YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/5040
KARAR NO : 2012/14169
KARAR TARİHİ : 10.12.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılardan … tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Çekişmeli taşınmazların bulunduğu … Köyünde genel kadastro 1987 yılında yapılmış, çekişmeli 402 ve 3156 sayılı parseller kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ve 402 sayılı parsel ayrıca 191 yazım nolu vergi kaydıyla, 402 sayılı parsel …, 3156 parsel ise, … adlarına tespit edilmiş, 30.04.1988 ilâ 30.05.1988 tarihlerinde yapılan askı ilânı sonunda … ‘in 3156 parsele yaptığı itiraz kadastro komisyonu tarafından reddedilerek taşınmazlardan 402 sayılı parsel … adına 31.05.1988 tarihinde, 3156 parsel ise, 23.11.1992 tarihinde … adına tapuya tescil edilmiştir.
Davacı Hazine, 12.11.2007 tarihli dava dilekçesiyle, … İlçesi, … Köyünde bulunan 402 ve 3156 sayılı parsellerin, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki orman sayılan yerlerden olduğu halde, kadastro sırasında davalılar bayi adına tespitinin itirazsız kesinleşmesiyle tapuya kayıt edildiğini ileri sürerek, hukukî dayanaktan yoksun ve yolsuz tescil niteliğindeki davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptaliyle, Hazine adına tescilini istemiştir. Orman Yönetimi, taşınmazların orman sayılan yerlerden olduğu, orman niteliğiyle Hazine adına tapuya tescili istemiyle davaya katılmıştır. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, mahkemece verilen bu hüküm davacı Hazine ve katılan … Yönetiminin temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesi tarafından bozulmuştur.
Hükmüne uyulan Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 03.06.2011 gün ve 2011/3755 – 7107 sayılı bozma kararında özetle: “Aynı gün temyiz incelemesi yapılan dosyalarda, aynı yerde bulunan taşınmazlara ilişkin olarak mahkemece, kesinleşmiş orman kadastrosu, eski tarihli memleket haritası, amenajman planı ve … fotoğraflarının uygulanmasına dayalı araştırma inceleme ve keşif sonucu düzenlenen orman uzmanı bilirkişi, ziraat uzmanı bilirkişi ve … bilirkişi raporuyla, çekişmeli parsellerin öncesi itibariyle yüksek eğimli maki ve ormanlık alanların içinde yer aldığı, eğimlerinin % 12’den fazla olması nedeniyle, 6831 sayılı Kanunun 1/J maddesine göre orman sayılan yerlerden olduğu, yakın tarihlerde ormandan açılmak suretiyle muz bahçesi ve tarla haline getirildiği, bitki örtüsü ve toprak yapısı bakımından sınırdaki devlet ormanı ile bütün oluşturacak, bu ormanlar ile aynı yapıdaki devlet ormanı olduğu, Orman Yönetimince geçirilen idarî ve teknik orman sınırlarının belirlenmesi çalışmalarında dahi orman sınırları içinde gösterildiği, buna rağmen, 30.05.1988 tarihinde kesinleşen genel kadastro sırasında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle gerçek kişi adına yapılan tespitlerinin kesinleştiği, Orman Yönetimi tarafından yörede 1990 ilâ 1993 yıllarında 3302 sayılı Kanunun hükümlerine göre yapılıp 06.09.1993 ilâ 06.10.1993 tarihinde ilân edilen orman kadastrosunun iptali istemiyle hasımsız olarak açılan orman kadastrosuna itiraz davasının kabulüne ilişkin Gazipaşa Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.07.2008 gün ve 2006/199-135 sayılı kararıyla iptal edildiği belirlenmiştir.
Her şeyden önce, Gazipaşa Asliye Hukuk Mahkemesinin sözü edilen 15.07.2008 tarihli hasımsız dava sonunda verdiği kararı, taraf olmayan davalı gerçek kişi yönünden kesin hüküm oluşturmasa da, somut olayda davanın tarafları için, orman kadastrosunun yasal olmadığı yönünde delil oluşturmaktadır.
