YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/14053
KARAR NO : 2007/14131
KARAR TARİHİ : 26.11.2007
…. A.Ş. vekili avukat … … ile … vekili avukat … aralarındaki dava hakkında … 1 Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 30.3.2004 tarih ve 426-140 sayılı hükmün Dairenin 27.10.2005 tarih ve 10309-16011 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davalı avukatı tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği konuşuldu.
KARAR
Davacı şirket, davalının daha önce şirketin ortağı ve yöneticisi olup çek imzalamaya yetkili olan …’ın oğlu olduğunu, …’ın zamanında şirketin en büyük ortağı … tarafından imzalanan ve lazım olduğunda kullanılmak üzere …’a verilen çekin davalının eline geçtiğini, davalının da bu çeki doldurarak icraya koyduğunu, davalı ile herhangi bir ticari ilişkilerinin bulunmadığını ileri sürerek çekten dolayı borçlu olmadıklarının tespiti ile kötüniyet tazminatının tahsilini istemiştir.
Davalı, çekin mücerret borç ikrarı niteliğinde bulunduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının tuğla ve kiremit imalatı ile uğraştığını, iştigal sahası içinde daire alım satımının bulunmadığını TK. 21. maddeye göre tacirin borçlarının ticari olmasının asıl olduğu, bu karinenin aksine davaya konu çekin ticari işletme ile ilgisi olmadığının savunan davalının bu savunmasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulüne %40 kötüniyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmesi sonucu dairemizce onanması üzerine, davalı bu kez karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Davacı şirketin keşidecisi olup, imza sirkülerine göre … başına imza ile yetkili bulunan şirket ortağı … tarafından imzalanan ve hamiline düzenlenen çekin davalı tarafından icra takibine konu edildiği uyuşmazlık konusu değildir. Hemen belirtmek gerekirki ceza davasında yapılan yargılama sonunda karşılıksız çek düzenlemek suçundan verilen mahkumiyet kararını bozan Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2005/16388 esas ve 2007/7374 karar sayılı bozma ilamından da belirlendiği üzere, keşide yerinin bulunmaması nedeniyle çek vasfını taşımadığının kabulü zorunludur. Davalı yargılama aşamasında, davacı şirketten daire satın almak için davacı şirkete 25.000.00 YTl. ödediğini, davacı şirketin daireyi veremediği için ödediği bedele karşılık 25.000.000 YTl. bedelli dava konusu çeki verdiğini savunmuştur. Davacı şirketin ana sözleşmesinde yazılı olan amaçları içinde daire alım satımının bulunmaması davalı aleyhine sonuç doğurmaz. Davacı şirket, yetkilisi tarafından imzalanan belge ile bağlıdır. Ne var ki, az yukarıda açıklandığı üzere dava konusu çekte keşide yerinin bulunmaması nedeniyle çek vasfını taşımadığı bu nedenle yazılı delil başlangıcı niteliğinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Yazılı delil başlanğıcı niteliğinde bulunan belgeye dayanan davalı iddiasını tanık dahil her türlü delille ispatlamak hak ve imkanına sahiptir. Bu itibarla davalıdan savunmasını ispat zımmında tanık dahil delilleri sorulup alınmalı, davacıdan da varsa mukabil delilleri sorulup alınarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir. Mahkemenin değinilen bu hususları göz ardı ederek yazılı gerekçeyle davanın kabulüne ve yasal koşulları da oluşmadığı halde davalı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesine dair kararın Dairemizce bu nedenle bozulması gerekirken zuhulen onandığı bu kez yapılan incelemeden anlaşılmış olmakla, davalının bu yönlere ilişkin karar düzeltme itirazlarının kabulü ile dairemizin onama kararı kaldırılarak, mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalının karar düzeltme itirazının kabulü ile Dairemizin 27.10.2005 gün, 2005/10309-16011 sayılı onama kararının kaldırılmasına, mahkeme hükmünün gösterilen nedenle davalı yararına BOZULMASINA, 26.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.