Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/5114 E. 2010/8275 K. 14.06.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/5114
KARAR NO : 2010/8275
KARAR TARİHİ : 14.06.2010

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R

Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 24/11/2008 gün ve 2008/12007-16381 sayılı bozma kararında özetle”Dosyada mevcut 03.06.2007 tarihli keşif sonucunda ziraatçı bilirkişi … tarafından düzenlenen raporda: Çekişmeli taşınmazın davacı adına tesciline karar verilen B (B1 ve B2) kısmının üzerinde çok miktarda taş bulunduğu, yer yer kayaların olduğu, B2 ile gösterilen kısma acele ile sürülmek sureti ile buğday ekildiği, toprak derin sürüm yapılmadan yüzeysel olarak işlendiğinden sert olduğu ve taş yoğunluğunun devamlı sürüm yapılarak tarımsal amaçla kullanılan taşınmazlara göre çok aşırı olduğu ve yer yer meşe filizleri ve ardıç ağaçlarının bulunduğu dikkate alındığında taşınmazın bir önceki ekim döneminde kullanılmaya başlandığı; B1 ile gösterilen kısmın ise B2 kısmı ile aynı özellikleri taşıdığı ancak ekili olmadığı, üstün körü ve acele ile sürüldüğü, taşınmazların ilk olarak bir önceki ekim döneminde işlendiği bildirilmiştir. Davacı, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği iddiası ile çekişmeli 325 ada 57 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitine itiraz etmiştir. Türk Medeni Yasasının 713. maddesi “bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi” ve 3402 Sayılı Yasanın 14. maddesi “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü … toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.” demekle, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak mülk edinme koşullarından birini en az 20 yıl süre ile taşınmaz malı kullanmak olarak belirlemiştir. Çekişmeli taşınmazın (B) ile gösterilen kısmının keşif tarihi olan 2007 tarihinden bir önceki ekim döneminde ilk olarak ekildiği sabit olduğuna göre davacı yararına kazandırıcı zamanaşımı ile mülk edinme şartlarından 20 yıllık sürenin geçtiği kabul edilemez. Bu nedenle davanın tamamen reddine ve çekişmeli taşınmazın tespit gibi Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken aksi düşünce ile … şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğu” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın reddine ve dava konusu parselin tespit gibi Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde orman kadastrosu 3402 Sayılı Yasanın 5304 Sayılı Yasa ile değişik 4. maddesi hükmüne göre yapılmış, çekişmeli parsel orman alanı dışında bırakılmıştır.
Mahkemenin davacı tarafından maliye hazine aleyhine açılan davanın subut bulmadığından reddine, çekişmeli 325 ada 57 parsel sayılı taşınmazın tespit gibi tesciline, … aleyhine açılan davanın husumet nedeni ile reddine dair verdiği 03.07.2009 tarihli karar tebligat kanununun 21. maddesi gereğince muhatap geçici olarak adreste bulunmadığından dolayı köy muhtarı H…. Kaygun ‘a tebliğ edilmiş ve imzadan imtina eden komşusu …’a haber verilmiş ve haber kağıdı kapıya asılarak 04.09.2009 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davacı vekili 03.12.2009 tarihinde kararı öğrendiklerini, davacı ile köy muhtarı arasında husumet bulunması nedeni ile tebligatın davacıya verilmediğini ve görevi kötüye kullanmaktan dolayı köy muhtarı hakkında suç duyurusunda bulunduklarını bildirerek kararı 09.12.2009 tarihinde temyiz etmiş; mahkemece davacıya yapılan tebligatın usulüne uygun oldugu ve davacı tarafından kararın süresi içinde temyiz edilmediği anlaşıldığından H.U.M.Y. nın 432. maddesi gereğince temyiz talebinin reddine karar verilmiş; hüküm süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memuruna imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” hükmü yer almaktadır. Madde bu haliyle iki hali birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Tüzüğünün 28. maddesinin birinci fıkrasında; “Muhatap veya adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak kendisinin imzalaması gerekir.” hükmü öngörülmüştür.
Burada Tüzüğün 28. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, buna tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisi ne imzalatacaktır. Ancak bu şekilde yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı, Hakim tarafından denetlenebilir.
Muhatabın tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da … süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde ancak; maddede sayılanlardan, örneğin muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir.Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün tespiti halinde ise Tüzüğün 28. maddesinin 2., 3., 4. fıkraları gereğince işlem yapılacaktır.
Bu itibarla; Tüzüğün 28. maddesinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle, şayet imzadan çekinmeleri halinde bu husus da belirtilerek; muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden”, Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre yapılan tebligat işlemi geçersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı işlemleri belirlemesi yanında muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve Hakimin denetimini sağlayacaktır.
21. maddeye göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelemesine bağlıdır. ( HGK. nun 25.01.2006 tarih ve 2005/2-772/17 sayılı kararı)
Somut olayda tebliğ işleminin, muhatabın tevziat saatinde adreste bulunmadığı nedeni ile tebligatın mahalle muhtarı imzasına teslim edilip 2 nolu formülün kapısına yapıştırılarak komşusu …’a haber verildiği, komşunun imzadan imtina ettiği belirtilmek suretiyle yapıldığı görülmüştür.
Görüldüğü gibi tebliğ memuru, muhatabın gösterilen adreste geçici ve kısa süreli bulunmama sebebini aynı mahalde oturan komşusu …’dan soruşturarak, beyanını tebliğ belgesine yazmış, beyanı yapanın imzadan çekinmesi nedeniyle bu ciheti de şerh ve kendi imzası ile tasdik ettikten sonra; muhtara tebliğ ve 2 nolu fişin kapıya yapıştırılması işlemlerini tamamlamıştır.
Bu durum karşısında sözü edilen tebligat usulüne uygun olduğundan davacının temyiz talebi tebliğ tarihine göre yasal süreden sonradır. Bu nedenle mahkemece temyiz isteminin süre aşımı nedeniyle reddi doğrultusunda verilen hüküm doğru olduğundan Mahkeme kararının ONANMASI gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; mahkemenin 07.01.2010 tarihli temyiz talebinin süre yönünden reddine dair kararının ONANMASINA, aşağıda … onama harcının temyiz edene yükletilmesine 14/06/2010 günü oybirliği ile karar verildi.