Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/277 E. 2011/8956 K. 07.07.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/277
KARAR NO : 2011/8956
KARAR TARİHİ : 07.07.2011

MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine ve davalı gerçek kişilerden … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Kadastro sırasında, … köyü 102 ada 5 parsel sayılı 15004,27 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle tarla niteliğiyle davalılar adına tespit edilmiştir. Davacı Hazine, dava konusu parselin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler ile kaçak ve yitik kişilerden kalma yerlerden olduğu iddiasıyla dava açmış, katılan davacı … Yönetimi 22/03/2010 tarihli dilekçe ile taşınmazın orman vasfında olduğu iddiasıyla davaya katılmıştır. Mahkemece, Hazinenin davasının reddine, katılan davacı … Yönetiminin davasının ise kabulüne ve dava konusu Kahramanmaraş ili, … ilçesi … köyü, 120 ada 5 (102 ada 5) parsel sayılı taşınmazın tespit tutanağının (kadastro tespitinin) iptali ile orman vasfıyla hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Hazine ve davalı gerçek kişilerden … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tespit tarihinden önce yapılan ve 16/04/2007 ila 16/10/2007 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması vardır.
Yapılan incelemede mahkemece keşif ara kararı ile bir kısım davalılara dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğine dair ara kararına aynı celsede karar verildiği, keşif sonrasındaki celse de ise hüküm kurulduğu gözlenmiştir. Mahkemenin bu uygulaması davalılara, davaya karşı cevap, savunma ve delillerini bildirme imkânını kısıtlama sonucunu doğurmuştur. Nitekim hükmü temyiz eden davalı tapu kaydına dayanmaktadır ve davalının dayandığı tapu kaydı belirtilen uygulama nedeniyle keşifte uygulanmamıştır. Mahkemenin belirtilen bu uygulaması Anayasa ile güvence altına alınan savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir. Oysa, savunma hakkı en tabi Anayasal haklardandır.
Anayasanın 36. maddesine göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı merciileri önünde iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Adil yargılama hakkı hak arama özgürlüğünün uygulamaya yönelik uzantısı niteliğinde olduğundan, davalılar davaya dahil edilmeden delil toplanılması ve keşif yapılarak hüküm kurulması savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğundan adil yargılanma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkına aykırıdır.
Yasal ayrıcalıklar dışında yargılamayı yürüten hakim davanın taraflarını dinlemeden veya iddia ve savunmalarını yapmak üzere yasal şekil ve şartlara göre çağırmadan, delilleri toplayıp hüküm veremez (Anayasanın 36. ve H.Y.U.Y.’nın 73. maddeleri).
Mahkeme hakimi tarafından dava dilekçesi ve duruşma gününün taraflara Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen tebliğ ettirilmesi ve tüm tarafların katılımlarının sağlanmak suretiyle taraf oluşturulduktan sonra işin esasına girilip yargılamanın sürdürülmesi gerekir.
Bu nedenle; davalılara tebligat kanunu hükümlerine uygun olarak, dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ ettirilip, bu davada da yer alma olanağı verilmeden, savunma ve delillerini bildirmesine olanak tanınmadan, davalıların savunma hakkını kısıtlayacak biçimde, yokluklarında işin esasına girilerek yazılı biçimde hüküm kurulması esaslı bir usul hatası olup, mutlak bozma nedenidir. Bozma nedenine göre davacı Hazine ve davalı …’ın diğer temyiz itirazları incelenmemiştir.
Bundan ayrı olarak; tespitin iptali yerine, “tutanağın iptali” ifadesinin kullanılması, kısa kararda sicil oluşturulmaması, komşu parsel tutanakları getirtilmeden hüküm kurulması da doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı Hazine ve davalı …’ın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde gerçek kişiye iadesine 07/07/2011 günü oybirliği ile karar verildi.