Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2010/6612 E. 2010/10035 K. 13.07.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/6612
KARAR NO : 2010/10035
KARAR TARİHİ : 13.07.2010

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Hükmüne uyulan Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 15.05.2003 gün ve 2899-3536 sayılı bozma kararında özetle; “Çıplaklı Beldesinde tescil davasına konu taşınmaz hakkındaki davanın kabulüne karar verilmişse de, taşınmazın devlet ormanı niteliğiyle tesbit dışı bırakıldığı, 1988 yılında kesinleşen orman kadastro sınırları dışında kaldığı, ancak yapılan orman incelemesinin yeterli olmadığı, kuzeydeki 712 parselin 2/B niteliğiyle Hazine adına tescil edildiği, doğuda davacıya ait 500 parselin geldisi olan 420 parselin tapu kaydına dayalı olarak tesbit gördüğü, komşu kayıt uygulaması yapılmadığı gibi, dosyaya getirtilen 1987/175 ve bu dosya içindeki 1958/177 Esas numaralı dava dosyalarının hangi taşınmaza ait olduğunun anlaşılamadığı, bu yönlerin araştırılarak sonucuna göre hüküm kurulması” gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kabulüne ve dava konusu 3253 m2 taşınmazın davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medeni Yasanın 713. maddesine göre açılan tescil davası niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 02.01.1988 tarihinde kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Arazi kadastrosu 10.01.1959 tarihinde kesinleşmiş, taşınmaz bu çalışmada orman niteliği ile tespit harici bırakılmıştır.
Mahkemece bozma kararına uyularak hüküm kurulmuşsa da bozma kararı gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Şöyle ki; hükme esas alınan orman bilirkişi raporunda taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu açıklanmışsa da, davanın çözümünde taşınmazın 1959 yılında yapılan kadastro sırasında hangi nitelikle tespit harici bırakıldığı konusu önem kazanmaktadır. Taşınmazın orjinal kadastro paftasından orman olarak tespit harici bırakıldığı anlaşılmaktadır.
3402 Sayılı Kadastro Yasasının uygulanmaya başladığı 10/10/1987 tarihten önce 2613, 5602 ve 766 Sayılı Yasaların hükümlerine göre, kadastrosu yapılacağı ilan edilen ve önceden sınırları belirlenen çalışma alanları içerisindeki ormanlar tesbit dışı bırakılmışlardır. Bir diğer anlatımla, arazi kadastrosu ekipleri ormanların kadastrosunu yapmamış, ancak bölgede daha önce orman kadastrosu yapılıp kesinleşen ve tapuya tescil edilen ormanlara ait kayıtlar, o birliğin çalışma alanının tapu kütüğüne aktarılmıştır (766 Sayılı Yasanın madde 46/3). Bölgede orman kadastrosu yapılmamışsa, arazi kadastrosunun yapılacağı bölgedeki, ormanların sınırlandırılması Orman İdaresinden istenmiş, İdarenin orman sınırlarını belirlemesinden sonra arazi kadastro ekipleri bu sınırlamayı esas almak suretiyle, belirlenen orman sınırına girmeden arazi kadastro çalışmalarını yürütmüşlerdir. Bu uygulama 3402 Sayılı Kadastro Yasasının yürürlüğe girdiği 10/10/1987 tarihine kadar sürdürülmüş, 3402 Sayılı Yasanın yürürlüğünden sonra ise anılan yasanın 4. maddesi gereğince işlem yapılmıştır. Her olaya olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan yasa hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu nedenle; somut olayın 2613 Sayılı Yasa hükümleri gereğince irdelemesi yapılıp uyuşmazlığın buna göre çözümlenmesi zorunludur.
1959 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazla birlikte bu taşınmazların bitişiğinde bulunan arazi bölümlerinin de tesbit dışı bırakıldığı, bir kısım arazi bölümünün ise tarım arazisi niteliğiyle hak sahipleri adına tesbit ve tescil edildikleri, 1988 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu sırasında davaya konu taşınmazın da içerisinde yer aldığı arazinin orman tahdit hattı dışında kaldığı, yapılan uygulama ile belirlenmiştir. Ancak arazi kadastrosunun yapıldığı yıllardaki kadastro ekiplerinin ormanlarla ilgili yukarıda anlatılan çalışma yöntemleri gözönünde bulundurulduğunda, davaya konu taşınmazların yer aldığı arazi bölümünün orman olarak tesbit dışı bırakıldığının kabulü zorunlu bulunmaktadır.
H.G.K.’nun 24/10/2001 gün ve 2001/8-964-751 sayılı ve 13/02/2002 gün ve 2002/8 – 183- 187 sayılı kararları ile kadastro (tapulama) komisyonlarınca orman sayılarak tesbit harici bırakılan yerler, yukarıda … gerekçelerle orman kadastrosunun kesinleştiği güne kadar orman sayılacağından, sürdürülen zilyetliğe değer verilemeyeceği kabul edilmiştir.
O halde; çekişmeli taşınmaz orman sınırları dışında bırakıldığı tarihe kadar orman niteliğinde olup öncesi orman olan yerde bu niteliğini koruduğu sıradaki zilyetliğe değer verilemez. Orman kadastrosunun kesinleştiği tarih ile davanın açıldığı 19.04.2000 günü arasında 20 yıllık zilyedlikle mülk edinme süresinin dolmadığı, taşınmazın 6831 Sayılı Yasanın 05/11/2003 gün ve 4999 Sayılı Yasa ile değişik 7. maddesi gereğince “herhangi bir nedenle orman sınırı dışında bırakılan orman” olması nedeniyle yeniden orman sınırları içine de alınabileceği gözönünde bulundurularak, davacı gerçek kişinin davasının reddine karar verilmesi gerekirken, aksi düşünce ve gerekçelerle … şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 13/07/2010 günü oybirliği ile karar verildi.