YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/13735
KARAR NO : 2011/12307
KARAR TARİHİ : 31.10.2011
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında 132 ada 125 ve 420 parsel sayılı sırasıyla 5989.59 m2 ve 7097,39 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar, 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi hükmü uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığından söz edilerek davalı … adına ayrı ayrı tesbit edilmiştir. Davacı … kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, 132 ada 420 parsel sayılı taşınmazın davacı … adına 132 ada 125 parsel sayılı taşınmazın uzman bilirkişi tarafından düzenlenen 01.11.2006 günlü haritada (A) harfi ile gösterilen 4620.189 m2 yüzölçümündeki kesiminin davacı adına, aynı haritada (B) harfi ile gösterilen 418,68 m2 yüzölçümündeki bölümünün ise orman niteliği ile davalı … adına (C) harfi ile gösterilen 950,72 m2 yüzölçümündeki kesiminde davalı … adına tapuya tesciline dair verilen karar davalı … tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 18.09.2008 gün 2008/2707-3508 sayılı kararı ile “Mahkemece dava ve temyiz konusu 132 ada 420 parsel sayılı taşınmaz üzerinde tespit gününde adına tescile karar verilen zilyet davacı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş isede yapılan araştırma ve soruşturma hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Temyize konu taşınmazın tesbitine bir kayıt ve belge esas alınmadığı gibi yargılamada taraflar bir kayıt ve belgeye dayanmamışlardır. Davacı taraf kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanmış, davalı … ise davalı taraf yararına taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşmediğini öne sürmüş ve tesbit nedenlerine tutunmuştur. Somut olayda tesbit nedenleri ile az yukarıda vurgulanan olgular eşliğinde kanıtlama yükümlülüğünün davacı tarafa ait olduğu tartışmasızdır.
Az yukarıda saptanan hukuksal olguların ışığı altında somut olaya bakıldığında dava ve temyize konu taşınmazın sınırlarında eylemli biçimde devlet ormanı bulunmaktadır. Nevarki ,mahkemece orman yönünden ve gerçekten temyize konu taşınmazın 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi hükmü uyarınca orman sımnırları dışına çıkarılıp çıkarılmadığı yönünde yöntemine uygun bir araştırma ve soruşturma yapılmamıştır. Böylesine yetersiz araştırma ve uygulama ile hüküm verilemez.” gereğine değinilerek bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra davanın REDDİNE ve dava konusu 132 ada 125 ve 420 sayılı parsellerin tespit gibi tescillerine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde tesbit tarihinden önce 1968 yılında … Devlet Ormanında yapılıp kesinleşen seri usulde orman kadastrosu bulunmaktadır. Daha sonra 2004 yılında 3402 sayılı Yasanın uygulamasına esas olmak üzere yapılıp açılan dava nedeniyle kesinleşmeyen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması ile orman sınırlaması yapılmayan yerlerde orman kadastrosu ve 2/B uygulaması vardır.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra çekişmeli taşınmazların kesinleşmiş orman tahdidi sınırları içerisindeyken 31.12.1981 tarihinden önce nitelik yitirdiği gerekçesiyle 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi uyarınca orman sınırları dışına çıkarıldığı ve zilyetlik süresinin dolmadığı kabul edilerek davanın reddi yolunda hüküm kurulmuş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Şöyle ki; bir örnekleri dosya arasında bulunan orman tahdit haritasındaki 588, 589, 590 ve 591 nolu OTS noktaları ile aplikasyon ve 2/B haritası ile bilirkişi krokisinde aynı noktaların konumları, işaretlendikleri yerler birbirinden farklılık göstermektedir. Mahkemece bu husus üzerinde durularak çelişki giderilmemiştir.
