maddesi ile eklenen Ek 4. madde uyarınca yapılan kullanım kadastrosu sırasında, Fethiye İlçesi, Karacaören Köyü, 177 ada 6 parsel sayılı 4793,65 m² yüzölçümündeki taşınmaz, 6831 Sayılı Kanunun 2/B maddesi gereği orman niteliğini kaybedip, orman kadastro komisyonlarınca orman alanı dışına çıkarılan yerlerden olduğu gerekçesiyle, tutanağın beyanlar hanesine 2/B madde ve davalı gerçek kişi lehine kullanım şerhi verilerek Hazine adına zeytinlik niteliğiyle tesbit edilmiştir.
Davacı … Yönetimi vekili, çekişmeli taşınmazın eylemli orman niteliğinde olduğu, 2/B madde koşullarını taşımadığı halde, Hazine adına orman rejimi dışına çıkarıldığı, orman sınırları dışına çıkarma işleminin iptal edilerek orman niteliği ile Hazine adına tapuya tescili ve beyanlar hanesindeki şerhlerin silinmesi istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın Hazine adına orman rejimi dışına çıkarma işleminin kesinleştiği, 2010 yılında yapılan kadastro tespitinde, kesinleşen 2/B madde alanında 5831 sayılı Kanunun 8. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanuna eklenen Ek 4. maddesi uyarınca fiilî kullanım durumunun tesbitinin yapıldığı, orman sınırları dışına çıkarılan ve bu işlemin kesinleştiği yerlere ilişkin açılan davalarda kadastro mahkemesinin görevli olmadığı gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine, karar kesinleştiğinde dosyanın görevli ve yetkili sulh hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş; davacı … Yönetimi vekilinin hükmü temyizi üzerine, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 20.10.2011 tarih ve 2011/5983-11850 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “Somut uyuşmazlıkta çekişmeli taşınmaz hakkında 06.04.2010 tarihinde kadastro tesbit tutanağı düzenlenmiş olup, Orman Yönetimi tarafından 3402 sayılı Kanunun 12/1 ve 26/B maddelerinde belirtilen 30 günlük askı süresi içinde dava açıldığına göre, 3402 sayılı Kanunun 25/1. maddesi uyarınca davaya bakma görevi kadastro mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle, davanın esası hakkında karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra, davanın kısmen kabulüne ve dava konusu Karacaören Köyü, 177 ada 6 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile 22.03.2012 tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide (B) harfi ile gösterilen 1876,97 m² yüzölçümündeki bölümün beyanlar hanesine kullanım şerhi verilmeksizin, 177 ada 6 parsel sayısı ile orman vasfıyla Hazine adına, aynı krokide (A) harfi ile gösterilen 2916,68 m² yüzölçümündeki bölümün beyanlar hanesine “parsel ve içerisindeki zeytin ağaçları … kızı, … tarafından kullanılmaktadır.” şeklinde kullanım şerhi verilerek, son parsel sayısı ile zeytinlik niteliğiyle kadastro tesbiti gibi Hazine adına tapuya kayıt ve tescillerine karar verilmiş, hüküm davacı … Yönetimi ile davalı Hazine vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 5831 sayılı Kanun ile 3402 sayılı Kanuna eklenen Ek 4. madde uyarınca yapılan kullanım kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre 1945 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu, daha sonra 1975 yılında 1744 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılıp kesinleşen aplikasyon ve 2. madde uygulaması ile 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi hükmüne göre 2002 yılında yapılıp kesinleşen aplikasyon, sınırlaması yapılmamış yerlerde orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması vardır.
Mahkemenin 23.03.2012 tarihli kısa kararında “davanın kısmen kabulüne, dava konusu Muğla İli, Fethiye İlçesi, Karacaören Köyü 177 ada 6 parsel sayılı taşınmazın teknik bilirkişilerin raporlarında (A) harfi ile gösterdikleri kısmın eylemli orman niteliği ile Hazine adına kadastro tespiti gibi tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazın (A) harfi ile gösterilen kısmının beyanlar hanesinde zilyetlik şerhlerinin kaldırılmasına, teknik bilirkişilerin raporlarında (B) harfi ile gösterdikleri kısmın zeytinlik niteliği ile Hazine adına kadastro tespiti gibi tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazın (B) harfi ile gösterilen kısmının beyanlar hanesine kadastro tutanağı gibi Mehmet kızı …’ın zilyetliğindedir şerhinin yazılmasın” karar verilmiş iken, hüküm fıkrasında ise, kısa karar da orman niteliğiyle tapuya tesciline karar verilen (A) bölümünün kullanıcı şerhi verilerek zeytinlik niteliğiyle ve kısa kararda kullanıcı şerhi verilerek zeytinlik niteliğiyle tapuya tescile karar verilen (B) bölümünün ise, kullanıcı şerhi verilmeden orman niteliğiyle tapuya tesciline karar verilmiştir.
Bu suretle kısa kararla gerekçeli kararın hüküm fıkraları arasında çelişki yaratıldığı anlaşılmaktadır. Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz (HMK. madde 298/2). Asıl olan duruşma tutanağına yazılıp taraflara tefhim olunan karardır. Tefhim ile birlikte yargılamadan elini çekmiş olan hâkim tefhim ettiği kararı taraflara tebliğ etmek durumundadır. Sonradan yazılan gerekçeli kararın kısa karara uygun olması zorunludur. 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas ve 1992/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, tefhim edilen kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasının gerektiği öngörülmüştür. Asıl talepler bakımından kısa kararda hükmedilmeyen bir hak ve yükümlülüğün gerekçeli kararda hüküm altına alınmış olması veya tersi bir durumun çelişki teşkil etmediğini söylemek olanaklı değildir. İçtihadı Birleştirme Kararında; çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu sebeple bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Bu sebeple; mahkemece, bozmadan önceki kararla bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak suretiyle vicdani kanaatine göre karar verilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; tarafların temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 08/04/2013 günü oy birliği ile karar verildi.