YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/13851
KARAR NO : 2010/10268
KARAR TARİHİ : 21.10.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Davacı, 19.140.82-TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Dava, davacı Kurum sigortalısı olan …’dan aylık alan sağ kalan eş …’nın 05.l0.l995 tarihinde yeniden evlenmesine rağmen 506 sayılı Yasaya aykırı olarak 29.08.2006 ölüm tarihine kadar dul aylığını alması nedeniyle, fuzulen ödenen l9.140,82 TL’nin yasal mirasçıları … ve … ‘dan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, davalılardan … yönünden istemin kabulü ile yersiz olarak çekildiği anlaşılan 19.140,82 TL’nin bu davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, davalı … yönünden istemin reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden, …’nın …’nın eski eşi olduğu,…’nın 20.01.1983 tarihinde ölümünden sonra …’nın …’den dolayı dul aylığı almaya başladığı,…’nın 05.10.1995 tarihinde … ile evlendikten sonra da ölen eşinden ölüm aylığı almaya devam ettiği,…’in 29.08.2006 tarihinde ölümünden sonra Kurumun …’in haksız yere aldığı bu aylıkları mirasçıları ikinci eşi …’den ve ilk eşi …’den olma oğlu …’den istediği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık; ölen sigortalı eşinden dolayı dul aylığı alan mirasbırakanın yeniden evlenmesine rağmen ölene dek dul aylığı almaya devam etmesi nedeniyle oluşan Kurum zararının (alacağının) terekeye dahil olup olmadığı; diğer bir ifadeyle, davalı mirasçıların, mirasbırakanın sebepsiz zenginleşmesinden sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 599. maddesi uyarınca; “Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar…mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar…”
Kural olarak, bir kimsenin ölümü ile mal varlığının bir bütün olarak mirasçılarına geçmesini ifade eden külli halefiyet gereğince, mirasbırakanın kişisel özelliklerinin ağır bastığı, düşünsel ve bedeni özellik ve yetenekleri göz önünde bulundurularak yapılmış, borcun bizzat mirasbırakan tarafından yerine getirilmesi gereken şahsi edim borçları dışında, malvarlığından ifa durumunda olunan maddi edim borçları mirasçılara intikal eder. Miras bırakanın borçları, ölümünden önce yaptığı hukuki işlemlerden, işlediği haksız fiillerden, malvarlığında meydana gelen sebepsiz zenginleşmeden ve ölüm anına kadar oluşan bir takım olgular nedeniyle doğrudan doğruya kanundan doğabilir.
Mirasçıların sorumluluğu bakımından borcun kaynağı önemli değildir. Bu sorumluluk, mirasın kesin olarak kazanılması ile başlar, borcun esası ile sınırlı olmayıp, işlemiş ve işleyecek faizlerini de kapsar.
Davaya konu alacak, mirasbırakanın sebepsiz zenginleşmesinden kaynaklanmakta olup, ölümünden sonra mirasçılarına karşı ileri sürülmesinde yasaca bir engel bulunmadığı gibi mirasbırakanın malvarlığına ve terekesine dahildir.Yargıtay HGK’nun 2008/21-235 Esas ve 2008/248 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir.
Öte yandan, 5510 sayılı Yasanın 96. maddesinde; “Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır. Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır. Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” hükmü yer almaktadır.
Somut olayda; mahkemece 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi gözetilmeksizin muris …’nın hayatta iken yersiz olarak aldığı anlaşılan l9.l40,82 TL’nin davalı … yönünden tahsili noktasında istemin kabulüne, muris ile birlikte yaşamayan, gelir ve giderleri ayrı olduğu anlaşılan diğer davalı … yönünden sadece mirasçılık sıfatına dayanılarak hüküm kurulamayacağı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Yapılacak iş; mirasçıların ikisinin de miras hisselerine göre sorumlu olduğu gözetilerek davaya konu istem ile ilgili 5510 sayılı Yasanın 96. maddesi doğrultusunda inceleme yapmak ve sonucuna göre karar vermektir.
Mahkemece açıklanan doğrultuda işlem yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum’un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 21.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.