Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2009/7697 E. 2009/14916 K. 15.12.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/7697
KARAR NO : 2009/14916
KARAR TARİHİ : 15.12.2009

MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, Temlikte bulunan davalı . ile dava dışı .arasında yapılan 28.05.2001 tarihli kredi kartı sözleşmesine kefil olduğunu, kredi kartı sözleşmesinde kredi limiti ve faiz oranına ilişkin bölümlerin boş bırakıldığını,davalı tarafça boşluklar doldurularak kredi limitinin 5.000 YTL ve faiz oranının % 400 olarak yazıldığını ve icra takibinde bulunulduğunu,02.10.2001 tarihinde yapılan icra takibinde borcun 17.862,54 YTL olduğunu, aradan geçen 5 yıllık sürede bu borcun 433.454,02YTL ulaştığını, icra takibinin 02.10.2001 tarihinde yapılmasına rağmen maaşına haciz işleminin 12.02.2007 tarihli yazı ile yapıldığını ve işyerine 01.03.2007 tarihinde tebligat yapılmakla zamanaşımı süresinin dolduğunu, bu nedenlerle borcun iptalini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.Mahkemece 4077 sayılı yasanın 10/3. fıkrası gereğince davalı bankanın öncelikle asıl borçlu hakkındaki takip işlemlerini yürüterek alacağını tahsil edememesi halinde davacıya başvurması gerektiğini, bu kanuni düzenlemeye uyulmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yasanın 10. maddesinin 3. fıkrası “Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez”
düzenlemesini getirmiş olup, mahkemece anılan hüküm gereğince, asıl borçluya başvurulmadan kefilden borcun ifasının istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, 4077 sayılı yasının 10/III. maddesini değiştiren 4822 sayılı yasa, 6.3.2003 tarihinde kabul edilmiş ve anılan hüküm 14.6.2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anılan maddenin ilgili hükmü ancak bu tarihten sonra düzenlenen sözleşmelerde uygulanabilir. Oysa taraflar arasındaki kredi sözleşmesi 28.05.2001 tarihli olup, olayda 4077 sayılı yasanın 4822 sayılı yasayla değiştirilen 10/III maddesinin uygulanması olanaklı değildir. O halde mahkemece işin esası incelenerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, kefile başvurulamayacağı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 15.12.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.