Yargıtay Kararı 20. Hukuk Dairesi 2013/5127 E. 2013/10460 K. 21.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5127
KARAR NO : 2013/10460
KARAR TARİHİ : 21.11.2013

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği … Beldesi, … Mevkiinde bulunan taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre taşınmazın adlarına tescilini istemiştir.
Mahkemece, davacı gerçek kişinin davasının kabulü ile (A) harfi ile gösterilen 2102,70 m2’lik kısmın davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş; davalı Hazine tarafından temyiz edilmesi üzerine hüküm, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 2010/5481 – 2010/9107 sayılı kararı ile bozulmuştur.
Hükmüne uyulan bozma kararına özetle; “Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hükme yeterli değildir. Şöyle ki; uzman orman bilirkişi çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman sınırları dışında kaldığını açıklayarak taşınmazın tahdit hattına göre konumunu göstermiştir. Ancak; orman bilirkişi tarafından yörede değişik tarihlerde yapılan orman kadastro çalışmalarına ilişkin orman tahdit haritaları ile kadastro çapı ölçekleri eşitlenerek haritalar çakıştırılmamıştır. Ayrıca; çekişmeli taşınmazın yörede 1956 yılında genel kadastro çalışmasında hangi nedenle tescil harici bırakılmış olduğu araştırılmamış olup, karşı davacı gerçek kişinin davası yönünden çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman sınırları dışında kalması bu taşınmazın zilyetlik ile iktisap edileceği anlamına gelmez. Taşınmazın eski ve yeni tarihli resmî belgelerdeki konumu, doğal eğimi, bu belgelerde tasarruf çizgilerinin bulunup bulunmadığı da araştırılmamıştır. Kaldı ki; davalı taşınmaza komşu olan 1320 parsele ait kadastro tesbit tutanağı, kadastroca oluşan tapu kayıtları ve varsa dayanakları olan kayıt ve belgelerde getirtilerek çekişmeli taşınmaz yönünü ne olarak gösterdiği de incelenmemiş, taşınmazın imar uygulamasına tâbi tutulup tutulmadığı da araştırılmamıştır.
Oysa, yüksek eğimli funda ve makilerle kaplı alanlar orman ve toprak muhafaza karakteri taşıması nedeniyle 6831 sayılı Kanunun 1/J maddesi kapsamı dışında aynı Kanunun 1/1. maddesi gereğince orman sayılan yerdir. Ayrıca; 3402 sayılı Kadastro Kanunun 17. maddesi gereğince orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen ve il, ilçe ve kasabaların imar planları kapsamında kalmayan araziden masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilip tarıma elverişli hale getirilen (ev ve benzeri tesisler yapmak, dışarıdan toprak getirilerek tarıma elverişli hale getirmek imar ve ihya olarak kabul edilemez) ve imar – ihyanın tamamlandığı tarihten tescil davasının açıldığı ya da tesbit tutanağının düzenlendiği güne kadar 20 yıl süreyle zilyet edildiği ileri sürülerek tapuya tescili istenen taşınmazların, Kadastro Kanununun 14. maddesinde yazılı diğer koşulların yanında niteliğinin, imar ve ihya edildiğinin ve üzerinde sürdürülen zilyetliğin, başlangıç ve süresinin, kullanılıp kullanılmadığının ve tasarruf sınırlarının ne olduğunun takdirî delil olan yerel bilirkişi ve tanık sözleri yanında, gerçeğin bir resmi olan en eski tarihli hava fotoğrafı ile gerçeğin modeli olan memleket haritaları ile dava ya da kadastro tesbit tarihinden 15 – 20 yıl önce en az iki zamanda birbirini izleyen bindirmeli olarak çekilen çiftli hava fotoğrafları ve bu fotoğrafların yorumlanması ile üretilen memleket haritaları ve standart topografik fotogrametri yöntemi ile düzenlenen kadastro haritalarının, özellikle ön bindirmeli çekilen ve birbirini izleyen stereoskopik çift hava fotoğraflarının stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelenip kesin olarak belirlenmesi gerekir. Somut olayda; mahkemece, anlatılan biçimde bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır.” denilerek belirtilen eksikliklerin giderilmesi ve yeniden inceleme ve araştırma yapılması gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne, 20.03.2013 tarihli fen bilirkişi rapor ve eki krokide (A) harfi ile gösterilen 2102,86 m2 taşınmazın zeytinlik ve narenciye bahçesi vasfı ile davacı adına tesciline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, Medenî Kanunun 713. maddesi hükmü uyarınca tapusuz olan taşınmazın tescili istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 1949 yılında 3116 sayılı Kanun hükümleri gereğince yapılan orman tahdidi, 1975 yılında yapılan aplikasyon ve 2. madde uygulaması, 1985 yılında yapılan 2896 sayılı Kanun ile değişik 2/B madde uygulaması ile 24.06.1994 tarihinde ilân edilerek kesinleşen aplikasyon ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır. Taşınmazın bulunduğu yörede 5831 sayılı Kanun ile 3402 sayılı Kanuna eklenen Ek – 4. madde gereğince kadastro işlemi yapıldığı anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, Harçlar Kanununun değişik 13/j maddesi gereğince harç alınmasına yer olmadığına 21/11/2013 gününde oy birliği ile karar verildi.