Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/6852 E. 2011/10640 K. 27.09.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/6852
KARAR NO : 2011/10640
KARAR TARİHİ : 27.09.2011

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R

… köyü 651 parsel sayılı taşınmaz 1980 yılında yapılan kadastro sırasında 575,00 m² yüzölçümüyle kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle tarla niteliğiyle davalı adına tespit ve tescil edilmiştir. Davacı … Yönetimi, … köyünde yapılan ve 2006 yılında ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosunda, orman kadastro sınırları dışında bırakılan taşınmazın, eski tarihli resmi belgelere göre orman sayılan yerlerden olduğu iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece, taşınmazın eski tarihli resmi belgelerde orman sayılan yerlerden olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı … Yönetimi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, orman savına dayalı tapu iptali ve tescile ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 5304 sayılı Yasa ile değişik 3402 sayılı Yasanın 4. Maddesi gereğince yapılan ve 2006 yılında ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır.
Dava ehliyeti davada taraf olma ehliyetidir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, taraf ehliyetini tanımlamamış, 38. maddesiyle Türk Medeni Kanununa yollamada bulunmakla yetinmiştir. Türk Medeni Kanunu ise, davada taraf olma ehliyetini, medeni haklardan yararlanma ehliyetinin bir parçası saymış 8, 28, 47 ve 48. maddeleriyle bu yönde hükümler getirerek, medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin davada taraf olma yeteneğini taşıdığını, her gerçek kişinin sağ doğmak koşuluyla taraf ehliyetini kazanacağını ve yaşadığı sürece taraf ehliyetinin devam edeceğini belirtmiştir.
Öte yandan Türk Medeni Kanununun 28. maddesinde, gerçek kişinin ölümüyle medeni haklardan yararlanma ehliyeti ve buna bağlı olarak da taraf ehliyetinin sona ereceği belirtilmiştir. Dava tarihinden önce ölüm nedeniyle şahsiyeti son bulan kişinin taraf ehliyetini yitireceği kuşkusuzdur.
Bu itibarla, gerek Türk Medeni Kanunu gerekse Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, dava açıldığı zaman hayatta bulunan kişiler yönünden düzenleyici hükümler koymuş, ölen kişiler hakkında açılacak davalar yasalarımızda yer almamıştır. Nitekim, 04.05.1978 tarihli ve 1978/4-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da, dava tarihinden önce ölen kişinin taraf ehliyetini yitireceği, aleyhine dava açılamayacağı, dava tarihinde şahsiyeti sona ermiş kimsenin mirasçılarına halefiyet kuralı uygulanamayacağından davaya dahil edilmek veya dava ıslah edilmek suretiyle davaya devam edilemeyeceği vurgulanmış, bu doğrultudaki içtihatlar kararlılık kazanmıştır.
Hal böyle olunca; Türk Medeni Yasası ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasında ölen kişiler hakkında açılacak davalar düzenlenmemiştir. 04.05.1978 gün 4/5 sayılı İ.B.K da da, dava tarihinden önce ölen kişinin taraf ehliyetini yitireceği, aleyhine dava açılamayacağı, dava tarihinde şahsiyeti sona ermiş kişinin mirasçılarına halefiyet kuralının uygulanamayacağından davaya dahil edilmek veya dava ıslah edilmek suretiyle davaya devam edilemeyeceği vurgulanmıştır.
Somut olayda; husumet, ölü olduğu belirtilmeden veya mirasçılarına yöneltilmeden çekişmeli taşınmazın tapu maliki …’ya yöneltilmiştir. Husumet yöneltilen …, davanın açıldığı 18/06/2009 tarihinden önce, 31/12/2006 tarihinde ölmüş olmasına göre, dava açıldığı tarihte taraf ehliyeti bulunmadığından mirasçılarına halefiyet kuralı uygulanamayacağına göre mirasçıların davaya dahil edilmek veya dava ıslah edilmek suretiyle yargılamaya devam edilmesi olanağı bulunmaması nedeniyle davanın taraf ehliyeti yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek, davanın esastan reddine karar verilmiş olması doğru değil ise de, hüküm redde ilişkin olduğundan sonucu itibariyle doğru görülmüştür.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenler ile davanın reddine ilişkin hüküm sonucu itibariyle doğru olduğundan, davacı … Yönetiminin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA, aşağıda … onama harcının temyiz edene yükletilmesine 27/09/2011 günü oybirliğiyle karar verildi.