YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/11940
KARAR NO : 2010/11943
KARAR TARİHİ : 06.10.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği … İlçesi … Köyünde bulunan iki parça taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medeni Yasanın 713. maddesi hükmüne göre davacılar adına tescilini istemiştir. Mahkemece, dava konusu edilen taşınmazların imar uygulamasına tabi tutulup kısmen imar parselleri, kısmen park yeri olarak ayrıldığını, tescil davasının dinlenebilmesi için öncelikle idari işlem olan imar uygulamasının iptali gerektiğini, imar planının iptali davalarına bakma görevinin de idari yargıya ait olduğu gerekçesiyle, davanın görev yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili ve Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazlar, 1953 yılında yapılan genel arazi kadastrosunda taşlık ve çalılık niteliğiyle tapulama harici bırakılmış, davacı tarafından tescili istenilen 1. taşınmaz 2004 yılında idari yoldan 1034 parsel numarası ve 123.084 m2 yüzölçümü ile hazine adına tescil edilmiş, imar uygulamasında 8700 ada 1, 8701 ada 1, 8707 ada 1, 8708 ada 1 ve 2, 8710 ada 1, 8715 ada 1 ve 8719 ada 1 parsellere ifraz edilmiştir. 2. taşınmaz ise Büyükşehir Belediyesince 2001 yılında imar uygulamasına tabi tutulmuş ve park yeri olarak ayrılmış, davacı kazandırıcı zamanaşımı TMK.nun 713.maddesi gereğince tescil isteğinde bulunmuş, mahkemece … gerekçeyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Kural olarak, mülkiyetin belirlenmesine ilişkin tescil, tapu iptali ve tescil davalarına bakma görevi adli yargı yerine aittir. İmar uygulaması sonucu arazilerin şuyulandırılarak tescil işlemi idari niteliktedir. Aynı ada içinde imar uygulaması sonucu oluşturulan bir çok parsel bulunmaktadır. Bu nedenle bu adaya ait imar uygulamasının iptali davada taraf olmayan tüm parsel sahiplerinin haklarını etkileyeceği gibi, imar bakımından da kargaşa yaratacaktır. Bundan ayrı imar uygulamasına ilişkin işlemin kesinleştiği tarihten itibaren idari yargı yerinde dava açma süresi de geçmiştir. Önce imar uygulamasının iptali, daha sonra mülkiyete ilgili davanın açılması öngörüldüğü takdirde hak arama yolu kapanmış olacaktır. Tüm bu nedenlerden ötürü imar uygulamasından önce var olduğu iddia edilen mülkiyete ilişkin uyuşmazlıklar imar uygulaması iptal ettirilmeden adli mahkemelerde görülmesi gerekir. Nitekim H.G.K.’nun 30.05.2007 gün 2007/1-319-324 sayılı kararında “3083 sayılı yasa hükümlerine göre arazi toplulaştırması sonucu oluşturulan tapu kaydının tescil nedeni idari işlem ise de, arazi toplulaştırmasından önce taraflar arasında görülen dava sonucu oluşan kesin hüküm, toplulaştırma sırasında nazara alınmışsa da, bu konuda açılan dava, toplulaştırma işleminin iptali amacı ile değil, toplulaştırma öncesi mevcut bir hakka dayandığından adli yargıda görülmesi kabul edilmiştir. Yine H.G.K.’nun 04.03.2009 tarih 2009/8-59-106 sayılı kararında “davacı imar işlemine konu olan Encümen kararının iptalini idari işlemin ortadan kaldırılmasını istemediğine, tapu iptal ve tescil isteğinde bulunduğuna göre, ortada mülkiyet uyuşmazlığı söz konusu olduğundan, uyuşmazlığın idari yargı yerinde değil adli yargı yerinde görülmesi zorunlu olduğu” H.G.K.’nun 23.06.2010 gün 2010/8-283-340 sayılı kararında “imarın dayanağı olan kadastral çapta davacının hakkının bulunması ve usulüne uygun olarak imar işleminin tebliğine rağmen idari yargıda imar işleminin iptali için idari yargıda dava açılmışsa, artık adli yargıda kadastral çaptaki hakka dayanılarak iptal-tescil davası açılamayacağına, şayet davacının imarın dayanağı olan kadastral parselde imara yansıtılabilecek bir hakkı bulunmuyorsa, davacının bu hakkının varlığı imar işleminden sonra hukuken saptanmış veya imardan önce saptandığı halde imar tapusuna yansıtılmamış ise bu hakkın imara yansıtılması için idari yargıdan imarın iptaline gerek olmadığına, çünkü bu halde imara bir itiraz olmayıp, imar sırasında davalı adına eski kadastro çapına göre belirlenen mülkiyet hakkının iptali istendiğinden, davanın adli yargıda görülmesi gerektiği” kabul edilmiştir.
O halde, bu ilkeler gözönünde bulundurularak tescil davasına konu taşınmaz, fiilen hangi imar parsellerini içine alıyorsa bu parsellerin tümünün tapu kayıtlarının getirtilmesi ve davanın tescil davasına konu olan taşınmaz sınırları içinde kalan imar parsellerinin maliki ya da malikleri davaya katılıp taraf oluşturulduktan sonra tüm taraf delilleri toplanıp işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekili ve Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 06/10/2010 günü oybirliği ile karar verildi.