Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/7863 E. 2011/12543 K. 03.11.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/7863
KARAR NO : 2011/12543
KARAR TARİHİ : 03.11.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı Hazine, Büyük … beldesi 737 parsel sayılı 4300 m2 yüzölçümündeki taşınmazın, tapuda davalı adına kayıtlı olduğunu, yörede 1942 yılında yapılan ve kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde iken 1989 yılında yapılıp 13/04/1999 tarihinde ilan edilerek kesinleşen 6831 sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması sonucu Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılıp işlemin kesinleştiğini belirterek davalı adına olan tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece, Hazinenin davasının kabulüne ve dava konusu parselin tamamının tapu kaydının iptaline, kütüğün beyanlar hanesine “6831 sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması ile orman rejimi dışına çıkartılmıştır” şerhi de verilerek hali hazır niteliği ile Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiştir. Hüküm davalı gerçek kişi tarafından temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur. Hükmüne uyulan 16/02/2010 tarih, 2009/19110 – 2010/1761 sayılı bozma ilamında; “Davalıya dava dilekçesi Büyükçavuşlu beldesinde tanınmadığından bahisle tebliğ edilememiş, Cumhuriyet Savcılığı eliyle yapılan araştırmada da adresi bulunamamıştır. Mahkemece taşınmazın davalıya satışı sırasında belirtilen adresinin bildirilmesi ve akit tablosunun gönderilmesi için tapu sicil müdürlüğüne müzekkere yazılmış akit tablosunda adı geçen ve davalı adına vekaleten iş gören kişi ile ilgili noterden düzenlenmiş vekaletname istenmiştir. Vekaletnamede gösterilen adrese (Prof. … Cad. … Han No: 103 Kat: 4 Daire 10 … ) tebligat çıkartılmıştır. Bu tebligat ise davalının adres bırakmadan ayrıldığını bildirir mahalle muhtarlığı yazısı ile işlemsiz olarak geri dönmüştür. Bu kez Büyükçavuşlu Beldesinde Tebligat Yasanın 35. maddesine göre davalıya tebligat yapılmıştır. Tebligat yasasının değişik 35 maddesi ve ek fıkrası; “Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.
(Değişik :19/3/2003-4829/11 md.) Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği takdirde tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi, tebliğ tarihi sayılır.
(Değişik: 19/3/2003-4829/11 md.) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.
(Ek: 6/6/1985 – 3220/12 md.) Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da bu madde hükümleri uygulanır.) hükmü gereğince davalıya yöntemince dava dilekçesi ve duruşma gününün tebliğ edildiği mahkemece kabul edilip yargılamaya devam edilerek hüküm kurulmuştur. Ancak, “Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile” ifadesi bu fıkrada sözü edilen adreslerde evvelce bir tebligatın yapılmamış olması anlamındadır. Dosyada davalıya hiçbir adreste tebligat yapılamamıştır. Mahkemece oluşturulan gerekçeli karar davalıya yine yukarıdaki adreste tebliğe çıkarılmış, tebliğ edilemeden dönmüş, davalı kendisine karar tebliği de yapılamadan kararı temyiz etmiştir. Bu durumda, davalının hakkında açılan davadan haberi olmamıştır. Mahkemece, H.U.M.Y.’nın 73.maddesine aykırı olarak davalının sav ve savunmaları alınmaksızın, yasal hakları kısıtlanmak suretiyle hüküm kurulmuştur.” hükmüne yer verilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyulmuş, davalıdan delilleri sorulmuş, gösterilen delillerden resmi kayıtların evvelce mahkeme tarafından getirtilerek incelenip değerlendirildiği, tanık dinletme istemi yönünden ise uyuşmazlığın tanıkla ispatının mümkün olmadığı gerekçesi ile bozma öncesinde toplanan delillere dayanılarak davanın kabulüne, davalı adına olan tapu kaydının iptali ile çekişmeli taşınmazın Hazine adına tapuya tesciline, kaydın beyanlar hanesinde 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılan yerlerden olduğunun şerh verilmesine karar verilmiştir. Karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kalıp