Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/4304 E. 2010/5860 K. 04.05.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/4304
KARAR NO : 2010/5860
KARAR TARİHİ : 04.05.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki “TAPU İPTALİ VE TESCİL ” davasından dolayı Yerel Mahkemece verilen yukarıda gün ve sayılı … hükmün; Dairemizin “04/12/2006” gün ve “2006/1715-16905” sayılı ilamıyla “ONANMASINA” karar verilmiş, süresi içinde “DAVALI … ve … ” tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar, çekişmeli 883 parsel sayılı taşınmazın 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması sonucu Hazine adına orman rejimi dışına çıkarıldığından, tapu kaydının iptali ile Hazine adına tapuya tescili istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece davanın kabulüne ve dava konusu taşınmazın 6831 Sayılı Yasanın 2/B madde uyarınca Hazine adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalılardan … …, …. …, … ve … … tarafından temyiz edilmekle dairece (çekişmeli taşınmazın 1949 yılında ilanı yapılıp kesinleşen orman kadastro sınırları içinde kaldığı, 1950 yılında 5653 Sayılı Yasa uyarınca makiye ayrılmışsada, toprak tevzi komisyonunca dağıtılmadığı, 21.12.1982 tarihinde ilanı yapılıp kesinleşen 1744 Sayılı Yasanın 2. madde uygulamasıyla Hazine adına orman rejimi dışına çıkarıldığı, taşınmazın tapu kaydının, genel arazi kadastrosu yoluyla senetsizden oluştuğu, tapunun orman kadastrosunun yapıldığı tarihten daha önceki tarihli olmadığı, çekişmeli parsel 1949 yılında kesinleşen orman kadastro sınırları içinde olup, 1982 yılında kesinleşen 1744 Sayılı Yasanın 2. madde uygulaması ile Hazine adına orman rejimi dışına çıkartıldığı, makiye ayırma işleminin orman rejimi dışına çıkartma işlemi olmadığı, 5653 Sayılı Yasanının geriye yürüyeceği konusunda hiç bir hüküm bulunmadığından makiye ayırmanın, taşınmazın kesinleşen orman kadastro sınırları içinde kalma olgusunu değiştirmeyeceği, … Bölgesinde makiye ayırma işleminin de daha sonra iptal edildiği, davalıların orman kadastrosunun kesinleştiği tarihten önce mevcut eski tapu kayıtlarının bulunmadığı, davalıların temyiz dilekçesinde, eski tarihli tapu kayıtlarının bulunduğunu bildirmişlerse de dayandıkları tapunun tarih ve numarasını bildirmemiş olmaları bir yana dava aşamasında tutunulmayan belgelerin temyiz aşamasında ileri sürülemeyeceği) gerekçesiyle onanmıştır. Bu kez davalı gerçek kişiler tarafından taşınmazın T.evvel 1328 tarih 98 numaralı tapu kapsamında olduğu iddiasıyla kararın düzeltilmesi istenilmektedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 1944-1949 yılları arasında 3116 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılıp kesinleşen orman kadastrosu, 1950 yılında 5653 Sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan makiye ayırma, 1963 yılında genel arazi kadastrosu, 21.12.1982 tarihinde ilanı yapılıp kesinleşen aplikasyon ve 1744 Sayılı Yasanın 2. madde uygulaması, 1988-1989 yılları arasında yapılıp kesinleşen 3302 Sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması vardır.
