Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/525 E. 2011/1545 K. 22.02.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/525
KARAR NO : 2011/1545
KARAR TARİHİ : 22.02.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili ile davalılardan Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği … Köyü, asarlık mevkiinde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının müvekkilleri yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 713. maddesi hükmüne göre müvekkilleri adına tescilini istemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 24.08.2009 tarihli … bilirkişi raporunda (A) işaretli 6530,20 m2 bölümün … mirasçıları olan davacılar adına payları oranında, (B) ile gösterilen 6200 m2 bölümün 2/B niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm Hazine ve davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 6831 Sayılı Yasa gereğince orman kadastrosu ve 2/B uygulaması yapılmış, 07.03.1996 tarihinde ilan edilerek kesinleşmiştir. Genel arazi kadastrosu 1963 yılında yapılmış, çekişmeli taşınmaz tespit dışı bırakılmıştır.
1) Davacılar … ve arkadaşlarının taşınmazın (B) ile gösterilen bölümüne yönelik temyiz itirazları yönünden;
Taşınmazın (B) ile gösterilen bölümünün 1996 yılında ilan edilerek kesinleşen 2/B madde kapsamında Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan alanda bulunduğu ve bu tür yerlerin zilyetlikle kazanılamayacağı gözetilerek bu bölüme ilişkin davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığına göre davacı gerçek kişilerin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2) Davalı Hazinenin taşınmazın (A) ile gösterilen bölümüne yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece yapılan inceleme sonucunda çekişmeli taşınmazın (A) ile gösterilen bölümünün devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olmadığı, Medeni Yasanın 713 ve 3402 Sayılı Yasanın 14 ve 17. maddelerinde … imar – ihya ve kazandırıcı zamanaşımı yolu ile taşınmaz edinme koşullarının davacılar yararına oluştuğu kabul edilerek davanın kabulü yolunda hüküm kurulmuştur.
Ne var ki; yörede (1963) yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında çekişmeli taşınmaz ve geniş çevresinin tapulama harici bırakıldığı, her ne kadar davalı taşınmazın bulunduğu yer hakkında kadastro paftası düzenlenmemiş ise de, dosyadaki diğer belge ve haritalardan taşınmazın içinde bulunduğu avcı deresi ve çevresinin orman olarak tapulama harici bırakıldığı, çekişmeli taşınmazın bir taraftan orman, diğer taraftan avcı deresi ve derenin devamında yine ormanla çevrili olduğu, taşınmazın etrafında ve yakın çevresinde kadastro parseli ve başkaca tarım arazisi bulunmadığı, … ve orman parseli içinde yer aldığı, H.G.K.’nun 21.01.2004 gün 2004/8-15-7 ve 12/05/2004 gün 2004/8-242-292 sayılı kararlarında
da belirtildiği gibi, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede arazi kadastrosu 1963 yılında 766 Sayılı Kadastro Yasası yürürlüğü sırasında yapıldığı ve davaya konu taşınmazın tesbit dışı bırakıldığı tartışmasızdır. Burada halledilmesi gereken sorun, kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın hangi nitelikte tesbit dışı bırakıldığı konusudur.
3402 Sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başladığı 10/10/1987 tarihten önce 2613, 5602 ve 766 sayılı Yasaların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. Bir diğer anlatımla; arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 Sayılı Yasanın madde 46/3). Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama, 3402 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğe girdiği 10/10/1987 tarihine kadar sürdürülmüş, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan Yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle; somut olayın 766 Sayılı Yasa hükümleri gereğince irdelemesi yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.
1963 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan arazi bölümlerinin tesbit dışı bırakıldığı, çekişmeli taşınmazın bitişiğindeki ya da yakınındaki arazi bölümünün orman olarak sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır. 1996 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazın orman tahdit hattı dışında kaldığı, yapılan uygulama ile belirlenmiştir. Arazinin konumu ve davalı taşınmaz ile orman arasında ayırıcı bir unsurun olmayışı ve arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri gözönünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazın yer aldığı arazi bölümünün de orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır. Her ne kadar bilirkişi ve tanıklar taşınmazın öncesinin orman olmadığını, üzerinde imar- ihyayı gerektirecek nitelikte maki veya benzeri bitki örtüsünün bulunmadığını, taşınmazların davacı tarafından 30 – 40 yıldır kullanıldığını ifade etmişlerse de, kadastro işlemi olan tesbit dışı bırakma işlemine, araziye ve eylemli duruma uygun düşmeyen bilirkişi ve tanık sözlerine değer verilemez. Mevcut deliller karşısında taşınmazın öncesinin orman olmadığı, bunu iddia eden tarafça maddi ve kesin delillerle kanıtlanması gerekir. Davacı taraf, taşınmazın öncesinin orman olmadığını kesin delillerle kanıtlayamamıştır. 6831 Sayılı Orman Yasasının 1. maddesi gereğince, “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” zaman içinde taşınmaz üzerindeki orman örtüsünün kaldırılmış olması o yerin orman niteliğini kaybettiği anlamına gelmez. Toprağı ile birlikte orman olan taşınmazın zilyetlikle iktisabı da mümkün değildir. Yine, H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8-964-751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 – 183- 187 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerlerde, yukarıda … gerekçelerle orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından, sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.
Bunun yanında, bir örneği dosyada bulunan amenejman planına göre taşınmazın baraj havzası içinde kaldığı, bilirkişi raporlarına göre de kısmen su altında bulunduğu, ayrıca büyük orman parseli içinde kaldığı ve 6831 Sayılı Yasanın 17/2. maddesinde açıklanan orman içi açıklık niteliğinde olduğu, orman içi açıklık ve boşluklar ile orman ve toprak muhafaza karakteri taşıyan funda ve makilik alanlar, yasa gereği orman sayıldığı için, 15.07.2004 günlü Resmi Gazetede yayınlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 26. maddesinin (a) ve (j) bentleri gereğince Devlet Ormanı olarak sınırlandırılması öngörülmüş olup bu tür yerler zilyetlik yolu ile kazanılamaz ve özel mülk olarak tescil edilemez
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı gerçek kişinin davasının (A) bölümüne yönelik de reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ve gerekçelerle kabul yolunda hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: 1) Yukarıda 1. bendde açıklanan nedenlerle; davacı gerçek kişilerin taşınmazın (B) bölümü yönünden temyiz itirazlarının reddi ile bu bölüme ilişkin hükmün ONANMASINA, aşağıda … onama harcının temyiz eden gerçek kişilere yükletilmesine,
2) 2. bendde açıklanan nedenlerle Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün taşınmazın (A) ile gösterilen bölümüne yönelik olarak BOZULMASINA 22/02/2010 gününde oybirliği ile karar verildi.