Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2009/17166 E. 2010/4216 K. 31.03.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/17166
KARAR NO : 2010/4216
KARAR TARİHİ : 31.03.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali tescil ve elatmanın önlenmesi davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Kadastro sırasında … İlçesi … mevkii 199 parsel sayılı 47.000 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, Eylül 1953 tarih 23 sıra nolu tapu kaydı ve gittileri ile 253 yazım numaralı vergi kaydı uygulanarak zeytinlik niteliği ile … ve … Karadeniz adlarına tespit ve tescil edilmiş, parselasyon üzerine 3927 ve dava dışı parsellere ifraz edilmiştir. 3927 parsel sayılı 275,50 m2 yüzölçümündeki zeytinlik niteliğindeki taşınmaz satış yoluyla davalıların miras bırakanı … Demirel’e geçmiştir. Davacı … Yönetimi, çekişmeli 3927 parsel sayılı taşınmazın kesinleşen tahdit içinde kaldığından tapu kaydının iptal edilerek orman niteliği ile Hazine adına tapuya tescili ve davalının el atmasının önlenmesine karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Mahkemece davanın kabulüne, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptal edilerek orman niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kesinleşen tahdit içinde kalan taşınmazların tapu kayıtlarının iptali, tescil ve el atmanın önlenmesi niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 1945 yılında 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen orman kadastrosu, 1950 yılında 5653 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan makiye ayırma, 1957 yılında arazi kadastrosu, 3302 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan ve 23.08.1991 tarihinde ilan edilen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve uzman orman ve … bilirkişi tarafından yöntemine uygun biçimde yapılan uygulama ve araştırma sonucunda çekişmeli taşınmazın 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen orman tahdidinde … Devlet Ormanı sınırları içinde kaldığı, kök 199 parsele kadastro sırasında uygulanan tapu kayıtlarının Rumlardan kalan metruk yerlerden iken 2510 Sayılı İskan Yasasından önce tefviz edilerek tapuya tescil edildikleri, kök parselin 1991 yılında ilan edilen aplikasyon ve 2/B madde uygulamasında eylemli orman olan bölümlerinin orman sınırları içinde bırakılıp bir kısmının da XXXII nolu poligon içine alınarak Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmışsa da aynı çalışma sırasında 16.08.1990 tarihinde düzenlenen tutanak ile bu poligon içinde kalan alanın üzerinde yer yer meşe ağaçlarının bulunduğu fiilen ziraat arazisi özelliği göstermediği açıklanarak 2/B madde uygulamasının iptaline karar verildiği ve tutanakta “XXXII nolu 2/B madde uygulamasının iptal edilmesi ile 199 ve 200 parsellerin bir kısmı ile 209 nolu parselin tamamının … Devlet Ormanı sınırları içinde orman olarak bırakıldı” denilerek kesinleşen 1944 yılı orman kadastro sınırı içinde kalan parsel ve parsel bölümlerinin orman içinde bırakıldığı, çekişmeli yerin 1950 yılında 5653 sayılı yasa hükümlerine göre makiye ayrıldığına, ancak yörede 1 nolu komisyon tarafından 1950 yılında 5653 Sayılı Yasa gereğince yapılan maki tefrik çalışmalarında … mevkiinde 266 hektar, … … mevkiinde ise 122 hektar yüzölçümündeki taşınmazlar makilik saha olarak belirlenmişse de 24.12.1962 tarihli maki inceleme komisyonunca düzenlenen raporda, makiye ayrılan taşınmazların eğiminin % 30 – 50 arası olduğu, üzerlerinde 20 – 25 yaşlarında meşe, kayın, 30 – 40 yaşlarında kestane ve ıhlamur ağaçlarının bulunduğu, çeşitli müdahaleler sonucunda orman formasyonun bozulduğu, aslında karışık Devlet Baltalığı olarak kullanılması gerektiği, maki sahalarının tesbitine dair talimatnamenin 5 ve 6. maddeleri gereğince orman muhafaza karakteri taşıdığından orman rejimi dışına çıkartılmaması gerektiği açıklanarak daha önce yapılan işlemin yasa ve yönetmeliğe aykırı olması nedeniyle makiye ayırma işleminin iptal edildiği, 5653 Sayılı Yasada ve 17/08/1950 tarihli yönetmelikte maki komisyonlarının kesinleşmiş orman sınırı içinde maki tesbit işlemi yapacağı konusunda hiçbir hüküm bulunmadığı gibi, 1990 yılında dahi dava konusu taşınmazın fiilen ve eylemli orman olduğunun belirlendiği, ormanların ve orman muhafaza karakteri taşıyan makiliklerin hiç bir zaman makiye ayrılamayacağı, ayrılmış olsa bile yasaya aykırı olarak yapılan işlemin yok