Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2012/9564 E. 2012/14288 K. 11.12.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/9564
KARAR NO : 2012/14288
KARAR TARİHİ : 11.12.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı gerçek kişi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı … 07.09.2010 tarihli dilekçesiyle, Midyat Sulh Hukuk Mahkemesinin 26.12.1986 gün ve 1985/45-120 sayılı kararının kesinleşmesiyle adına tapuya tescil edilen Mayıs 1986 tarih 26 ve 27 sıra numaralı tapu kayıtları kapsamında kalan, dört yönü kıraç ile çevrili sırasıyla, 480 m2 mağara ve 442 m2 yüzölçmündeki mağara nitelikli iki parça taşınmazın … Köyünde yapılan kadastroda 101 ada 1 parsel sayısı ve orman niteliğiyle Hazine adına tesbit edildiği, mahkeme karları ile oluşan tapu kayıtları kapsamında kalan bu taşınmazların Hazine adına oluşan tapu kayıtlarının iptalini ve adına tapuya tescilini, şayet tapu iptal tescil konusundaki istemleri ret edildiği taktirde; bu şekilde mülkiyet haklarının ihlali nedeniyle oluşan zararlarından, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 8.000,00.- TL tazminatın davalı yönetimlerden alınarak, kendisine verilmesi istemiştir. Mahkemece, eski tarihli tapu kayıtlarının dört yönünün kıraç olması nedeniyle her yere uyabileceği, çekişmeli taşınmazı kapsadığının söylenemeyeceği, taşınmazların öncesi ve eylemli durumu itibariyle orman sayılan yerlerden olduğu, mülkiyetinin Hazineye ait olduğunun belirlendiği gerekçesiyle davanın REDDİNE karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişi tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya ve dosya kapsamına göre dava, genel kadastroda uygulanmayan tapu kayıtlarına dayanılarak, genel kadasroda orman niteliğiyle Hazine adına tesbiti kesinleşen parselin içinde kalan iki parça mağara nitelikli taşınmazın tapu kaydının iptal ve tapuya dayalı olarak tescili, tapu iptali tescil istemi ret edildiği taktirde, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla Medeni Kanunun 1007. madde hükmüne göre tazminat istemine ilişkindir.
Davacı tarafın dayandığı Mayıs 1986 tarih 26 ve 27 sıra numaralı, dört yönü kıraç okuyan, 480 m2 ve 442 m2 yüzölçmündeki tapu kayıtları, davacı … tarafından Hazine ve köy tüzel kişiliği aleyhine açılan tescil davasının kabulüne ilişkin Midyat Sulh Huk Mahkemesinin 26.12.1985 gün ve 1985/45 – 120 sayılı kararının kesinleşmesiyle tapuya kayıt edildiği anlaışlmaktadır.
… Köyünde 2008 yılında yapılıp, 07.09.2008 – 16.10.2008 tarihlerinde ilân edilen kadastroda, 101 ada 1 parsel sayılı 881 hektar 5764 m2 yüzölçmündeki taşınmazın devlet ormanı niteliğiyle Hazine adına tesbiti itirazsız kesinleşerek tapuya kayıt edilmiştir.
1) İncelenen dosya kapsamına kararın dayandığı gerekçeye ve eski tarihli memleket haritası, amenajman planı ve … fotoğraflarının uygulanmasına dayalı araştırma, inceleme ve keşif sonucu düzelenen uzman bilirkişi raporlarıyla 101 ada 1 sayılı parsel içinde bulunan bilirkişi krokisinde (A ve B) ile gösterilen bölümlerin öncesi ve eylemli durumu itibariyle yüksek eğimli makilik niteliğindeki orman sayılan yerlerden olduğu belirlenip, davacı tarafın tutunduğu tapu kaydının Orman Yönetimini taraf olmadığı tescil hükmü ile oluştuğundan, Orman Yönetiminin bağlamayacağı gözetilerek tapu iptal, tescil davasının reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından, davacı geçrek kişinin tapu iptal tescili davasının reddine ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2) Davacı gerçek kişinin tazminat isteminin reddine ilişkin hükme yönelttiği temyiz itirazların gelince; mahkemece davacı tarafın tapu kayıtlarının dört yönü kıraç okuduğu, bu haliyle her yere uyabilecek sınırlar içerdiği, bu nedenle 101 ada 1 sayılı parselin … bilirkişi krokisinde (A ve B) ile işaretlenen çekişmeli bölümleri kapsadığının söylenemeyceği gerekçesiyle, tazminat istemini reddine karar verilmişse de; davacı tarafın dayandığı tapu kaydının, dört yönü kıraç okuyan ve Köyün Malaskani mevkiinde bulunan, davacının ve hayvan barındırmak için kullandığı iki adet mağaraya ait olduğu, bu mevkiide başkaca mağarası bulunmadığı ifade edilmesi, tapu kaytılarını krokisinin bulunması ve arz üzerindeki yerlerinin tesbit edilebilmesine göre, yerel mahkemenin tapu kayıtlarına kapsam tayin edilemeyceği yönündeki gerekçe yerinde değildir.
