YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/1573
KARAR NO : 2007/3472
KARAR TARİHİ : 12.03.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın zamanaşımı nedeniyle reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, yaptığı inşaatın davalının taşınmazına taştığından bahisle davalının kendisi ve dava dışı diğer şahıslar aleyhine açtığı davanın yargılaması sırasında davalı ile sulh olduğunu ve tecavüz ettiği yere karşılık davalıya 35.192.000 Tl. ödediğini o davada imar uygulaması olmadığı için ifrazın kabil olmaması nedeniyle tecavüzlü kısmın adına tesciline karar verilemediğini, belediyenin davalıya ait taşınmazda imar uygulaması yaparak tecavüzlü kısmı ifrazla ayırarak bedeli davalıya ödenen bu kısmı kendisine devredip bedelini istediğini, davalının 21.1.1994 tarihli sözleşmede taahhüt edilen hükmen tescili yerine getirmediği gibi belediye tarafından ifrazla ayrılan alanın bedelini kendisinden sebepsiz olarak iktisap ettiğini belirterek fazlası saklı kalmak üzere 6.000.000.000 TL.nın davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmuş, esastan da davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının ödediği paraya ilişkin iade şartı olan hükmen tescilin mümkün olmadığını davalının açtığı davanın kesinleşme tarihi olan 12.9.1996 tarihinde öğrendiği BK.nun 60. maddesindeki zamanaşımı süresinin 12.9.1996 tarihinde başladığı 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının kendi taşınmazına inşaat yaptığı sırada davalıya ait taşınmaza tecavüz ettiği, davalının bunun üzerine davacı ve müşterekleri aleyhine müdahalenin meni ve kal davası açtığı, yargılama devam ederken o davada davacı konumunda bulunan eldeki dosyanın davalısının varılan sulh
2007/1573 3472
sonucu davacı ve bir kısım müşterekleri hakkındaki davadan feragat ettiği, ancak ifrazın kabil olmaması nedeniyle tecavüzlü kısmın tecavüz eden davacı adına tescilinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davacı ve bir kısım müşterekleri hakkındaki davanın feragat nedeniyle reddine, bir kısım şahıslar hakkındaki davanın ise kabulüne karar verildiği, hakkında kabul kararı verilen kişinin temyizi sonucu kararın onanmak suretiyle 12.9.1996 tarihinde kesinleştiği anlaşılmakta olup, esasen bu husus taraflar arasında da ihtilafsızdır. Başlangıçta eldeki davanın tarafları arasında her hangi bir sözleşme olmadan başlayan hukuki ilişkinin sonradan imzalanan 21.1.1994 tarihli sözleşme nedeniyle sözleşme ilişkisine dönüştüğü anlaşılmaktadır. Davacının eldeki davadaki taleplerinin de davalıya 21.1.1994 tarihli sulh sözleşmesi kapsamında verilen paradan kaynaklandığı tartışmasızdır. Hal böyle olunca taraflar arasında ilişkinin sözleşme ilişkisi kapsamında kaldığı ve bu nedenle de BK.nun 125. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunun kabulü gerekir. 21.1.1994 tarihli taraflar arasında düzenlenen sulh sözleşmesi ile davacının tecavüz ettiği kısma karşılık davalıya toplam 36.500.000 Tl. bedelli 9 adet senet verdiği sentlerin birincisinin 1.2.1994 vadeli ve en sonuncusunun da 20÷6.1994 vadeli olduğu sözleşme kapsamı ile sabittir. Davacının en son ödemesi gereken bononun vadesi 20.6.1994 tarihi olduğu içinde zamanaşımı süresinin 20.6.1994 tarihinden başladığı kabul edilmelidir. Eldeki dava 11.6.2004 tarihinde ve henüz 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmadan açıldığı gibi, mahkemenin zamanaşımının başlangıç tarihi 12.9.1996 tarihi olarak belirleyen kararını davalının temiz etmemesi ve 12.9.1996 tarihinden itibaren de 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmadan davanın açıldığı gözetildiğinde davanın zamanaşımı süresi dolmadan açıldığının kabulü zorunludur. Mahkeme değinilen bu yön gözetilerek işin esasına girilip hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 12.3.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.