Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/1376 E. 2012/14279 K. 11.12.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1376
KARAR NO : 2012/14279
KARAR TARİHİ : 11.12.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacılar … ve arkadaşları 10.11.2010 tarihli dilekçesiyle … Köyünde bulunan Eylül 1995 tarih 14 ve 15 sıra numaralı tapu kayıtları kapsamında kalan 7.000,00 m2 ve 13.300,00 m2 yüzölçmündeki taşınmazlarının köyde yapılan genel kadastroda orman olarak tesbit edilen 112 ada 1 sayılı parsel içinde bırakıldığı, tesbitin iptali ve adlarına tescili istemiyle açtıkları davanın reddine ilişkin, Yomra Kadastro Mahkemesinin 10.02.2010 gün ve 2009/47 – 12 sayılı kararının Yargıtay denetisinden de geçtikten sonra kesinleştiği, tesisinde Hazinenin satışı ile oluşan tapu kayıtları bulunduğu halde, bedeli ödenmeden taınmazlarına el konulduğu, tapu sicilinin tutulması nedeniyle uğradıkları zararın şimdilik 65.000,00.- TL’sinin davalı yönetimlerden alınarak kendilerin verilmesini istemişler, 22.06.2011 tarihinde davasını ıslah ederek tazminat miktarını 91.600,00.-TL’ye yükseltmiş, daha sonra 13.300,00 m2 yüzölçümündeki taşınmazla ilgili davalarını takipsiz bırakmışlardır. Mahkemece davanın Eylül 1955 tarih 14 sıra numaralı tapu kaydı kapsamında kalan 7.000,00 m2 yüzölçmündeki taşınmaza ilişkin olarak açılan davanın KABULÜNE, bu taşınmaz için hesaplanan 91.600,00.-TL tazminatın, 10.11.2010 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalılardan alınarak, davacı tarafa verilmesine, 13.300,00 m2 yüzölçmündeki taşınmazla ilgili açılan davanın takipsiz bırakıldığından, … verilmesine yer olmadığına, bu dava ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmiş, hüküm davalılar Orman Yönetimi ve Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya ve dosya kapsamına göre dava, genel kadastroda uygulanmayan tapu kaydı kapsamındaki taşınmazlar nedeniyle uğranılan zararın, Medenî Kanunun 1007. maddesi gereğince tazminine ilişkindir.
1) Hazinenin temyiz itirazlarınını incelenmesinde; Anayasanın Mülkiyet hakkı kenar başlıklı 35. maddesi uyarınca “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. “tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Nolu Protokolün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesi de “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.” hükmünü içermektedir. Ancak, Anayasanın “Ormanların korunması ve geliştirilmesi” kenar başlıklı 169. maddesi gereğince, “…Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.”
Anayasanın 90. maddesinin 22 Mayıs 2004 taihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 07.05. 2004 tarihli ve 5170 sayılı Kanunla değişik beşinci fıkrası uyarınca ” usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş … hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), …. VE DİĞERLERİ – TÜRKİYE Davası (Başvuru No: 1411/03, Strazburg, 08.07.2008) kararında, başvuranların tapuları iptal edilinceye ve Hazine adına tescil edilinceye kadar, taşınmazlarların hukuken maliki olduklarını ve mülkiyet haklarının tartışmasız delilini teşkil eden sicile güven ilkesinden yararlandıklarını, mülkiyet hakkından, kamu yararı bulunması nedeniyle mahkeme kararıyla mahrum kaldıklarını, ancak, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazların geri alınmasının orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığını kaydederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki … dengenin kurulamadığı gerekçesiyle AİHS’ye Ek 1 No.’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Benzer konudaki 2 Haziran 2009 tarihli ve 343/04 başvuru nolu …. – TÜRKİYE kararında da yine aynı sonuca ulaşmıştır.
AİHM, … tatmine ilişkin 27.07.2008 gün ve 2003/35785 sayılı ….- TÜRKİYE davasıyla ilgiil kararını 13.10.2009 tarihinde açıklamış olup, söz konusu kararda; başvuranların, mülklerinden bir yargı kararıyla yoksun bırakıldıkları tesbitine yer verilmiştir. AİHM, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak, gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 No.’lu Ek Protokol’ün 1.maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin … edilen dengeye riayet … etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatmıştır. Bu çerçevede AİHM, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, (… ilgilisine) mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade etmiştir.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunun 1007. maddesi, tapu sicilinin aleniliği ve tapu siciline güven ilkelerinin yansımasının sonucu olarak, mülkiyet hakkı ya da başkaca bir aynî hak edinen kişinin, bu sicilin tutulması nedeniyle uğradığı zararın tazminine ilişkin olup, buna göre “Tapu sicilinin tutulmasından … bütün zararlardan Devlet sorumludur”.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.11.2009 gün ve 2009/4 – 383 E., 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4 – 349 E. 2010/318 K sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; Tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğününün oluşumlu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.K. m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada, Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Medenî Kanunun 1007 maddesi gereğince, zararlarının tazmini için Borçlar Kanununun 146. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresinde Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilirler.
