Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2013/718 E. 2013/5400 K. 13.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/718
KARAR NO : 2013/5400
KARAR TARİHİ : 13.05.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVALILAR : Hazine – Orman Yönetimi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalılar Hazine ve Orman Yönetimi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Yörede 1993 yılında yapılan genel arazi kadastrosu sırasında Nebiler Köyü 303 ada 1 parsel sayılı 31682,5 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, orman vasfıyla Hazine adına tesbit ve tescil edilmiştir. Davacı 10.01.2002 tarihli dava dilekçesiyle, 289 ada 1 parselin sınırında olup, 303 ada 1 parsel içinde kalan yaklaşık 6000 m2’lik kısmın babasından kaldığını ve 50 yılı aşkın zamandır zilyetliğinde olduğunu iddia ederek, bu kısmın tapusunun iptaliyle adına tapuya tescili istemiyle dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; davacı vekilinin hükmü temyizi üzerine; Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 18.06.2012 gün ve 2012/6752-9122 sayılı kararı ile davalı taşınmazın krokide (C) ve (D) ile gösterilen kısımlarına yönelik bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; ” Dava konusu (C) ve (D) kısımların uzman orman bilirkişi tarafından orman tahdit haritasına, eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan inceleme ve araştırmada; orman tahdit sınırları dışında olduğu ve memleket haritasında da açık alanda kaldığı, bu kısımların eğiminin düşük olup, toprak muhafaza karakteri taşımadığı, bu kısımlarda buğday ekili olup, makineli tarıma uygun olduğu belirlenen bu nitelikleri ile bu kısımlar üzerinde 3402 sayılı Kanunun 14. maddesinde yazılı kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu anlaşılmaktadır. Ayrıca; 3402 sayılı Kadastro Kanunda ve diğer kanunlarda 3402 sayılı Kanunun 4. maddesine göre yapılacak kadastro tesbitlerinde, zilyetliğe ve vergi kaydına dayalı olarak açılan davaların 30 günlük askı ilân süresi ile sınırlı olduğuna ve 10 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılmasının olanaklı olmadığına ilişkin açık bir hüküm bulunmadığından, sınırlayıcı hüküm bulunmadan kişinin Anayasal mülkiyet hakkının özüne dokunur şekilde dava açma süresinin kadastro tutanaklarının askı ilânına çıkarılmasından itibaren 30 günlük süre ile sınırlandırılması ve bir yerin orman olmadığı bilimsel olarak saptansa dahi, hakkın etkin bir şekilde kullanılmasına imkan vermeyecek 30 günlük hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesi ile mülkiyet hakkının elinden alınması doğru olmayacaktır.
Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 1970 yılında yapılan Gökdere Serisi Devlet Ormanlarının orman tahdidi ile 1992 yılında 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince yapılan orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması yapıldığı ve çekişmeli 303 ada 1 parsel sayılı taşınmazın 1970 tarihinde yapılan orman kadastrosu sırasında orman sınırları dışında bırakılan (C) ve (D) ile gösterilen kısımlarının 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince yapılan orman kadastrosu sırasında 303 ada 1 parsel sınırları içinde alınarak ve kadastro tutanağı düzenlenerek orman vasfıyla Hazine adına tesbit edildiği anlaşılmaktadır. 303 ada 1 parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağı 30.05.1994 – 29.06.1994 tarihleri arasında askı ilânına çıkarılmış, 30 günlük süre içinde itiraz olmadığından, tutanak kesinleşerek 30.06.1994 tarihinde orman niteliği ile Hazine adına tescil edilmiştir. Taşınmazın kadastrosunun (C) ve (D) kısımlarının kadastrosunun 3402 sayılı Kanuna göre yapılması, Kadastro Kanununda, bu Kanuna göre yapılan kadastro
tesbitlerinde 3402 sayılı Kadastro Kanunundaki usûl ve esasların uygulanacağının belirtilmesi, zilyetliğe dayalı olarak kadastrodan önceki nedenlerle açılan davalarda 30 günlük hak düşürücü sürenin uygulanıp, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanmamasının Kanuna, Anayasaya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmelerine ve hukukun genel ilkelerine aykırı olması yanında; ilgili kanunun bir maddesinin uygulanıp, diğer bir maddesinin uygulanmaması şeklinde yapılan bir uygulama ile 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinin yok farz edilmesi mümkün değildir. Tesbit işlemi hangi Kanuna göre yapılıp kesinleşmişse, iptalinde de aynı Kanun hükümlerinin uygulanmasının gerekmesine göre, davacıların 30 günlük askı ilân süresinin bitiminden sonra başlayan 10 yıllık hak düşürücü süre içinde gerek tapulu ve gerekse tapusuz taşınmazlar yönünden ayrım yapılmaksızın dava açabileceğinden ( HGK’nun 11/11/2006 gün ve 2006/20 – 619 – 615 sayılı kararı), mahkemece, (C) ve (D) kısımlara yönelik davanın kabulüyle bu kısımların davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davanın kısmen kabulüne ve dava konusu taşınmazın 07.03.2011 tarihli teknik bilirkişi …’ün raporuna ekli krokide (C) 1536,93 m2 ve (D) 194,39 m2 harfleri ile gösterilen kısımlara ilişkin tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, hüküm davalılar Hazine ve Orman Yönetimi vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede dava tarihinden önce 1970 yılında yapılan Gökdere Serisi Devlet Ormanlarının orman tahdidi ile 1992 yılında 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi gereğince yapılan orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.
İncelenen dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak yazılı biçimde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının Orman Yönetimine yükletilmesine, Hazineden harç alınmasına yer olmadığına 13.05.2013 gününde oy birliği ile karar verildi.