YARGITAY KARARI
DAİRE : 21. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/13842
KARAR NO : 2010/10360
KARAR TARİHİ : 25.10.2010
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Davacı, davalı işveren enzdinde 1.7.1989-31.8.1999 tarihleri arası çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
Hükmün davacı ile davalılardan Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, kanuni gerektirici nedenlere göre davalı Kurum vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı vekilinin temyiz itirazına gelince;
Davacı, davalı şirkete ait işyerinde 01.07.1989-31.08.1999 . tarihleri arasında geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, hak düşürücü sürenin dolması nedeni ile istemin reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacının davalı adına tescilli işyerinde 10.10.1987 , 01.07.1989 ve 1.4.1990 tarihinde işe girdiğine dair işe giriş bildirgelerinin verildiği, davacının davalı işyerinde 01.07.1989-25.09.1989 ve 01.04.1990-03.06.1991 tarihleri arasındaki çalışmalarının ayda 30 günden az olacak şekilde kısmen bildirildiği, 1990 yılı 9,11 aylarına ilişkin ücret bordrolarında davacının imzası bulunduğu giriş bildirgelerindeki imzaların davacı tarafından kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın yasal dayanağı, 506 sayılı Yasanın 79/10 maddesidir. Anılan maddede yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen sigortalıların çalıştıkları hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde dava açacakları hükmü öngörülmüştür. Madde de belirtildiği üzere; yönetmelikle tespit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda, işe giriş ve işten çıkış tarihleri arasındaki bildirim dışı süreler yönünden 5 yıllık hak düşürücü süreden söz edilemeyeceği, sadece işten çıkış ve yeniden işe giriş tarihleri arasındaki süreler yönünden hak düşürücü sürenin geçip geçmediği konusunda araştırma yapılması gerektiği, birden fazla işe giriş bildirgesi verilmesi halinde ise çıkış yok ise ilk işe giriş bildirgesi ile son işe giriş bildirgesinin verildiği tarihler arasında geçen çalışmaların hak düşürücü süreye uğramayacağı, çıkış var ise hak düşürücü sürenin her kesim çalışma için ayrı ayrı hesaplanacağı, çıkış tarihinden sonra işçinin aynı iş yerinde çalışmasını sürdürmesi veya hak düşürücü süre içersinde tekrar aynı iş yerine girerek çalışmasının hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağıdır. Bu nedenle işe giriş ve çıkış tarihleri arasındaki kısmi bildirimin aksine eşdeğer belgelerle ısbat edilebileceği kabul edilmelidir. Bu gibi durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003-2143 E,2003/97 K Sayılı 26.02.2003 günlü kararında da vurgulanmıştır.
Somut olaya gelince; davacının davalı işverene ait işyerinden 10.10.1987, 1.7.1989 ve 1.4.1990 tarihli 3 adet işe giriş bildirgesi verildiği, 01.07.1989-25.09.1989 ve 01.04.1990-03.06.1991 tarihleri arasındaki çalışmalarının ayda 30 günden az olacak şekilde kısmen bildirildiği görülmektedir. Işveren tarafından 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesine göre yönetmelikle belirtilen belgelerden olan giriş bildirgelerinin verilmiş olduğu anlaşıldığından ihtilaf konusu dönemde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği açıktır. Bu nedenle dinlenen bordro tanıklarından …’ın sadece 1992/3 dönemden itibaren bildirimi bulunduğu anlaşıldığından dinlenen tanıklar ihtilaf konusu dönemin tamamında çalışması bulunan bordro tanığı ya da kayıtlara geçmiş komşu iş yeri sahibi yada çalışanı değildir.
Bu durumda yapılacak iş, uyuşmazlık konusu dönem olan 1989-1999 yıllarının tamamına ilişkin iş yeri dönem bordrolarında kayıtlı tanıklar arasından ihtilaflı dönemin tamamında adı geçenler arasından re’sen tesbit edilecek tanıkların bilgilerine başvurmak, bordro tanıklarının adreslerinin tespit edilememesi veya beyanları ile yetinilmediği takdirde, zabıta, maliye ve meslek odası aracılığı veya muhtarlık marifetiyle işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinde uyuşmazlık konusu dönemde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının; yoksa işyeri sahipleri araştırılıp tesbit edilerek çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak ve imzalı ücret bordroları da değerlendirilerek gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/10. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir..
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik araştırma ve hatalı değerlendirmeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.