YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/12689
KARAR NO : 2013/1999
KARAR TARİHİ : 28.02.2013
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
DAVALILAR : Hazine – …
Taraflar arasındaki kadastro tesbitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Orman Yönetimi ve davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, … Mahallesi 420 ada 12 parsel sayılı 2053 m² yüzölçümündeki taşınmaz, belgesizden tarla niteliğinde tesbiti yapılmış, davalı olması nedeniyle maliki açık bırakılıp devredilmiştir. Davacı Orman Yönetimi, paftasında (A), (B), (C), (D) ve (E) harfli bölümlerin orman olduğu iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine ve dava konusu parselin … adına tapuya tesciline karar verilmiş; davacı Orman Yönetimi tarafından hükmün temyizi üzerine, 20. Hukuk Dairesinin 16.12.2008 gün ve 2008/13182 – 17678 sayılı kararıyla bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle: “Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 5304 sayılı Kanun ile değişik 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi hükmüne göre yapılan ve 03/07/2007 – 01/08/2007 tarihleri arasında ilân edilen orman kadastrosunda orman sınırları dışında bırakılan yerler için yönetimce 01/08/2007 tarihinde Hazineye husumet yöneltilerek süresinde orman kadastrosuna itiraz davasının açıldığı, daha sonra davaya konu bölümler hakkında arazi kadastro tutanağının düzenlendiği, ancak tespit tarihinden önce kadastro mahkemesinde açılmış bulunan orman kadastrosuna itiraz davası nedeniyle tutanağın malik hanesi açık olarak kadastro mahkemesine devredildiği, tutanağın edinme sebebi sütununda zilyet olarak gösterilen kişinin mahkemece davaya dahil edildiği, hakkında dava açılan Hazinenin karar başlığında gösterilmediği, kısmî ilâna çıkarılan taşınmazlar yönünden orman savı ile otuz günlük askı ilân süresi içinde kadastro mahkemesinde açılacak orman kadastrosuna itiraz davalarında yapılan kadastro işleminin özelliği ve açılacak davanın niteliği gereği husumetin Hazine veya taşınmazın içinde bulunduğu köy tüzel kişiliği ya da taşınmazda hak sahibi olduğu varsayılan gerçek veya tüzel kişiliklere karşı açılabileceği, malik hanesi açık olarak devredilen kadastro tutanağının 3402 sayılı Kanunun 30/2. maddesi gereğince gerçek hak sahibi adına tescil edilmesi gerektiği, ancak tarım bilirkişi ve tanık dinlenmedin yalnızca orman mühendisi bilirkişi raporuna dayalı olarak hüküm kurulduğu, bu raporda da taşınmazın 1957 tarihli 1/25000 ölçekli memleket haritasında yeşil renkli orman alanında ise de 1953 tarihli hava fotoğrafında meyvelik olarak göründüğü belirtilip sonuçta herhangi bir açıklama yapılmaksızın ve çelişki giderilmeden taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu sonucuna varıldığı, mahkemece yeterli olmayan bu rapor esas alınarak hüküm kurulduğu, orman sınırlandırılması yapılmayan veya sınırlandırılmanın ilk olarak yapıldığı yerlerde, bir yerin orman niteliğinin ve hukukî durumunun 3116, 4785, 5658, 6831 sayılı kanun hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği, 3116 sayılı Kanun ile sadece hangi nitelikteki taşınmazların Devlet ormanı sayılacağının gösterildiği ve devlet ormanlarının kadastrosunun yapılmasını öngördüğü, 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 sayılı Kanunun 1. maddesi gereğince 2. maddede sayılan istisnalar dışında bütün ormanların devletleştirildiği ve devletleştirilen ormanlardan bazılarının sonradan yürürlüğe giren 5658 sayılı Kanun ile iadeye tâbi tutulduğu, iade koşullarının aynı Kanunda gösterildiği açıklandıktan sonra mahkemece, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek üç mühendis ve bir fen elemanı
-2-
2012/12689 – 2013/1999
aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiğinin belirlenmesi; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumunun saptanması; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğunun düşünülmesi; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresinin incelenmesi; keşifte, hâkim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmesi; orman kadastrosu kesinleşmediğine göre, fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulanacak kesinleşmemiş tahdit haritası ile irtibatlı, taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, duraksamaya yer vermeyecek nitelikte kroki düzenlettirilmesi, yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınması yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, bu kez, zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının araştırılması, bu cümleden olarak; yapılacak keşifte tarım uzman bilirkişi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, bu yolda rapor alınması; komşu parsellerin tutanak ve dayanaklarının getirtilip uygulanması; bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdiklerinin araştırılması; varsa, zilyetlik tanıklarının taşınmaz başında dinlenmesi; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; tesbit tarihine kadar gerçek kişi yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi; 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, davalı yanında, murisler yönünden de tapu ve kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı Kanunun 03.07.2005 gün 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Kanunun ile değiştirilen 14/2. maddesi gereğince sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulması”na değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın reddine, çekişmeli taşınmazın tesbit gibi davalı adına tesciline karar verilmiş; Orman Yönetimi tarafından hüküm temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 06.07.2010 gün 2010/8927 – 9628 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle: “Mahkemece bozma ilâmına uyularak çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu ve kişi yararına kazandırıcı zaman aşımı zilyetliği yoluyla toprak edinme koşullarının oluştuğu gerekçesi ile hüküm kurulmuşsa da, bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmediği gibi yapılan inceleme ve araştırma da yetersizdir.
Orman bilirkişileri tarafından yöreye ait 1957 tarih, 1/25000 ölçekli standart topoğrafik memleket haritasına göre taşınmazın yeşil alanda kaldığı, 1953 tarihli hava fotoğrafında ise meyvelik olarak göründüğü, üzerinde çeşitli meyve ağaçlarının bulunduğu açıklanarak taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu bildirilmiştir. Ancak, yapılan uygulamaya göre memleket haritasında taşınmazın konumunun gösterildiği yer, yeşil alanda kalmakla birlikte bilirkişilerce belirtildiği gibi meyvelik sembolleri görülmemektedir. Orman bilirkişiler ve tarım bilirkişisi tarafından taşınmaz üzerinde bulunduğu belirtilen meyve ağaçlarının yaşları, adedi ve cinsleri de ayrıntılı bir biçimde açıklanmadığından, hava fotoğrafının çekim tarihinde bu ağaçların var olup olmadığı anlaşılmamaktadır.
Mahkemece dinlenen yerel bilirkişiler ve tanık, soyut bir biçimde davalının zilyetliğinden söz etmişler, murisinden davalıya kaldığını bildirmişlerse de bunun hangi tarihte olduğunu açıklamamışlardır. Bu nedenle, davalının zilyetliğinin hangi tarihte başladığı, ne şekilde sürdürüldüğü, 20 yıllık süreye ulaşıp ulaşmadığı belli değildir. Dolayısıyla, 3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde
hükmünü bulan kısıtlamalar yönünden davalı yanında miras bırakan yönünden gerekli araştırma yapılıp yapılmadığı da aynı gün temyiz incelemesi yapılan aynı köye ait dava dosyalarından da anlaşılamamaktadır.” denilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın reddi ile 420 ada 12 parselin … adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Orman Yönetimi ve davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu, 3402 sayılı Kanunun 5304 sayılı Kanun ile değişik 4. maddesi hükmüne göre yapılmış, çekişmeli parsel orman alanı dışında bırakılmış, ancak kesinleşmemiştir.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının Orman Yönetimine yükletilmesine, Hazineden harç alınmasına yer olmadığına 28/02/2013 gününde oy birliği ile karar verildi.