Aplikasyon; orman kadastrosu daha önceden yapılmış olan yerlerde, gerekli orman sınır noktalarının yerlerinin arazide belirlenip ihya edilmesinden ibaret olup, bu belirleme ve ihya sırasında önceden kesinleşen orman sınır noktalarının aynı yerlerine konulması zorunludur (02.09.1986 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Yasanın 2/B madde uygulaması hakkındaki Yönetmelik md. 44. ve 25523 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 15.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmeliğin 43 ve devamı maddelerine göre), aplikasyon işlemi yeni bir orman kadastrosu değildir. Aplikasyonla kesinleşmiş orman sınırları değiştirilemez. Kesinleşmiş orman sınırları değiştirilerek yapılan aplikasyon ve bu işlem sonucunda düzenlenen kadastro haritasının hukuken geçerliliği söz konusu olamaz.
Aplikasyonun ne şekilde yapılacağı, Orman Kadastro Yönetmeliğinde tarif edilmiştir. 15.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren Yönetmeliğin 64. maddesine gereğince çıkarılan teknik izahnameye göre, aplike edilecek orman kadastro haritasının düzenlenmesinde hangi yöntem ve teknik aletler kullanılmış ise, orman sınır noktalarının aplikasyonunda da aynı yöntem ve teknik aletler kullanılmalıdır. Yasa ve yönetmelik hükümlerine uymayan inceleme ve bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulamaz.
Bu nedenlerle; mahkemece, öncelikle 6831 sayılı Yasaya göre 1968 yılında seri usulde yapılıp kesinleşen orman kadastrosu ile 2004 yılında 3402 sayılı Yasa uygulamalarına esas olmak üzere yapılan aplikasyon ve 6831 sayılı Yasanın 2/B madde uygulamasına ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı ASLINA GÖRE RENKLENDİRİLMİŞ, OKUNAKLI orman kadastro harita örnekleri orman işletme müdürlüğünden veya Orman Genel Müdürlüğünden getirtilmeli, önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman yüksek mühendisi, bir harita mühendisi ve bir ziraat mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte 2 Eylül 1986 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6831 sayılı Orman Yasasına Göre Orman Kadastrosu ve Aynı Yasanın 2/B Maddesinin uygulanması Hakkındaki Yönetmeliğin 54. maddesi uyarınca hazırlanan Orman Kadastrosu Teknik İzahnamesinin 49. maddesinde yazılı “orman sınır noktası ve hatların uygulanmasında tutanaklardan, orman kadastro haritasından, hava fotoğraflarından, varsa ölçü karnelerinden, nirengi, poligon, röper noktalarından yararlanılır. Sınırlama tutanakları ile orman kadastro haritaları arasında çekişme olduğunda ölçü değerleri ve tutanaktaki ifadeler arazinin durumuna göre incelenir, hangisi daha çok uyum gösteriyorsa ve gerçek duruma uygun ise o esas alınır.” hükmü ile 15.07.2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Orman Kadastrosunun Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin “Teknik İşler” başlıklı Dokuzuncu Bölümde yazılı esaslar göz önünde bulundurularak uygulama yapılmalı, yerel bilirkişi beyanlarına başvurularak yerinde bulunmayan orman sınır noktaları, bulunanlardan hareketle tutanak ve haritalarda yazılı mevkii, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulama tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, anlatılan yöntemle bulunan ilk orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulaması ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde haritalarına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde, ayrı renkli kalemlerle gösterilip keşfi izleme olanağı sağlanmalı, aynı ya da yakın orman sınır hatlarında, dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilerek bilirkişilerden müşterek imzalı rapor ve kroki alınmalı, ilk orman kadastro harita ve tutanakları ile aplikasyon ve 2/B madde harita ve tutanaklarının uyumsuz olması halinde 2004 yılında 3402 sayılı Yasa uygulamalarına esas olmak üzere aplikasyon ve 2/B uygulama çalışma yapan 184 nolu orman kadastro komisyonunun dışarıda kalan ormanlarda orman kadastrosu yapma yetkisi bulunmadığı da nazara alınarak yukarıda yazılı Yönetmelikler ile Teknik İzahnamelerde yazılı tutanakların düzenlenmesine esas alınan hava fotoğrafı ve memleket haritası ile desteklenen ve gerçek duruma uygun düşen tutanaklara değer verileceği düşünülmelidir
Yukarıdaki yöntemle yapılan uygulama sonucunda, kesinleşen orman kadastrosu ve 2/B madde uygulamasına ait harita ve tutanaklar ile arazi kadastrosu paftasının uzman orman ve fen bilirkişisi tarafından uygulanması sonucu, dava konusu taşınmazın kısmen veya tamamen kesinleşen orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı, 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini yitirmesi nedeniyle Hazine adına orman sınırları dışına çıkartıldığı saptandığı takdirde, orman kadastrosunun kesinleşmesiyle taşınmaz kamu malı niteliğini kazandığı ve mülkiyet hakkının Hazineye geçtiğinden davanın reddine karar verilmelidir.
