YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/10348
KARAR NO : 2011/10516
KARAR TARİHİ : 26.09.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hükmüne uyulan Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin bozma kararında özetle “…TMK.nun 999. maddesi hükmü uyarınca bir yerin zilyetlik yoluyla tapuya tescil edilmesi için öncelikle özel mülkiyete elverişli yerlerden olması gerekir. Ziraatçı bilirkişi davacının ev ve meyve bahçesi olarak tasarruf ettiği yeri belirledikten sonra kalan miktarın orman niteliğindeki çalılık-meşe formunda ve taşlık-… yapıya sahip olduğunu, kültür tarımı yapılabilecek yerlerden olmadığını bildirmiş, teknik bilirkişi 18.11.2005 tarihli krokili raporunda bu alanın (B) ile gösterilen 2665.20 m2 yüzölçüme sahip olduğunu açıklamıştır. Mahkemece, krokide (B) ile gösterilen bu yer hakkındaki davanın kazanma koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi gerekirken, kabulü doğru olmamıştır.
Hazine vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; az yukarıda açıklandığı gibi çekişme konusu taşınmaz öncesinde çalılık niteliğiyle tespit dışı bırakılan yerdir. Bu tür yerler imar-ihyaya muhtaçtır. Davacı dayanmasa bile imar-ihya koşullarının araştırılması gerekir. Mahkemece, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17.maddesindeki olumlu ve olumsuz koşulların davacı lehine gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılarak imar planı içine alındığı 14.06.1993 tarihine kadar kazanma koşullarının tamamlanıp tamamlanmadığı üzerinde durulmalıdır.
Dava konusu parselin, tescilden önceki kadastroca belirlenen niteliğine, ziraatçı bilirkişinin taşınmazın bir kısmının orman niteliğine sahip … ve meşe formuyla kaplı olduğunu açıklaması karşısında orman araştırılmasının yapılmaması da eksikliktir. Kanunlar ve Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamaları karşısında yöntemine uygun olarak orman araştırmasının yapılması, komşu 78, 83, 84 ve 85 parsel numaralı taşınmazların tescillerine ilişkin tüm belgeler eksiksiz olarak getirtilerek taşınmazın önceki niteliğinin belirlenmesi bakımından gözönünde bulundurulması gerekmektedir.
17.01.1326 (1910) tarih ve 289 sayılı Tezkere-i Samiye ve Bakanlar Kurulu kararı ile sınırları genişletilen Zonguldak Taşkömürü Havzası; Bartın, Karabük, Kastamonu ve Zonguldak illerinin belirli kısımlarını kapsamı içine almaktadır. TMK.nun 718. maddesine göre bir arza malik olmak onun altına ve üstüne malik olmayı da kapsar. Ne var ki, 3303 sayılı Taşömürü Havzasındaki Taşınmaz Malların İktisabına Dair Kanunun 2 ve 3. maddeleri ile 3213 sayılı Maden Kanununun 4. maddesi hükmü gereği, taşınmaz mal malikleri, iktisap ettikleri taşınmazların altına malik olamamaktadırlar. Bu nedenle tescil ilamlarında arzın altında bulunan madenlerin Devlete ait olduğunun belirtilmesi ve bunun tapu kütüğüne yazılması gerekir. Somut olayda, bu husus da da araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Kabule göre de, görülmekte olan dava, tapulu taşınmazın iptal ve tesciline ilişkin olduğu halde yerel ve gazete ilanlarının yapılması doğru değildir.” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan
sonra davanın kısmen kabulüne ve dava konusu 3034 sayılı parselin harita mühendisi bilirkişi …’nun 06.11.2009 havale tarihli rapor ekindeki kroki 1’de (A) işaretli 2068,55 m²’lik bölümün tapu kaydının iptali ile bedelsiz olarak yeni parsel numarası verilerek davacı adına tesciline, 3213 Sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince taşınmaz altındaki madenlerin devlete ait olduğunun tapu kütüğüne şerh olarak yazılmasına karar verilmiş, hüküm Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptal ve tescile ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 1744 sayılı Yasaya göre 1973 tarihinde … Serisi Ormanlarında seri usulde yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 3302 sayılı Yasaya göre 1989 yılında yapılıp kesinleşen sınırlandırılması yapılan ormanlarda aplikasyon ile sınırlandırılması yapılmayan ormanlarda orman kadastrosu ve 2/B çalışması vardır.
Mahkemece yapılan inceleme sonucunda çekişmeli taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı, Medeni Yasanın 713 ve 3402 sayılı Yasanın 14 ve 17. maddelerinde … imar – ihya ve kazandırıcı zamanaşımı yolu ile taşınmaz edinme koşullarının davacı yararına oluştuğu kabul edilerek davanın kısmen kabulü yolunda hüküm kurulmuştur.