nitelik kaybı nedeniyle Hazine adına orman rejimi dışına çıkartılan taşınmazın tapu kaydının iptal ve tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1942 yılında 3116 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan ve kesinleşen orman kadastrosunda, dava konusu taşınmaz orman sınırları içinde bırakılmış, 1989 yılında yapılan ve 13/04/1999 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması sonucu Hazine adına orman rejimi dışına çıkartılmış, 1978 yılında yapılan arazi kadastrosunda ise taşınmazın, daha önce yapılan orman kadastrosu sınırları içinde olduğu göz önünde bulundurulmadan, hata ile ikinci kere kadastrosu yapılarak kişiler adlarına özel mülk olarak tespit ve yolsuz olarak tescil edilmiştir.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye ve uzman orman ve fen bilirkişiler tarafından kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulamasına ait harita ve tutanaklar ile arazi kadastrosu paftasının uygulanması sonucu dava konusu taşınmazın 1942 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı, 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini yitirmesi nedeniyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılma işleminin de kesinleştiği taşınmaz daha önce yapılan orman kadastro sınırları içinde olduğu halde, arazi kadastro ekiplerinin bu durumu göz önünde bulundurmadan, hata ile ikinci kere kadastrosunu yapıp yolsuz olarak sicil oluşturulmuşsa da, 766 sayılı Yasanın 46/2 ve 3402 sayılı Yasanın 22/1. maddeleri gereğince ikinci kadastronun yolsuz (T.M.Y.nın 1025. md.) ve bütün sonuçlarıyla hükümsüz olması nedeniyle malikine mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve T.M.Y.nın 1026. (E.M.Y.nın 934. – İsviçre M.Y.976) maddesi gereğince sicilin hiç bir süreye bağlı kalmadan her zaman iptal edileceği, somut olayda 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağının da bulunmadığı, baştan beri yolsuz tescil niteliğinde oluşturulan sicil kaydının, davalıya hiç bir zaman mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (izhari), başka bir anlatımla; sicilin oluştuğu tarihden itibaren mülkiyet hakkının doğmadığını, sicilin yolsuz ve geçersiz olduğunu belirleyen bir hüküm olduğu, bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023. (E.M.Y.931 – İsviçre M.Y.974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralının da uygulanamayacağı, tespitte esas alınan ve orman kadastrosundan önceki bir tarihte oluşturulmuş bulunan tapu kaydının, taşınmazın orman sınırları içine alınarak bu uygulamanın kesinleşmesinden sonra yasal değerini yitirdiği, davalının koşulları varsa sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince satış bedelini bu yeri kendilerine satan kişilerden isteyebileceği, belirlenerek kaydın iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalının sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile getirilen 3402 Sayılı Yasanın 36/A maddesinde “Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz.” ve 17. maddesi ile eklenen geçici 11. maddesine göre; “Bu Kanunun 36/A maddesi hükmü, henüz infaz edilmemiş yargı kararlarındaki vekâlet ücreti dâhil yargılama giderleri için de uygulanır.” hükmü gereğince davalı aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil ise de; bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu sebeple, hükmün 3, 4. ve 5. bentlerinin kaldırılarak, bunun yerine “6099 sayılı Yasayla 3402 sayılı Yasaya eklenen 36/A maddesi gereğince yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına” cümlesinin yazılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi göndermesiyle H.Y.U.Y.’nın 438/7. maddesine göre bu düzeltilmiş şekliyle ONANMASINA, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile 3402 sayılı Yasaya eklenen 36/A maddesi gereğince davalıdan onama harcı alınmasına yer olmadığına ve yatırdığı peşin temyiz harcının istek halinde iadesine 03/11/2011 günü oybirliği ile karar verildi.