Yargıtay Hukuk Genel kurulunun 20.04.2011 gün ve 2011/13 – 37 E., 2011/198 K. sayılı kararında değinildiği gibi; kusur sorumluluğunda, bir zararı başkasına tazmin ettirmek, ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise mümkündür. Sanayileşme ile birlikte … tehlikeler, bir kimsenin kusurlu olmasa dahi kendisinin verdiği zarar nedeniyle tazmin sorumluluğunu getirmiştir. Öğretide kusursuz sorumluluk halleri “olağan sebep sorumluluğu – tehlike sorumluluğu” gibi ikili ayırıma tabi tutulduğu gibi, hakkaniyet sorumluluğu – nezaret ve ihtimam gösterme yükümünden … sorumluluk – tehlike sorumluğu şeklinde üçlü ayırım yapanlar da vardır. Bir diğer ayrımda “objektif sorumluluk” üst başlığı altında kusursuz sorumluluk halleridir. Bunlardan “tehlike sorumluluğu” terminolojide “ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu” ya da “ağırlaştırılmış objektif sorumluluk” olarak yer almaktadır. Bu tür sorumluluk halinde, diğer sorumluluk türlerinden farklı olarak … beyyinesi (kanıtı) getirme olanağı yoktur. Bu halde nedensellik bağının kesilmesi halinde sorumluluktan söz edilemeyecektir. İşte Devletin “tapu sicilinin tutulmasından … sorumluluğunda” kusursuz sorumluluk, ağırlaştırılmış sebep, ağırlaştırılmış objektif sorumluluk ve tehlike sorumluluğuna ilişkin kurallar uygulanır.
Görüldüğü üzere, tapu sicilinin tutulmasını üzerine alan Devlet, tapu siciline tanınan güvenden ötürü, hak durumuna aykırı kayıtlardan … tehlikeyi de üstlenmektedir. Tapu sicil müdürü ya da memurunun kusuru olsun olmasın, tapu sicilinin tutulmasında kişilerin çıkarlarını koruyan hukuk kurallarına aykırı davranılmış olması yeterlidir. Kusurun varlığı ya da yokluğu Devletin sorumluluğu için önem taşımamakta, sadece Devletin memuruna rücû halinde, iç ilişkide etkisi söz konusu olmaktadır. Bu sorumluluk türünün, Borçlar Kanununun haksız fiil sorumluluğu, adam çalıştıranın sorumluluğu ve diğer objektif sorumluluk halleri, sebepsiz mal iktisap edenlerin sorumluluğu ile karıştırılmamalıdır. Bu nedenle, Devletin tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan sorumluluğuna dayanılarak açılan davalarda, bu sorumluluk halerine ilişkin olarak düzenlenen zamanaşımı, munzam zarar ve hakkaniyet indirimi ya da makul indirim kurallarının uygulama imkanı yoktur. T.M.K.nun 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için ayrıca zamanaşımı öngörülmediğinden, 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 125. maddesindeki) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması söz konusu olcaktır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesinde (743 sayılı TKM m.917) yer alan “Tapu sicilinin tutulmasından … bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücû eder” hükmü gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.03.2003 gün ve 2003/19 – 152 E., 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14 – 386 E., 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13 – 618 E., 2010/668 K. sayılı kararı), tazminat miktarının belirlenmesinde öncelikli konu, tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliğinin ve değerinin belirlenmesi olup, araştırma yöntemi taşınmazların arsa ya da arazi olmasına göre farklılık arz edecektir. Çekişmeli taşınmazın arazi niteliğinde olduğu yönünde taraflar arasında uyuşmazlık yoktur.
Mahkemece dayanılan tapu kaydı kapamında kalan yer kadastro mahkemesinde 12.01.2010 gümlü … bilirkişi krokisinde (A) ile gösterilen 6300 m2 yer olduğu bildirildiği halde, zararın hesaplanmasında taşınmaz 7000 m2 olarak değerlendirilmiş, taşınmazın değerinin gelir usulüne göre bildirildiği halde, tarım müdürlüğünden yörede yetiştilen ürünler, yıllık gelir ve üretim maliyetleri sorulmamış, değer belirlenirken, inşaat direği, fasulye sırığı ve yakacak odunun hasadının her yıl yapılacağı kabul edilmiş, taşınmaz üzerinde fındık yetiştirildiği halde, değer belirlenmesinde fındık üretimi dikkate alınmamıştır.
O halde, Tapusu iptal edilen taşınmazın … olup olmadığı, yerleşim alanlarına uzaklığı, iklim şartları, arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi, dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri, ilçe tarım müdürlüğünden getirtilmek suretiyle, taşınmaz üzerinde fındık ağaçları da bulunduğu da dikkate alınarak, bu verilere uygun biçimde değerlendirme yapılarak tapu kapsamındaki taşınmazın değeri hesaplanmalı, taşınmazların mütemmim cüzleri, muhdesat ve sökülemeyen teferruatlarının değerleri bayındırlık birim fiyatları ve yıpranma oranları gözetilerek hesaplattırılmalı, bu şekilde tapusu iptal edilen taşınmazların zemin değeri, üzerindeki mütemmim cüz, muhdesat ve sökülemeyen teferruatları esas alınarak, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu sahibinin oluşan gerçek zararı saptanmalıdır.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma, inceleme ve bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
2) Orman Yönetiminin temyiz itirazlarına gelince; birinci bentde söz edildiği gibi, tapu sicilinin tutulması nedeniyle oluşan zararlardan Hazine objektif sorumlu olup, Medenî Kanunun 1007. maddesi hükmüne göre açılacak tazminat davasında davalı sıfatı Hazineye aittir. Orman Genel Müdürlüğünün davalı sıfatı bulunmayıp, aleyhine açılan davanın husumetten reddine karar verilmesi gerekirken, taraf sıfatı ayırt edimeden Orman Yönetimi aleyhine açılan davanın da kabul edilmesi yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentde açıklanan nedenlerle; Hazinenin, ikinci bentde açıklanan nedenle de, Orman Yönetiminin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıran Orman Yönetimine iadesine 11/12/2012 günü oy birliği ile karar verildi.