Çekişmeli taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları dışında kaldığının tespit edilmesi halinde ise, yörede yapılan orman kadastrosunun 1968 yılında herhangi bir köy ya da belde sınırı esas alınmadan … Devlet Ormanı serisi yönünden seri usulde yapıldığı ve köyün tamamını kapsamadığı anlaşılmaktadır. Orman kadastrosunun ilanının yapıldığı tarihten sonra yürürlüğe giren 6831 sayılı Yasanın 1744 sayılı Yasa ile değiştirilen 12/3 maddesine dayanılarak çıkartılan ve 19 Ağustos 1974 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Orman Kadastro Yönetmeliğinin “Sınırlama Dışı Kalan Ormanlar İçin Yapılacak İşlemler” başlıklı 128. maddesinin (b) fıkrasında “sınırlaması yapılan devlet ormanının dış ve iç sınırlarına bitişik olmayan Devlet Ormanları hakkında orman kadastro komisyonunca herhangi bir karar verilmiş olmayacağından ve bu gibi Devlet Ormanlarının orman kadastrosu yapılmış sayılmayacağından ıttıla hasıl olduktan hemen sonra orman kadastrosunun yapılması merkezce sağlanır. Bu gibi ormanlarda orman kadastrosu yapılıncaya kadar ilgili kanun hükümlerine göre işlem yapılır” hükmü bulunmaktadır.
Bu durumda; yörede seri usulde yapılan orman kadastrosunda, Devlet Ormanı olarak sınırlandırılan yerlerin dış ve iç sınırlarına bitişik olmayan Devlet Ormanlarının orman kadastro komisyonlarınca incelemesi yapılamadığı ve niteliği belirlenmediğinden o yerde orman kadastrosunun yapılmış sayılmayacağı, bir başka anlatımla, o orman serisi dışında kalan yerlerde bir orman sınırlandırılmasının varlığından söz edilemeyeceğinden, bu nitelikte taşınmazların orman olup olmadıkları ve hukuki durumlarının eski tarihli memleket haritası, hava fotoğraflarının uygulanması, üzerindeki bitki örtüsü, toprak yapısı, eğimi ve çevresinin incelenmesi sonucu belirlenmesi gereklidir. Bu nedenle, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine ablike
edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir.
Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazların orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, bu kez, zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak; yapılacak keşifte tarım uzman bilirkişi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı, bitki örtüsü, kullanım durumu, üzerindeki kestanelerin aşılı olup olmadığı, aşılı iseler aşı yaşları, kapalılık oluşturup oluşturmadııkları belirlenip, bu yolda rapor alınmalı; komşu parsellerin tutanak ve dayanakları getirtilip uygulanmalı; bu taşınmazı sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; varsa, zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenmeli; zilyetliğin ne zaman başladığı, kaç yıl, ne şekilde devam ettiği sorulup, kesin tarih ve olgulara dayalı, açık yanıtlar alınıp; tesbit tarihine kadar gerçek kişi yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenip toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulurken 125 parsele ilişkin olarak Hazinenin kazanılmış hakkı da gözetilerek bir karar verilmelidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı gerçek kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine 31/10/2010 günü oybirliği ile karar verildi.