Yüksek eğimli funda ve makilerle kaplı alanlar orman ve toprak muhafaza karakteri taşıması nedeniyle 6831 sayılı Kanunun 1/J maddesinin karşıt anlamından hareketle aynı Yasanın 1. maddesinin birinci fıkrası gereğince orman sayılan yerlerden olup, bilimsel ve teknik olarak toprak ve orman muhafaza karakteri taşıyacağı kabul edildiği gibi, 15.07.2004 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Orman Kadastro Yönetmeliğinin 23/p maddesi gereğince de, eğimi % 12’yi geçen yerler orman ve toprak muhafaza karakteri taşıdığından, aynı Yönetmeliğin 26/i bendi gereğince orman olarak sınırlandırılır.
Çekişmeli parsellerin kadastro tespitlerinin kesinleşmesinden sonra, 3402 sayılı Yasanın 12/3. maddesinde öngörülen 30 gün ve 10 yıllık hak düşürücü süreler geçmiş ise de, 5841 sayılı Yasanın 2. maddesiyle 3402 sayılı Kanunun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen üçüncü tümcesinde yer alan “iddia ve taşınmazın niteliğine…” ibaresi Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 gün ve 2009/31-77 sayılı kararıyla iptal edilmiş olup, Anayasa Mahkemesinin aynı gün ve 2009/31-27 sayılı kararıyla da, “…bu madde ve ibarenin, uygulamasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA” karar verilmiş ve 02 Haziran 2011 günlü ve 27952 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmıştır.
Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler hakkında Hazine tarafından açılacak davaların 10 yıllık hak düşürücü süreye tabi olmadığı hususu, yerleşmiş Yargıtay Kararları ile istikrarlı bir şekilde uygulanmaktadır.
Açıklanan hususlar gözetilerek, Hazinenin ve katılan … Yönetiminin davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, … olduğu biçimde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulüne ve dava konusu … Köyü, 402 ve 3156 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile taşınmazların orman vasfıyla Hazine adına tapuya kayıt ve tescillerine karar verilmiş, hüküm davalılardan … tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, orman savına dayalı tapu iptali ve tescile ilişkindir.
… Köyünde orman kadastrosu ve 3302 sayılı Kanun ile değişik 6831 sayılı Kanunun 2/B madde uygulaması dava tarihinden önce, ancak; genel kadastrodan sonra 1990 ilâ 1993 yıllarında yapılmış, sonuçları 06.04.1993 – 06.10.1993 tarihleri arasında askıya çıkarılarak ilân edilmiştir.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince davanın kabulü yolunda kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunun 16. maddesiyle 3402 sayılı Kanuna eklenen “Kadastro işlemi ile oluşan tesbit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz.” şeklindeki 36/A maddesi ve 17. maddesi ile eklenen “Bu Kanunun 36/A maddesi hükmü, henüz infaz edilmemiş yargı kararlarındaki vekâlet ücreti dâhil yargılama giderleri için de uygulanır.” şeklindeki geçici 11. maddesi hükümleri gereğince, mahkemece, hükmün 3. bendinde davalı gerçek kişiler aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmesine rağmen, diğer yandan hükmün 2. bendinde yargılama gideri niteliğinde olan eksik alınan nispi karar ve ilâm harcının davalı gerçek kişilere yükletilmesi doğru değil ise de, bu husus hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. Bu nedenle; hükmün 2. bendinin hüküm fıkrasından tamamen çıkartılması suretiyle düzeltilmesine ve hükmün 6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi atfıyla H.M.K.’nın 438/7. maddesine göre düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesi ile 3402 sayılı Yasaya eklenen 36/A maddesi gereğince davalıdan onama harcı alınmasına yer olmadığına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine 10/12/2012 günü oy birliği ile karar verildi.