Yargıtay Kararı 14. Hukuk Dairesi 2009/349 E. 2009/1179 K. 03.02.2009 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/349
KARAR NO : 2009/1179
KARAR TARİHİ : 03.02.2009

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 19.08.2002 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali tescil, olmadığı takdirde bedel ve munzam zarar istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davalılardan kooperatif bakımından reddine, diğer davalılar yönünden bedel ve munzam zarar bakımından kabulüne dair 10.04.2008 verilen günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ile davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R

Dava, 17.02.1999 tarihli davalılardan … ile düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ve davalılardan … tarafından imzalanmış olan tarihsiz “taahhütname” başlıklı belgeye dayanılarak açılmış tapu iptali tescil, ikinci kademede satış bedelinin istirdadı ile munzam zarar tahsili istemlerine ilişkindir.
Davalılardan kooperatif, yapılan sözleşmelerin tarafı olmadığını kendilerini bağlamayacağını, davalı …, sözleşmelerin ifasının ancak davalı kooperatiften istenebileceğini, açılan davanın reddini savunmuş, davalı … savunmada bulunmamıştır.
Mahkemece, mülkiyet aktarımı isteminin reddine, satış bedeli olan 8.200 USD karşılığı olan 13.405,73 YTL ile bilirkişilerin bulduğu munzam zarar tutarı 6.018,94 YTL’nin davalılar … ve …’dan tahsiline, kooperatif hakkında açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı ile davalılardan … temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan davalılardan kooperatif ile … arasındaki tarihsiz sözleşmede davalı … vekaletsiz vekil olarak hareket etmiştir. Bu sözleşmeye adlarına sözleşme yapılan ve arsa sahibi olduğu bildirilen kişiler sonradan icazet vermediğinden davalılar arasındaki anılan sözleşme sadece vekaletsiz vekil olan ve sözleşmede imzası bulunan davalı …’i bağlar. Davacının dayandığı yine tarihsiz “taahhütname” başlıklı belge içeriği ve imza inkar edilmediğinden bir taahhüt işlemi olarak davalı …’ın davacıya karşı sorumluluğunu gerektirir. Diğer yandan, davacı ile davalılardan … arasındaki 17.02.1999 günlü biçimine uygun taşınmaz satış vaadi sözleşmesi hüküm ve sonuç meydana getirir. Ancak, davalılardan … sonradan 461 ada 1 parsel sayısını alan taşınmazda arsa maliki veya kendisine özgülenmiş arsa payı olan bağımsız bölüm maliki değildir. Kısaca, dava tarihinde kayıt maliki olmayan …’den mülkiyet aktarımı isteminin ifa olanağı bulunmamaktadır. Ancak, davacı sözleşmenin ademi ifası sebebiyle Borçlar Kanununun 96.maddesine dayanarak sözleşmenin diğer tarafı davalı …’den verdiklerinin iadesini isteyebilir. Bu miktarın 8.200 USD’ı olduğu saptanmış, davalılar … ve …’dan bunun Türk Lirası karşılığının tahsiline karar verilmiştir.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve tüm dosya içeriğine göre davacı …’ün bütün, davalı …’ın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş reddi gerekmiştir.
2-Davalı …’ın munzam zarar tahsiline ilişkin hüküm bölümüne yönelttiği temyiz itirazlarına gelince;
Süresinde ifa edilmeyen para borçlarında temerrüde düşen borçlunun sorumluluğu Borçlar Kanununun 103-105 maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre, borçlunun kusuru olup olmadığına ve alacaklının bir zarar görüp görmediğine bakılmadan borçludan temerrüt faizi (gecikme faizi) istenebilir. Ancak temerrüt faizi para borcunu ödemede geciken borçlunun alacaklıya ödeyeceği en az miktardır. Şayet alacaklı, geç ifa sebebiyle temerrüt faizinden daha fazla bir zararı olduğunu iddia ediyor ve bunu kanıtlayabiliyorsa borçludan faizi aşan zararın tediyesi de istenebilir. Munzam zarar olarak bilinen bu istemin dayanağını da Borçlar Kanununun 105.maddesi oluşturur. Anılan hükme göre, temerrüt faizini isteyebilmek için zararın ispat edilmesi gerekmediği halde alacaklı bu faizin üstündeki zararını ispat koşuluyla faizi aşan zararını talep edebilecektir. Alacaklının temerütten ötürü uğradığı zarar kendisini çeşitli şekillerde gösterebilir. Örneğin alacaklı, alacağın geç ödenmesinden dolayı finans darlığına düşmüş ve sırf bu yüzden kredi kullanarak kredi faizi komisyonu, ceza, vergi cezası ödemiş olabilir. Bunun gibi
ödeme güçlüğüne düşen alacaklının icra takiplerine maruz kalması veya tacir ise ticari işletmesinin devamını sağlamak amacıyla finans temini için mal varlığından bir bölümünü düşük bir değerle elden çıkartmış olması olanaklıdır. Temerrüt ile verilen örneklerdeki ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağı varsa alacaklının Borçlar Kanununun 105.maddesine dayanması mümkündür. Fakat hiçbir zaman munzam zararın hesabı bazı varsayımlara dayanılarak (eldeki davada olduğu gibi) bazı faiz hesap yöntemleriyle) hesaplanamaz. Kısaca, munzam zararın somut delillerle kanıtlanması gerekir.
Bütün bu açıklamalardan görülüyor ki, davacı munzam zararını somut delillere dayanarak izah etmemiş, zarar bilirkişilerce de somut delillerle hesaplanmamıştır.
Davacının kanıtlanmayan bu bölüm isteminin reddi yerine bilirkişi raporuna bağlı kalınarak hüküm altına alınması doğru olmadığından karar bu nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda 1.bendde yazılan nedenlerle davacı …’ün bütün, davalı …’ın sair temyiz itirazlarının reddine, 2.bendde yazılı nedenlerle hükmün davalı … yararına BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 03.02.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.