hükmünde olacağı, somut olayda, makiye ayırma işleminin 1962 yılında iptal edildiği ve hiç bir zaman geçerlilik kazanmadığı; H.G.K’ nun, Y.K.D’ nin Ekim 2002 sayısında yayınlanan 27.02.2002 gün ve 2002/1-19/97 sayılı kararında kabul edildiği gibi taşınmaz 1944 yılında orman kadastro sınırı içine alındığından, kök parsele revizyon gören tapu kayıtlarının hukuki değerini yitirdiği, orman içinde kalan ya da orman sınırı dışına çıkartılan alanlarda tapu kayıtlarına değer verileceğine ilişkin 3402 Sayılı Kadastro Yasasının 45. maddesinin Anayasa Mahkemesinin 01/06/1988 gün 31/13 ve 14/03/1989 gün 35/13 ve 13/06/1989 gün 7/25 sayılı kararları ile iptal edildiğinden, davalı kişilerin dayanacağı hiç bir yasal yol bulunmadığı, aslı orman olan taşınmazlar hakkında özel mülk olarak oluşturulan tapu kayıtları yolsuz tescil niteliğinde olduğundan, sahibine hiç bir zaman mülkiyet hakkı kazandırmayacağı, bu tür tapu kayıtlarının Hazine ve Orman Yönetimi tarafından hiç bir süreye bağlı kalmadan açılacak davalar sonucu iptal edileceği, yine öncesi orman niteliğinde olan taşınmazlarda M.Y.’nın 1023. maddesinde belirtilen iyi niyetle iktisap iddiasında da bulunulamayacağına, bir an için makiye ayırmanın iptal edilmediği düşünülse dahi makiye ayrılan yerlerde özel yasalar uyarınca oluşturulan tapulara değer verileceği Y.İ.B.B.K.nın 22.03.1996 gün 5-11 sayılı ve H.G.K.nun Y.K.Dnin Ekim 2002 sayısında yayınlanan 27.02.2002 gün ve 2002/1-19/97 sayılı kararı ile kabul edildiğine, çekişmeli taşınmaza ilişkin makiye ayırmadan sonra özel yasalar uyarınca oluşturulan tapu kaydı bulunmadığına, kaldı ki taşınmazın eğim ölçer ile belirlenen eğiminin % 20-30 olduğu, üzerinin tam kapalı bozuk baltalık ormanı ile kaplı olduğu, orman ve toprak muhafaza karakteri taşıdığı anlaşıldığına, 6831 Sayılı Yasanın 1/j bendinin karşı kavramından funda veya makiliklerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan yerlerin orman sayılacağına, bilimsel olarak da % 12’den fazla eğimli makilik sahaların orman ve toprak muhafaza karakteri taşıması nedeniyle muhafaza(koruma) makisi yani orman sayılması gerektiğine, bu nitelikteki taşınmazların 5653 Sayılı Yasa hükümlerine göre makiye ayrılamayacağına, ayrılmış olsa bile yasal dayanağı bulunmadığından yok hükmünde sayılacağına, orman niteliğini koruyan muhafaza (koruma) makilik alanlarda 22.03.1996 gün ve 1993/5-1 Sayılı İnançları Birleştirme Kararının ve H.G.K.nun Y.K.Dnin Ekim 2002 sayısında yayınlanan 27.02.2002 gün ve 2002/1-19/97 sayılı kararının uygulama yerinin bulunmadığına , diğer taraftan taşınmaz daha önce yapılan orman kadastrosunun sınırları içinde ve tapu sicilinde orman niteliğiyle Hazine adına kayıtlı ve mülkiyet hakkı Hazineye ait kamu malı orman olduğu halde, arazi kadastro ekiplerinin bu durumu gözönünde bulundurmadan, hata ile ikinci kere kadastrosunu yapıp yolsuz olarak sicil oluşturulmuşsa da, 766 Sayılı Yasanın 46/2 ve 3402 Sayılı Yasanın 22/1. maddeleri gereğince ikinci kadastronun yolsuz (T.M.Y.nın 1025. md.) ve bütün sonuçlarıyla hükümsüz olması nedeniyle malikine mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve
T.M.Y.’nın 1026. (E.M.Y. 934 – İsviçre 976) maddesi gereğince sicilin hiç bir süreye bağlı kalmadan her zaman iptal edileceği, somut olayda 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağının da bulunmadığı, baştan beri yolsuz tescil niteliğinde oluşturulan sicil kaydının, davalıya hiç bir zaman mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (ihzari), başka bir anlatımla; sicilin oluştuğu tarihten itibaren mülkiyet hakkının doğmadığını, sicilin yolsuz ve geçersiz olduğunu belirleyen bir hüküm olduğu, bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023. (E.M.Y.931 – İsviçre M.Y.974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralının da uygulanamayacağı bir yana, davalının taşınmazın niteliğini görmeden satın almasının hayatın olağan akışına ve yaşam kurallarına uygun olmayacağından, tapuya güven ve iyi niyet kurallarından faydalanamayacağı, davalı taşınmazı satın almışsa, ödediği bedeli, sebepsiz zenginleşme kurallarına göre bu yeri kendisine satanlardan geri alabileceği belirlenerek kaydın iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalıların temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda … onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine 31/03/2010 günü oybirliğiyle karar verildi.