Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2011/9923 E. 2011/14702 K. 13.12.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/9923
KARAR NO : 2011/14702
KARAR TARİHİ : 13.12.2011

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R

Davacı Hazine, … köyü 199 ada 5 parsel sayılı 3574,84 m² yüzölçümlü taşınmazın, davalı adına tapuda kayıtlı olduğunu, ancak devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu, tapu kaydının iptali ile hazine adına tescilini istemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile dava konusu taşınmazın (B) işaretli 1216,60 m2’lik bölümünün tapu kaydının iptali orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu kaydının iptali ve tescil niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 1944 yılında 3116 sayılı Yasaya göre yapılıp kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 3302 sayılı Yasaya göre 1999 yılında yapılıp 22.03.2002 tarihinde ilan edilerek kesinleşen aplikasyon ve 2/B uygulaması ile 6831 sayılı Yasanın 4999 sayılı Yasayla değişik 9. maddesine göre 2005 yılında yapılıp 28.02.2006 tarihinde ilan edilerek kesinleşen düzeltme işlemi vardır.
Yörede genel arazi kadastrosu 2004 yılında yapılıp 29.12.2006 – 29.01.2007 tarihleri arasında ilan edilerek kesinleşmiştir. Dava 3402 sayılı Yasanın 12/3 maddesi gereğince 10 yıllık süre içinde açılmıştır.
Mahkemece, çekişmeli taşınmazın (B) işaretli bölümünün orman sayılan, (A) işaretli bölümünün orman sayılmayan yerlerden olduğu, bu bölüm üzerinde davalı yararına zilyetlik koşullarının oluştuğu gerekçesiyle Hazinenin davasının kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, hükme esas alınan 03/12/2007 tarihli orman bilirkişi raporunda; “Taşınmazın % 33 ortalama eğimde, kısmen doğu istikametinde taşlık, zeminde pırnal meşesi, menengiç tespih türü maki orman bitki örtüsü ihtiva eden bölüm ile kısmen de sürülü tarım alanı olarak gözlemlendi. Taşınmazın (A) işaretli 2358,24 m2’lik bölümü; eski tarihli memleket haritasında ve … fotoğraflarında orman bitki örtüsü taşıyan alanda tespit edilen taşınmaz alanı eylemli hali itibariyle orman bitki örtüsü taşımayan alanda belirlenmiştir. Bu durumda taşınmaz üzerinde var olan orman bitki örtüsünün zaman içerisinde sahadan kaldırıldığı ve taşınmazın iskan ve tarım alanına dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır.
(B) işaretli 1216,60 m2’lik bölümü; eski tarihli memleket haritasında ve … fotoğraflarında orman bitki örtüsü taşımayan alanda tespit edilen taşınmazın üzerinde herhangi bir bitki örtüsü bulunmayan tarım alanı olduğu…” belirtilmiş, orman, ziraat ve harita mühendisi bilirkişilerden müşterek alınan 10/06/2008 tarihli ek raporda ise; “taşınmazın A işaretli bölümü üzerinde iki katlı bina, kuyu ve 30 adet 30 – 45 yaşlarında badem ağacı bulunduğu ve bahçe olarak kullanıldığı, (B) işaretli bölüm üzerinde pırnal meşesi vb. maki türü orman bitki örtüsünün bulunduğu, (B) kısmının orman sayılan, (A) kısmının orman sayılmayan yerlerden olduğu” belirtilmek suretiyle iki rapor arasında çelişki oluşturulduğu, bilirkişilerce varılan
sonucun eski tarihli memleket haritası ve … fotoğrafları ile de uyuşmadığı anlaşılmaktadır. Buna rağmen mahkemece, bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden hüküm kurulmuştur. Yetersiz ve çelişkili raporlar hükme esas alınamaz.
Bu nedenle; mahkemece, eski tarihli memleket haritası, … fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında bu konuda uzman serbest orman mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi , bir ziraat mühendisi ve bir … elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmazlar ile birlikte … araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı Yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Yasanın 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; kesinleşmiş orman kadastrosu bulunmadığından, yukarıda değinilen diğer belgeler … ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine ablike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu … parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalıdır.
Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, bu kez, zilyetlik yolu ile kazanma (Medeni Yasanın 713. maddesi, 3402 sayılı Yasanın 14. ve 17. maddelerindeki ) koşulların araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak, yapılacak keşifte 1980-1990 lı yıllara ait … fotoğrafları ve memleket haritasında taşınmazın o yıllarda ziraat alanı olarak kullanılıp kullanılmadığı, yine fotogometri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasında zilyet ve tasarruf edilen yerlerden olup olmadığı, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, tazınmazın toprak yapısı incelenmeli, çekişmeli taşınmazın fiili durumunu da belirtir şekilde rapor alınmalı, imar ihya üzerinde durulup, bu konuda ve zilyetliğin tespiti yönünden tanık beyanlarına başvurulmalı, tarafların bildirecekleri zilyetlik tanıkları H.Y.U.Y.’nın 259. ve 265. maddeleri gereğince taşınmaz başında dinlenip, taşınmazın öncesi itibariyle niteliğinin ne olduğu, kime ait olduğu, zilyetliğin nasıl meydana geldiği, ne kadar süre ile ne şekilde devam ettiği, bunun ekonomik amacına uygun olup olmadığı, tanıkların bilgi ve görgülerinin hangi eylemli olaylara dayandırıldığı belirlenmeli, yerel bilirkişinin imar ihya ve zilyetlik olgusunu hangi olaylarla nasıl hatırladıkları saptanmalı, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 13/12/2011 günü oybirliği ile karar verildi.