Anayasanın mülkiyet hakkı kenar başlıklı 35. maddesi uyarınca ” Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” Tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Nolu Protokolün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1. maddesi de “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. ” hükmünü içermektedir. Ancak , Anayasanın “Ormanların korunması ve geliştirilmesi” kenar başlıklı 169. maddesi gereğince, “…Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.”
Anayasanın 90. Maddesinin 22 Mayıs 2004 taihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 07.05. 2004 tarihli ve 5170 sayılı Kanun la değişik beşinci fıkrası uyarınca ” Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş … hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), TURGUT VE DİĞERLERİ-TÜRKİYE Davası (Başvuru No: 1411/03, Strazburg, 08.07.2008) kararında, başvuranların tapuları iptal edilinceye ve Hazine adına tescil edilinceye kadar, taşınmazlarların hukuken maliki olduklarını ve mülkiyet haklarının tartışmasız delilini teşkil eden sicile güven ilkesinden yararlandıklarını, mülkiyet hakkından, kamu yararı bulunması nedeniyle mahkeme kararıyla mahrum kaldıklarını, ancak, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazların geri alınmasının orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığını kaydederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki … dengenin kurulamadığı gerekçesiyle AİHS’ye Ek 1 No.’lu Protokol’ün 1.maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Benzer konudaki 2 Haziran 2009 tarihli ve 343/04 başvuru nolu HACISALİHOĞLU-TÜRKİYE kararında da yine aynı sonuca ulaşmıştır.AİHM, … tatmine ilişkin 27.07.2008 gün ve 2003/35785 sayılı KÖKTEPE-TÜRKİYE davasıyla ilgiil kararını 13.10.2009 tarihinde açıklamış olup, söz konusu kararda; başvuranların, mülklerinden bir yargı kararıyla yoksun bırakıldıkları tespitine yer verilmiştir. AİHM, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak, gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 No.’lu Ek Protokol’ün 1.maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin … edilen dengeye riayet … etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatmıştır. Bu çerçevede AİHM, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, (… ilgilisine) mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade etmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1007. maddesi, tapu sicilinin aleniliği ve tapu siciline güven ilkelerinin yansımasının sonucu olarak, mülkiyet hakkı ya da başkaca bir aynî hak edinen kişinin, bu sicilin tutulması nedeniyle uğradığı zararın tazminine ilişkin olup, buna göre “Tapu sicilinin tutulmasından … bütün zararlardan Devlet sorumludur”.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.11.2009 gün ve 2009/4-383 E., 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4-349 E. 2010/318 K sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; Tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve taup kütüğününün oluşumlu aşamasındaki kadastor işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan T.M.K. m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Medeni Yasanın 1007 maddesi gereğince, zararlarının tazmini için Borçlar Yasasının 146. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresinde Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilirler.