Ne var ki; çekişmeli taşınmazın bulunduğu alanın, bu yerde 1970 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında çalılık niteliğiyle tespit harici bırakıldığı anlaşılmaktadır. H.G.K.’nun 21.01.2004 gün 2004/8-15-7 ve 12/05/2004 gün 2004/8-242-292 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede arazi kadastrosu 1970 yılında 766 Sayılı Kadastro Yasası yürürlüğü sırasında yapıldığı ve davaya konu taşınmazın tesbit dışı bırakıldığı tartışmasızdır. Burada halledilmesi gereken sorun, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın hangi nitelikte tesbit dışı bırakıldığı konusudur.
3402 sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başladığı 10/10/1987 tarihten önce 2613, 5602 ve 766 sayılı Yasaların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. Bir diğer anlatımla; arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 sayılı Yasa, Madde 46/3). Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama, 3402 sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğe girdiği 10/10/1987 tarihine kadar sürdürülmüş, 3402 sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan Yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle; somut olayın 766 sayılı Yasa hükümleri gereğince irdelemesi yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.
1970 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla birlikte bu taşınmazın bitişiğinde bulunan arazi bölümlerinin tespit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazın bitişiğindeki ya da yakınındaki arazi bölümünün ise tarım arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tesbit ve tescil edildikleri anlaşılmaktadır.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede ilk orman kadastrosunun 1973 yılında herhangi bir köy ya da belde sınırı esas alınmadan seri bazında yapıldığı ve köyün tamamını kapsamadığı anlaşılmaktadır. 6831 Sayılı Yasanın 1744 Sayılı Yasa ile değiştirilen 12/3 maddesine dayanılarak çıkartılan ve 19 Ağustos 1974 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Orman Kadastro Yönetmeliğinin “Sınırlama Dışı Kalan Ormanlar İçin Yapılacak İşlemler” başlıklı 128. maddesinin (b) fıkrasında “sınırlaması yapılan devlet ormanının dış ve iç sınırlarına bitişik olmayan Devlet Ormanları hakkında orman kadastro komisyonunca herhangi bir karar verilmiş olmayacağından ve bu gibi Devlet Ormanlarının orman kadastrosu yapılmış sayılmayacağından ıttıla hasıl oldukta hemen orman kadastrosunun yapılması merkezce sağlanır. Bu gibi ormanlarda orman kadastrosu yapılıncaya kadar ilgili kanun hükümlerine göre işlem yapılır” hükmü bulunmaktadır. Bu nedenle 1973 yılında yapılan orman tahdidine göre dava konusu taşınmazın orman olup olmadığının belirlenmesinin mümkün olmadığı, Ziraat bilirkişisi … …’in 02.12.2005 havale tarihli raporuna göre taşınmazın eğimi % 20-25 olduğu, 6831 sayılı Yasanın 1/j maddesinin karşı anlamından çalılık olarak tespit harici bırakılan taşınmazın, arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri gözönünde bulundurulduğunda, orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır. Her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, üzerinde imar- ihyayı gerektirecek nitelikte maki veya benzeri bitki örtüsünün bulunmadığını, taşınmazın davacı ve murisleri tarafından eklemeli olarak 150-200 yıldır kullanıldığını ifade etmişlerse de, kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, araziye ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez. Mevcut deliller karşısında taşınmazın öncesinin orman olmadığı, bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekir. Davacı taraf, taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamamıştır. 6831 sayılı Orman Yasasının 1. maddesi gereğince, “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir. Yine, H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8-964-751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 – 183 – 187, 2004/8-15-7, 2004/8-242-292 ve 20. H.D.’nin 2008/20-214-241 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerlerde, yukarıda … gerekçelerle orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından, sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.
Bu nedenlerle; davaya konu taşınmazın öncesinin yörede 4785 sayılı Yasa dikkate alınarak 1989 yılında yapılan orman kadastrosuna kadar orman niteliği ile tescil harici bırakıldığı ve bu sıradaki zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir. O halde, taşınmazın orman kadastro sınırları dışında bırakıldığı 1989 yılından sonraki zilyetliğe değer verilebilir. Bu halde de çekişmeli taşınmaz 1993 yılında imar planı kapsamına alındığından 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesinde belirlenen 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin davacı gerçek kişi yararına oluşmadığına göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ve gerekçelerle kısmen kabul yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 26/09/2011 günü oybirliği ile karar verildi.