Yargıtay Kararı 13. Hukuk Dairesi 2006/3297 E. 2006/4876 K. 03.04.2006 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/3297
KARAR NO : 2006/4876
KARAR TARİHİ : 03.04.2006

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

K A R A R

Davacılar, davalılardan Mikail …’dan 17840 Dolar karşılığında haricen satın almış oldukları taşınmaz nedeniyle 5000 Dolar peşin, her biri 1070 Dolar bedelli 12 adet senet verdiklerini, senet bedellerini ödemelerine rağmen taşınmazın davalı … tarafından diğer davalıya tapuda devredildiğini ileri sürerek, … oldukları 12840 Doların dava tarihindeki Türk lirası karşılığı olan 18.070.000.000 TL’nın yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, Şenol … yönünden davanın reddine, Mikail … yönünden davanın kısmen kabulüne, 1500 Doların 20.5.2002 tarihindeki kur üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığının faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine karar verilmiş, hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-HUMK.nun 381 maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafların iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az, aynı yasanın 388. maddesinde belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. HUMK.nun 388/son maddesi gereğince de istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Yine aynı kanunun 389 maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür. Bu gibi hallerde de HUMK.nun 388 maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararın birbirine uygun olması zorunludur. Öte yandan kısa kararla gerekçeli kararın birbirinden farklı olması yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim olunmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HUMK.nun yukarda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca bu husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir görevdir.
Temyize konu davada, kısa kararda davalılardan … yönünden tahsiline karar verilen 1500 Doların ödeme tarihindeki kur üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığının ödetilmesine hükmedilirken, gerekçeli kararda ise 1500 Doların 20.5.2002 tarihindeki kur üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığının tahsiline karar verilmiş olması, az yukarda açıklanan kısa kararla gerekçeli kararın birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırı olup, mahkemece 10.4.1992 tarih ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararında da tenimsendiği gibi kısa karar ile bağlı kalınmadan, ancak kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle, temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 3.4.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.