Yapılan incelemede, dayanılan T.evvel 1328 tarih 98 numaralı tapu kaydının, çekişmeli parselin öncesi olan ve ifrazen geldiği 348 parsel sayılı taşınmazın doğusundaki sığır yolundan sonra gelen 372 parsele uygulandığı, yine T.evvel 1328 tarih 98 numaralı tapu kaydının geldisi nisan 1321 yoklama tarih 36 numaralı 1500 dönüm yüzölçümündeki çalılık ve orman cinsli tapu olduğu, bu tapunun ilk oluşturulan sınırlarının doğusu … Camii … çalılığı,batısı sığır yolu,kuzeyi lebiderya, güneyi … … ve … tarlası olup, daha sonra bu tapunun T.evvel 1328 daimi tarih 70 ve 71 numaralı ve daha sonra da 1328 daimi tarih 82 den 101 numaraya kadar ifraz edildiği ,bu ifraz tapu kayıtlarının çekişmeli parselin geldisi olan 348 parsel sayılı taşınmazın doğusundaki sığır yolundan sonra gelen 370 den 384 sayılı parsellere kadar ve o parsellerin yakınındaki müfrez parsellere uygulandığı keza, davalıların dayandığı, aynı kök kayıttan gelen T.evvel 1328 tarih 98 numaralı tapunun aralık 1330 tarih 6 numarada satıldığı ve daha sonra ekim 1951 tarih 33 numaraya satış suretiyle gittiği ve … Köyünde 1963 yılında yapılan kadastro sırasında 372 parsele uygulandığı, gerek kök tapu kaydının gerekse ifraz kaydının batı sınırının sığır yolu okuması ve bu sığır yolunun da 370 den 378 numaraya kadar olan parsellerin batı sınırını ve 347 – 348 – 349 ve 351 sayılı parsellerin doğu sınırını oluşturan paftasında sığır yolu olarak gösterilen yol olması nedeniyle, tapu kaydının dava konusu parselin geldisi olan 348 parseli içine alacağının düşünülemeyeceği,bu durumda 348 parselin eski tapu kaydı bulunmaması nedeniyle tapuda hazine adına kayıtlı bulunan ormanın,nitelik yitirdiğinden Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı, 348 parselden ifraz edilen çekişmeli 883 parselle konumu aynı olan 877, 878, 880 ve 884 sayılı parsellerin ve yine bu parsellerin kuzeyindeki 347 numaralı parselden ifraz edilen 899 ve 900 numaralı parsellerin aynı nedenle Hazine adına tesciline ilişkin mahkeme kararlarının da Yargıtay 1. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleştiği ve uzman orman ve … bilirkişiler tarafından kesinleşen orman kadastrosuna ait harita ve tutanaklar ile arazi kadastrosu paftasının uygulanması sonucu dava konusu taşınmazın 1944 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı, taşınmaz daha önce yapılan orman kadastrosunun sınırları içinde ve tapu sicilinde orman niteliğiyle Hazine adına kayıtlı ve mülkiyet hakkı Hazineye ait kamu malı orman olduğu halde, arazi kadastro ekiplerinin bu durumu gözönünde bulundurmadan, hata ile ikinci kere kadastrosunu yapıp yolsuz olarak sicil oluşturulmuşsa da, 766 Sayılı Yasanın 46/2 ve 3402 Sayılı Yasanın 22/1. maddeleri gereğince ikinci kadastronun yolsuz (T.M.Y.nın 1025. md.) ve bütün sonuçlarıyla hükümsüz olması nedeniyle malikine mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve T.M.Y.’nın 1026. (E.M.Y. 934 – … 976) maddesi gereğince sicilin hiç bir süreye bağlı kalmadan her zaman iptal edileceği, somut olayda 3402 Sayılı Yasanın 12/3. maddesi hükümlerinin uygulanma olanağının da bulunmadığı, baştan beri yolsuz tescil niteliğinde oluşturulan sicil kaydının, davalıya hiç bir zaman mülkiyet hakkı kazandırmayacağı ve başlangıcından itibaren yolsuz ve geçersiz olan tapu kaydının iptaline ilişkin mahkeme kararının yenilik doğuran (inşai) mülkiyet hakkını sona erdiren bir hüküm olmayıp, mevcut durumu saptayıp hukuksallaştıran, açıklayıcı (ihzari), başka bir anlatımla; sicilin oluştuğu tarihten itibaren mülkiyet hakkının doğmadığını, sicilin yolsuz ve geçersiz olduğunu belirleyen bir hüküm olduğu, bu tür kayıtlarda T.M.Y.’nın 1023. (E.M.Y.931 – … M.Y.974) maddesindeki “iyi niyetle edinme” kuralının da uygulanamayacağı bir yana, davalının taşınmazın niteliğini görmeden satın almasının hayatın olağan akışına ve yaşam kurallarına uygun olmayacağından, tapuya güven ve iyi niyet kurallarından faydalanamayacağı, davalı taşınmazı satın almışsa, ödediği bedeli, sebepsiz zenginleşme kurallarına göre bu yeri kendisine satanlardan geri alabileceği de anlaşıldığına göre ,karar düzeltme istemini içeren dilekçenin reddi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; karar düzeltme isteğini içeren dilekçenin REDDİNE, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine 04/05/2010 gününde oybirliği ile karar verildi.