YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12048
KARAR NO : 2012/12650
KARAR TARİHİ : 14.11.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği … İlçesi, … Köyü, Kersen mevkiinde bulunan ve 1953 yılında yapılan genel kadastroda tapulama dışı bırakılan sınırlarını bildirdiği taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, yararına imar, ihya ve zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının oluştuğunu, Medenî Yasanın 713. maddesi gereğince adına tescilini istemişler, davayı Orman Yönetimi ve Karayolları Genel Müdürlüğüne yaygınlaştırmıştır. Mahkemenin davanın KISMEN KABULÜNE ilişkin kararının davalı Hazine tarafından temyizi üzerine, hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2009/17733-19987 sayılı 30.12.2009 günlü kararında özetle; “1) Taşınmazın 20.12.1987 tarihinde Hazine adına yapılan kadastro tesbiti ve Hazinenin savı kabul edilerek, kesinleşmiş kadastro mahkemesi kararı ile taşınmazın tapulama harici bırakılması nedeniyle, zilyetliğin nizasız ve fasılasız olduğundan söz edilemeyeceği, mahkeme kararının kesinleştiği 1993 yılından dava tarihine kadar 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği süresinin dolmadığı,
2) Çekişmeli taşınmazın 1952 yılında tapulama harici bırakılmışsa da, hangi nitelikte tapulama dışı bırakıldığı usulünce saptanmadığı anlaşılmıştır.
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun uygulanmaya başladığı tarihe kadar kadastrosu yapılacağı ilân edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanların tesbit dışı bırakıldığı, bir diğer anlatımla arazi kadastrosu ekiplerinin ormanların kadastrosunu yapmadığı, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılmış ve kesinleşmiş ise bu işleme ait kayıtların, birliğin tapu kütüğüne aktarılması ile yetinildiği, bölgede orman tahdidinin yapılmadığı durumlarda ise; arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılmasının Orman Yönetiminden istendiği, Yönetimin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekiplerinin bu sınırlamayı esas almak suretiyle kadastro çalışmalarını yürüttüğü, bu uygulamanın yukarıda da belirtildiği üzere 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihe kadar sürdürüldüğü, 3402 sayılı Kanun’un yürürlüğünden sonra ise anılan kanun’un 4. maddesi gereğince işlem yapıldığı, her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekeceği, bu nedenle dava konusu somut olayın 5602 sayılı Kanun hükümleri gereğince irdelemesinin yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesinin zorunlu olduğu, 1953 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla, bu taşınmazın etrafında bulunan arazi bölümlerinin kısmen aynı şekilde tesbit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazın Güneyindeki arazi bölümünün ise tarım arazisi niteliğiyle zilyetleri adına tesbit ve tescil edildiği, yörede dava tarihine kadar henüz orman kadastrosunun yapılmadığı, çekişmeli taşınmazın orman alanları ve toplu tarım alanlarına göre konumu, orman ile arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri nazara alındığında davaya konu taşınmazın yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü gerekeceği, her ne kadar yerel bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, taşların temizlenip önceden tarla olarak kullanıldığı, sonrada zeytin ağacı dikildiği üzerinde 24 adet 40-45 yaşında zeytin ağacı dikili olduğunu ifade etmişler ise de; bir kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, zemine ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemeyeceği, 1956 tarihli memleket haritasında çalılık sembollü yeşil alanda işaretlenmesi nedeniyle, taşınmazın öncesinin
orman olmadığının bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekeceği, davacı tarafın taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamadığı, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesinin “ Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaçcık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” hükmü gereğince, zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olmasının o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmeyeceği, toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün olmadığı (Yüksek Hukuk Genel Kurulunun 13.03.2002 gün ve 2002/8-183-18712.05.2004 gün ve 2004/8-242-292 sayılı kararları aynı yöndedir.), gözetilerek Hazinenin davasının kabulüne ve gerçek kişinin isteminin reddine, çekişmeli taşınmazın orman niteliğiyle tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle … biçimde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu” gereğine değinilerek bozulmuş, davacı gerçek kişilerin karar düzeltme istemleri üzerine; ” Hazinenin karşı tescil talebi veya usulüne uygun karşı davası bulunmadığından mahkemece sadece, gerçek kişilerin davasının reddine karar verilmesi ile yetinilmesi ” gereğine değinilerek daire kararı düzeltilmiştir. 09/02/2012 günlü duruşmada Hazine vekili taşınmazın Hazine adına tescilini istemiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davacıların davasının reddine, Hazine vekilinin talebinin kabulü ile Tüysüz Köyü, Kesren mevkiinde bulunan 30.01.2008 günlü ve 26.04.2007 günlü … bilirkişi raporlarında (A) ile gösterilen 1149,87 m² lik kısım ile (B) ile gösterilen 984,92 m² yüzölçümlü kısmın orman niteliğiyle Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medenî Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tesciline ilişkindir.
Taşınmazların bulunduğu yerde genel arazi kadastrosu işlemi 1952 yılında yapılmış ve 07/02/1953 – 07/03/1953 tarihleri arasında ilân edilerek kesinleşmiştir. Anılan çalışmada çekişmeli taşınmaz tesbit harici bırakılmıştır. Daha sonra tesbit harici kalan taşınmazlar hakkında 1988 yılında yapılan ek arazi kadastrosuna karşı Hazinenin açtığı davanın kabulüne ve çekişmeli taşınmaz bölümleri için 967 ve 969 parsel sayısı ile 1987 yılında … Loşoğlu adına yapılan ve 29/04/1988 ilâ 30/05/1988 tarihinde ilân edilen kadastronun, 3402 sayılı Yasanın 22/1. maddesi uyarınca ikinci kadastro sayıldığından bütün sonuçlarıyla birlikte hükümsüz sayılmasına … Kadastro Mahkemesinin 10/10/1991 gün ve 1991/263 – 304 sayılı 30/03/1993 tarihinde kesinleşen ilâmıyla karar verilmiştir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce orman kadastrosu yapılmamıştır.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda … onama harcının temyiz edenlere yükletilmesine 14/11/2012 gününde oybirliği ile karar verildi.