YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/13677
KARAR NO : 2010/10293
KARAR TARİHİ : 21.10.2010
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 10.01.1991-28.03.2006 ve 26.05.2006-10.08.2006 tarihleri arasında sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
Davacı, davalıya ait mobilya imalatı işyerinde mobilyacı olarak 10.01.1991-28.03.2006 ve 26.05.2006-10.08.2006 tarihleri arasında geçen ve SGK’na bildirilmeyen çalışmalarının tesbitini istemiştir.
Mahkemece, istemin reddine karar verilmiş ise de, bu sonuca eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak varılmıştır.
Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa’nın 79/10. maddesinde, bu tür hizmet tesbit davasının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında, resmi belge veya yazılı delillerin bulunması, sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olur. Ne varki bu tür kanıtlar salt bu nedene dayanarak istemin reddine neden olmaz; aksi durumun ispatı olanaklıdır. Somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla, Kuruma bildirilen dönem bordro tanıkları ve komşu işyerinin kayıtlı çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
Mahkemenin bu tür davaların kişilerin sosyal güvenliğine ilişkin olması ve kamu düzenini ilgilendirdiğini göz önünde tutarak gerektiğinde; doğrudan soruşturmayı genişletmek suretiyle ve olabildiğince delilleri toplaması gerekmektedir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Somut olayda; davacının davalı işyerinde 01.05.1997- 30.09.1997; 25.01.1999-10.04.2001 ve 29.12.2001-28.03.2006 tarihleri arasındaki çalışmaları kısmi ve kesintili olarak bildirilmiş, davacının tespitini istediği süreyle çakışan 01.10.1997-15.12.1998 tarihleri arasında ise, … isimli işverene ait işyerinden 425 günlük çalışması SGK’na bildirilmiştir. Davacı 01.10.1997-15.12.1998 tarihleri arasında geçen ve Kuruma bildirilen 425 günlük çalışmasının davalı şirket ortağı olan …’e ait olduğunu ileri sürmüştür. Dinlenen bir kısım bordro tanıkları davacının 1995 yılından itibaren çalıştığını, yılını hatırlamamakla birlikte davacının bir ara 10-15 gün ara verdiğini beyan etmişler ise de, çalıştığı süre zarfında aralıksız çalışıp çalışmadığı konusunda beyanda bulunmamışlardır.
Yapılacak iş; davacının tesbitini istediği sürelerle ilgili olarak işveren ibraz ederse, ücret bordrolarında davacının imzası olanlar saptanarak imzasını içeren ücret bordrolarında geçmiş aylık eksik bildirilen sürelerin dışındaki sürelerle ilgili olarak istemin reddine, imzalı olmayan ücret bordrolarındaki süreler yönünden ise; davacının çalışmasının tam olarak kesintisiz olup olmadığı ve hangi tarihte başlayıp bittiği yönünde bordro tanıklarının ve gerekirse zabıta marifetiyle tespit edilecek işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinde çalışma tarihinde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının yeniden anlatımlarına başvurmak, 01.10.1997-15.12.1998 tarihleri arasında geçen ve Kuruma bildirilen 425 günlük çalışmasının geçtiği işyerinin davalı şirket ortağına ait olup olmadığı saptanarak, davalı şirket ortağına ait ise, aralıksız geçen çalışma tanık beyanlarıyla da doğrulanıyorsa, çalışmanın kesintisiz olduğu, hak düşürücü sürenin de geçmediği kabul edilerek işyerindeki gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/10. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yanlış değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 21.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.