Yargıtay Kararı 21. Hukuk Dairesi 2009/13552 E. 2010/10244 K. 21.10.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/13552
KARAR NO : 2010/10244
KARAR TARİHİ : 21.10.2010

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 01.09.1985 olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından duruşmalı temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 435/2. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.

K A R A R

Dava, davacının sigortalılık başlangıcının 01.09.1985 tarihi olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece baba oğul olan davacı ile davalı arasındaki ilişkinin hizmet ilişkisi olduğunun kanıtlanamadığı ,hizmet aktinin zaman ,bağımlılık ve ücret unsurlarının somut olayda gerçekleşmediğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş isede eksik araştırmaya dayalı olarak varılan sonuç doğru değildir.
Dosya içeriğinden, davacının ,davalı babasına ait iş yerinde 1.9.1985 tarihinde işe girdiğini gösterir giriş bildirgesinin usulüne uygun olarak Kuruma intikal ettirildiği, işyerinin 01.09.1985-31.10.1987 tarihleri arasında yasa kapsamında bulunduğu, işyerine ait 1985 dönemine ait dönem bordrolarının kuruma verilmediği,bordoro tanıklarının bulunmadığı mahkemenin ise resmi kayıtlara göre bordro tanığı yada komşu iş yeri tanığı olduğu tespit edilmeyen tanıkların anlatımına göre sonuca gittiği görülmüştür.
Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Yasanın 2.maddeye göre, bir hizmet akdine dayanarak bir veya bir kaç işveren tarafından çalıştıranlar, bu Kanuna göre, sigortalı sayılır.Aynı Yasanın 6.maddesin- de; çalıştırılanlar işe alınmalarıyla kendiliğinden “sigortalı” olurlar. Öte yandan, sigortalı almak için Sosyal Sigortalar Kanununun 3-I/B ve 78/2.maddelerine göre, ücretin koşul olmadığıda açık-seçiktir.
Bunun yanında bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin Yasa’nın belirlediği biçimde (506 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ve 5510 sayılı Yasa’nın 4/a maddesi) eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön 506 sayılı Yasa’nın 6. maddesi ile 5510 sayılı Yasa’nın 7/a maddesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 1999/21-549-555, 2005/21-437-448 ve 2007/21-306-320 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır. Bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının yöntemince araştırılması gerektiği ortadadır.
506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesinde, bu tür hizmet tesbit davasının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında, resmi belge veya yazılI delillerin bulunması, sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olur. Ne varki bu tür kanıtlar salt bu nedene dayanarak istemin reddine neden olmaz; aksi durumun ispatı olanaklıdır. Somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla, Kuruma bildirilen dönem bordro tanıkları ve komşu işyerinin kayıtlı çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Mahkemenin bu tür davaların kişilerin sosyal güvenliğine ilişkin olması ve kamu düzenini ilgilendirdiğini göz önünde tutarak gerektiğinde; doğrudan soruşturmayı genişletmek suretiyle ve olabildiğince delilleri toplaması gerekmektedir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır.
Yapılacak iş; Dönem bordrolarının düzenlenmediği gözetilerek , zabıta marifetiyle tespit edilecek, işyerine o tarihte komşu olan, kayıtlı iş yeri sahiplerini ve adreslerini açık ve net olarak belirleyip, Belediyeden ve Vergi Dairesinden bu iş yerlerinin kayıtlarını getirip komşu ve yakınlıklarını tespit etmek, sonrasında bu işyerlerinde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının kayıtları SGK’dan getirtilerek çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak, çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/8. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 21.1.0.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.