Yargıtay Hukuk Genel kurulunun 20.04.2011 gün ve 2011/13-37 E., 2011/198 K. Sayılı kararında değinildiği gibi; kusur sorumluluğunda, bir zararı başkasına tazmin ettirmek, ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise mümkündür. Sanayileşme ile birlikte … tehlikeler, bir kimsenin kusurlu olmasa dahi kendisinin verdiği zarar nedeniyle tazmin sorumluluğunu getirmiştir. Öğretide kusursuz sorumluluk halleri “olağan sebep sorumluluğu-tehlike sorumluluğu” gibi ikili ayırıma tabi tutulduğu gibi, hakkaniyet sorumluluğu-nezaret ve ihtimam gösterme yükümünden … sorumluluk-tehlike sorumluğu şeklinde üçlü ayırım yapanlar da vardır. Bir diğer ayrımda “objektif sorumluluk” üst başlığı altında kusursuz sorumluluk halleridir. Bunlardan “tehlike sorumluluğu” terminolojide “ağırlaştırılmış sebep sorumluluğu” ya da “ağırlaştırılmış objektif sorumluluk” olarak yer almaktadır. Bu tür sorumluluk halinde, diğer sorumluluk türlerinden farklı olarak … beyyinesi (kanıtı) getirme olanağı yoktur. Bu halde, nedensellik bağının kesilmesi halinde sorumluluktan söz edilemeyecektir. İşte Devletin “tapu sicilinin tutulmasından … sorumluluğunda” kusursuz sorumluluk, ağırlaştırılmış sebep, ağırlaştırılmış objektif sorumluluk ve tehlike sorumluluğuna ilişkin kurallar uygulanır.
Görüldüğü üzere, tapu sicilinin tutulmasını üzerine alan Devlet, tapu siciline tanınan güvenden ötürü, hak durumuna aykırı kayıtlardan … tehlikeyi de üstlenmektedir. Tapu sicil müdürü ya da memurunun kusuru olsun olmasın, tapu sicilinin tutulmasında kişilerin çıkarlarını koruyan hukuk kurallarına aykırı davranılmış olması yeterlidir. Kusurun varlığı ya da yokluğu Devletin sorumluluğu için önem taşımamakta, sadece Devletin memuruna rücû halinde, iç ilişkide etkisi söz konusu olmaktadır. Bu sorumluluk türünün, Borçlar Yasasının haksız fiil sorumluluğu, adam çalıştıranın sorumluluğu ve diğer objektif sorumluluk halleri, sebepsiz mal iktisap edenlerin sorumluluğu ile karıştırılmamalıdır. Bu nedenle, Devletin tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan sorumluluğuna dayanılarak açılan davalarda, bu sorumluluk halerine ilişkin olarak düzenlenen zamanaşımı, munzam zarar ve hakkaniyet indirimi ya da makul indirim kurallarının uygulama imkanı yoktur. T.M.K.nun 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar için ayrıca zamanaşımı öngörülmediğinden, 6098 sayılı Borçlar Kanunun 146. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun 125. maddesindeki) 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması söz konusu olcaktır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1007. maddesinde (743 sayılı TKM m.917) yer alan “Tapu sicilinin tutulmasından … bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücû eder” hükmü gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E., 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E., 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E., 2010/668 K. sayılı kararı). Tazminat miktarının belirlenmesinde öncelikli konu, tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliğinin ve değerinin belirlenmesi olup, araştırma yöntemi taşınmazların arsa ya da arazi olmasına göre farklılık arz edecektir. Çekişmeli taşınmazın arazi niteliğinde olduğu yönünde taraflar arasında uyuşmazlık yoktur.
O halde, tapusu iptal edilen taşınmazın … olup olmadığı, yerleşim alanlarına uzaklığı, iklim şartları, arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi, dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri, ilçe tarım müdürlüğünden getirtilmek suretiyle, taşınmaz üzerinde fındık ağaçları da bulunduğuda dikkate alınarak, bu verilere uygun biçimde değerlendirme yapılarak tapu kapsamındaki taşınmaın değeri hesaplanmalı, taşınmazların mütemmim cüzleri, muhdesat ve sökülemeyen teferruatlarının değerleri bayındırlık birim fiyatları ve yıpranma oranları gözetilerek hesaplattırılmalı, bu şekilde tapusu iptal edilen taşınmazların zemin değeri, üzerindeki mütemmim cüz, muhdesat ve sökülemeyen teferruatları esas alınarak, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu sahibinin oluşan gerçek zararı saptanmalıdır.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma, inceleme ve bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: 1) Yukarıda birinci bentde açıklanan nedenlerle, davacı gerçek kişinin tapu iptal ve tescil davasının reddine ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının REDDİNE,
2) Yukarıda ikinici bentde açıklanan nedenlerle, davacı gerçek kişinin temyiz itirazlarının kabulü ile tazminat istemin reddine ilişkin hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıran gerçek kişiye iadesine 11.12.2012 günü oy birliği ile karar verildi.