Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2006/12488 E. 2007/700 K. 29.01.2007 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/12488
KARAR NO : 2007/700
KARAR TARİHİ : 29.01.2007

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, Zeytinburnu 2267 ada 759 parsel sayılı taşınmaz üzerine kat karşılığı olarak inşaat yapmak için dava dışı arsa sahipleri ile inşaat sözleşmesi imzaladığını, taşınmazın 288/480 arsa payının kendisine devredildiğini, ancak maddi sıkıntıya düşmesi nedeniyle hisselerini davalıya devrettiğini, aralarındaki anlaşma gereğince inşaatın tüm harcamalarını karşılayan davalının, müteahhite verilen bağımsız bölümlerin satış bedelinden, tüm masraflar çıktıktan sonra kalan miktarın %45’ini, kar payı olarak kendisine vermesi gerektiğini, sözleşme gereğince müteahhite kalan üç adet bağımsız bölümden iki adedinin davalı tarafından satılmasına rağmen satıştan elde edilen %45 kar payının ödenmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 4.770.000.000 TL’nin 12.230.000.000 TL işlemiş faiziyle birlikte ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacı ile ortaklık sözleşmesi imzaladıklarını, Davacının %45 kar payına mahsuben toplam 1.350.000.000 TL ödediğini, müteahhide kalan üçüncü bağımsız bölüm henüz satılmadığından inşaatın yapımından elde edilen reel kar miktarının da belli olmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, hükme esas alınan 28.6.2004 tarihli bilirkişi raporu gereğince, müteahhite kalan bağımsız bölümlerin 19.9.1997 tarihindeki raiç değerlerinden tüm inşaat masraflarının mahsubundan sonra kalan kar miktarının %45’ inden, davacıya ödendiği belirlenen miktarın da mahsubundan 2006/12488-700
sonra kalan 892.667.150 TL asıl alacak ile bu alacağa 1.1.1998 tarihinden dava tarihine kadar yürütülen 2.145.376.717 TL işlemiş faizin ödetilmesine, asıl alacağa dava tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir
Taraflar arasında Borçlar Kanununun 520 ve devamı maddelerinde düzenlenen bir adi ortaklık ilişkisinin kurulduğu uyuşmazlık konusu değildir. Adi ortaklık niteliğindeki 10.7.1996 ve 5.4.1997 tarihli sözleşmeler gereğince davacının, Zeytinburnu 759 parsel sayılı taşınmaz üzerinde 9.6.1994 tarihli sözleşme ile kat karşılığı yapımını üstlendiği inşaatın tüm masraflarının davalı tarafından karşılandığı, kat irtifak tapularının da davacı tarafından davalı adına devredildiği, davalının müteahhide kalan bağımsız bölümlerin satışından elde edilecek meblağdan, inşaat için yapılan tüm masrafların mahsubundan sonra kalan miktarın %45’ini davacıya ödemeyi kabul ettiği, inşaat sözleşmesi gereğince müteahhite kalan ve kat irtifakı davalı adına olan üç adet bağımsız bölümden birinin 19.9.1997 tarihinde, diğerinin ise 29.4.1998 tarihinde davalı tarafından üçüncü kişilere satıldığı, üçüncü bağımsız bölümün ise henüz satılmadığı anlaşılmaktadır. Davacı, davalı tarafından satılan iki adet bağımsız bölüm nedeniyle kendisine düşen kar payının ödetilmesini istemiş olup, ortaklık konusu inşaatın 1997 yılında tamamlanarak bitirildiği, dolayısıyla B.K.nun 535/1 maddesinde öngörülen amaca ulaşıldığı da gözetildiğinde, davacının talebinin ortaklığın fesih ve tasfiyesini de kapsadığının kabulü gerekir. O halde mahkemece ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmesi, tasfiyenin de bizzat yaptırılması gereklidir. Ortaklığın feshi ile ortaklığın tasfiyesi ayrı ayrı hukuki işlemlerdir. BK.nun 538. maddesinde belirtildiği gibi tasfiye bütün hesapların görülüp ortaklığın aktif ve pasif bütün mal varlığının belirlenip ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan dolayı olan ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin bu sözleşmedeki hükümlere göre yapılması asıldır. Böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise tasfiyenin bu defa BK.nun 539. maddesindeki sıra takip edilerek yapılması gereklidir. Açıklanan bu hukuki olgular karşısında öncelikle ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle aktif ve pasif mal varlığı belirlenmeli, ortaklığı yöneten ve idareci ortak olan davalıdan ortaklık hesabını gösterir hesap istenilmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, bu şekilde belirlenen mal varlığının ne şekilde tasfiye edileceği taraflardan 2006/12488-700
sorulmalı, tasfiyede anlaştıkları takdirde ona göre karar verilmelidir. Taraflar tasfiye konusunda anlaşamadıkları takdirde, mahkeme tayin edeceği tasfiye memuru marifetiyle tespit edilen ortaklık mallarının mevcut olanlarının satılmasına şayet bu mallar mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle belirlenip, elde edilen gelirden veya malların belirlenen değerlerinden öncelikle ortaklığın borçları ödendikten sonra kalan kısmın taraflar arasında paylaştırılmasına karar verilmelidir. Mahkemece açıklanan bu hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 29.1.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.