YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/4821
KARAR NO : 2007/8754
KARAR TARİHİ : 19.06.2007
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, davalının vekili olarak takip ettiği dava ve icra takiplerinden dolayı vekalet ücretinin ödenmediğini, haksız olarak azledildiğini, bu alacağının hüküm altına alınması için açtığı dava sonucunda 295.00 YTL nın davalıdan alınmasına karar verildiğini ancak davalının bunu da ödemediğini,1997 yılında haksız azil nedeniyle alamadığı bu alacağının ödenmemesi nedeniyle faizi aşan munzam zararının bulunduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 6.000,00 YTL nın faizi ile davalıdan alınmasını istemiştir.
Davalı davacıyı haklı olarak azlettiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, hukuksal nitelikçe B.K.nun 105. maddesinden kaynaklanan munzam zarar istemine ilişkindir. Anılan yasa maddesine göre “alacaklının duçâr olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir”. Borçlu, para borcunu vadesinde ödemediğinde (temerrüdü oluştuğunda) sözleşme veya yasada belirlenen gecikme faizi ödeme yükümlülüğü altına girer. Bu durumda B.K.nun 105. maddesi uyarınca alacaklının mutlak ve tartışmasız bir zarara uğradığı kabul edilmektedir. O nedenle 2007/4821-8754
alacaklıya, uğradığı zararı ispat yükümü verilmeksizin; en önemlisi, borçlunun kusuru olup olmadığı araştırılmaksızın yasa gereği kabul edilen zararı giderme hakkı tanınmıştır. Bunun dışında alacaklının uğradığı zarar, temerrüt faizinin üstünde gerçekleşmiş olması durumlarında ise davada uygulanması gereken B.K.nun 105. maddesi gündeme gelir. B.K.nun 105. maddesi kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma imkanına sahiptir. Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağın varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanamayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Alacaklı, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlu ancak temerrüdündeki kusursuzluğunu kanıtlama koşuluyla sorumluluktan kurtulabilir.
Hemen belirtmek gerekir ki, munzam zarar davalarında alacaklı davacının ispat yükümlülüğü çok sıkı kurallara bağlanmamalı, genel ispat yöntemlerinde olduğu gibi her olayın kendi yapısı ve özelliği içinde değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Ülkemizde yıllardır yüksek oranda seyreden enflasyon nedeniyle paramızın değerinin çok düştüğü bir gerçektir. Böyle bir ortamda alacağını zamanında elde eden alacaklının bunu bir an önce banka mevduat faizine veya devlet tahviline yatırması veya dövize dönüştürmesi yaşanan hayatın gerçeklerine uygun bir davranış olur. Buna karşılık alacağını geç alan alacaklının da zarar göreceği, enflasyonun altında kalan faiziyle bu zararı karşılamayacağı açık olup, bu hal zararın varlığı için fiili bir karine oluşturur.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, dava konusu olayın incelenmesinde davacının davalının vekili olarak takip ettiği işlerden dolayı vekalet ücreti alacağı olduğu kesinleşmiş mahkeme kararı ile belirlenmiştir.Davacının başlattığı icra takibi ile davalı borçlu mahkemece hüküm altına alınan asıl alacak miktarı kadar borcu için temerrüde düşmüştür.Bu durumda dava tarihi itibarıyla bu alacak ödenmediğine göre davacının B.K.nun 105. maddesi anlamında munzam zararının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Mahkemece davalının temerrüt tarihinden bu dava tarihine kadar olan zaman dilimi esas alınarak munzam zararının oluşup oluşmadığı incelenmelidir.Bu durumda mahkemece yapılacak iş, davalının icra takibi ile oluşan temerüt tarihinden, bu davanın açıldığı tarihe kadar geçen zaman zarfında her yıl itibari ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, mevduat ve devlet tahviline verilen faiz oranları, TL karşısında döviz 2007/4821-8754
kurlarını ve altın fiyatlarını gösteren listeyi ilgili resmi kurumlardan araştırmak, konusunda uzman bilirkişi düşüncesinden de yararlanmak suretiyle davacının faizi aşan zararı olup olmadığını tesbit etmek, davacı alacaklının maruz kaldığı asgari zarar miktarını yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde belirlemek ve sonucuna uygun bir karar vermektir. Mahkemece değinilen yönler göz ardı edilerek, davacının talebinin yasada belirtilen munzam zarar tanımına uymadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden tarafa iadesine, 19.6.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.