Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2007/1545 E. 2007/6045 K. 02.05.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/1545
KARAR NO : 2007/6045
KARAR TARİHİ : 02.05.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacı, davalı kooperatifin yönetim kurulu başkanı ve yardımcısı ile 7.7.1993 tarihli sözleşme ile bir adet daire satın aldığını, kooperatifin daireyi teslimden kaçınması üzerine açtığı davada, mahkemece … olduğu 124.100.000.Tl nin faizi ile tahsiline karar verildiğini, bu parayı icra yolu ile tahsil ettiğini, söz konusu dairenin bugün itibarı ile 10.000.000.000.Tl değerinde olduğunu ileri sürerek 10.000.000.000.Tl nin tahsilini istemiştir.
Davalılar davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının dava dilekçesinde faiz isteminde bulunmasına karşın, faiz isteminin kabulü ya da reddi konusunda açık bir hüküm içermeyen 19.6.2003 tarihli mahkeme kararının, davalının temyizi üzerine dairemizce faiz konusuna değinilmeden bozulması ve mahkemece bozma ilamına uyulması sonucu davalı yararına usuli kazanılmış hak oluşturmaz, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388. maddesine göre; hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından herbiri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Dolayısıyla bir davada, bir istek hakkında mahkemece hüküm tesis edilmeyen hallerde, o konuda bir hükmün varlığı söz konusu edilemez. (HGK. 04.05.1968 gün, E: 1968/5-454, K: 296) Kısaca, mahkemece faiz isteğinin karar dışında bırakılmış olması, bu isteğin zımnen reddedildiği anlamına gelmez. Her şeyden önce, aksi düşünce tarzının, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388’inci maddesine aykırı düşeceği açıktır. Öte yandan; dairemizin davalının temyizi üzerine verdiği bozma kararında, davacının unutulmuş olan faiz talebine hiç değinmemiş olması halinde; faiz talebi hakkında daha önce verilmiş bir karar bulunmadığından, bozma kararına uyulması ile davalı yararına usuli kazanılmış bir hak doğduğu düşünülemez. Davacı, olumlu veya olumsuz bir karar verilmeyen faiz talebi hakkında yeni bir dava açma hak ve imkanına sahip bulunduğuna göre; önceki hükmün davalının temyizi üzerine başka nedenlerle bozulmasından sonra verilecek yeni kararda, ayrı bir dava açmaya gerek kalmaksızın önceki kararda unutulan faize de hükmedilmesi, menfaatler dengesine ve usul ekonomisine uygundur. Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.06.1991 gün ve E: 1991/4-234, K: 1991/352 sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir.
Somut olayda; davacının, dava dilekçesindeki faiz isteminden açıkça vazgeçmediği ve bozmadan önceki 19.6.2003 tarihli yerel mahkeme kararında faiz talebinin unutulmuş olması nedeniyle, olumlu ya da olumsuz bir karar verilmediği anlaşıldığından; davalının temyizi üzerine dairece hükmün esasa ilişkin nedenlerle bozulmasından sonra, bozma kararına uyulması ile davalı yararına kazanılmış bir haktan söz edilemeyeceğinden mahkemece hükmedilen bedele faiz yürütülmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün düzeltilerek onanması HUMK.’nun 438/7. maddesi gereğidir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunun kararın “Hüküm” başlıklı kısmının 2. bendine “ dava tarihinden itibaren yasal faiziyle ” sözlerinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş ve değiştirilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 2.5.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.