YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/8039
KARAR NO : 2011/12109
KARAR TARİHİ : 25.10.2011
MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … ve dahili davalı Hazine vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerde 3402 sayılı Yasanın Ek 4. maddesi uyarınca yapılan kadastro sırasında … ilçesi, … köyü 124 ada 7 parsel sayılı 1627,78 m² yüzölçümündeki taşınmaz, 6831 sayılı Yasanın 2/B maddesi gereği orman niteliğini kaybedip, orman kadastro komisyonlarınca orman alanı dışına çıkarılan yerlerden olduğu gerekçesiyle, tutanağın beyanlar hanesine 2/B madde ve davalı kişi lehine kullanım şerhi verilerek Hazine adına tarla niteliğiyle tespit edilmiştir. Davacı, taşınmazın kullanıcısı olduğu halde taşınmazın kadastro tutanağında davalı kişi lehine kullanım şerhi verildiği iddiasıyla dava açmıştır. Mahkemece, davanın kabulüne ve dava konusu 124 ada 7 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile tespitteki vasıflar ile … oğlu 1963 doğumlu …’ın kullanımında olduğunun beyanlar hanesine şerh verilmesi suretiyle Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalı … ve dahili davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 3402 sayılı Yasanın ek 4. maddesine göre yapılan kadastro tespitine itiraz niteliğindedir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde, tespit tarihinden önce 1984 yılında 2896 sayılı Yasaya göre yapılan orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması 19/09/1985 tarihinde ilan edilerek kesinleşmiştir. Daha sonra 3302 sayılı Yasaya göre herhangi bir nedenle orman sınırları dışına kalan yerlerin orman kadastrosu ve 2/B madde uygulama çalışmaları 19/08/2008 tarihinde ilan edilerek kesinleşmiştir.
Mahkemece, dava konusu taşınmazda davacı …’ın kullanımının bulunduğu kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmiş ise de; Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Şöyle ki; 3402 sayılı Yasaya 5831 sayılı Yasanın 8. maddesi ile eklenen Ek madde 4’de “6831 sayılı Orman Kanununun 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Yasayla değişik 2 nci maddesi ile 23/09/1983 tarihli ve 2896 sayılı, 05/06/1986 tarihli ve 3302 sayılı Yasalarla değişik 2 nci maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Yasanın 11 inci maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir.” hükmü yer almıştır. Bu maddeye göre yapılan kadastro çalışmasında, öncesinde orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazların Hazine adına tespiti yapılıp fiili kullanım durumları belirlenmektedir.
Somut olayda, davacı tarafından taşınmazın kullanım hakkının köy senedi ile satın alındığı iddiası ile dava açılmıştır. Ancak 2/B madde kapsamında kalan bir taşınmazın kadastro tespit tutanağının ya da kütüğün beyanlar hanesinde yazılı kullanım veya muhdesat şerhi, aynî bir hak olmayıp, kişisel hak niteliğinde olduğundan tapu sicilinden ayrı olarak alınıp, satılması, değiştirilmesi mümkün değildir. Tespit tarihinden önce taşınmazın kullanım hakkının satımı ise ancak devir ile mümkün olabilecektir. Ne var ki, mahkemece, dava konusu taşınmazın davacı tarafından devir alınıp alınmadığı ve taşınmazın kimin tarafından kullanıldığı, taşınmazı kullanan kişi veya kişilerin kira, icar yoluyla mı yoksa kendi adlarına mı taşınmazı kullandıkları belirlenmediği gibi, yapılan keşifte bu husus ile ilgili olarak dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanları arasında çelişki bulunmaktadır. Mahkemece, mahalli bilirkişi ve tanık beyanları arasındaki çelişkiler giderilmeden hüküm kurulmuştur.
O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, yerel bilirkişi tesbit tutanağı bilirkişilerinin tümü tarafların aynı yöntemle gösterecekleri tanıklar hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, 3402 sayılı Yasanın ek 4. maddesindeki düzenleme gereğince taşınmazın fiili kullanıcısının kim olduğu, taşınmazın kullanım hakkını köy senedi ile satın aldığını iddia eden davacının, taşınmazı devir alıp almadığı, devir almış ise, taşınmazı fiilen kendisinin mi kullandığı veya kira, icar yoluyla veya başka yolla 3. kişilerin davacı adına mı kullandıkları veya taşınmazın davalının kullanımında olması halinde köy senedinde tanık sıfatıyla imzası bulunan davalı kişinin taşınmazı fiilen kullanıp kullanmadığı, kullanıyor ise, taşınmazın davacı kişi adına mı yoksa kendi adına mı kullandığı hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı olaylara dayalı bilgiler alınmalı, tesbitte saptanan hukuksal olgu dikkate alınarak tutanak bilirkişileri yeniden taşınmaz başında usulün 259. maddesi hükmüne uygun biçimde ayrı ayrı dinlenerek tesbitte saptanan hukuksal olgu ile hükme dayanak yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık ile yapılması muhtemel keşifte dinlenecek olan yerel bilirkişi ve tanıkların beyanları arasında aykırılık varsa duraksamasız giderilmeli ve oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken eksik soruşturma ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı … ve dahili davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalı …’a iadesine 25/10/2011 günü oybirliği ile karar verildi.