YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2006/187
KARAR NO : 2006/4352
KARAR TARİHİ : 23.03.2006
… vekili avukat … ile TMSF vekili avukat … aralarındaki dava hakkında İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinden verilen 11.3.2005 tarih ve 705-112 sayılı hükmün Dairenin 24.10.2005 tarih ve 6452-15756 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı avukatı tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği konuşuldu.
KARAR
Temyiz ilamında belirtilen gerektirici nedenler karşısında ve özellikle davacının yaptığı masraflar karşılığı talep ettiği ve davalıdan tahsiline hükmedilen 200.000.000 liraya yönelik temyiz talebi bulunmadığından temyiz incelemesi dışında tutulup, bozma kapsamında olmadığı, bozmanın sadece vekalet ücreti alacağına münhasır olduğu, davalının 12.10.2004 tarihli cevap layıhası başlıklı dilekçesi ile azil sebebinin haklı ve ihtarnamede bildirilen sebep olduğunu bildirip, 10 günlük cevap süresinin duruşma gününe kadar uzatılmasını istediği, mahkemece süre uzatımı talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmediğinden süre uzatım talebinin kabul edilmemiş sayılmasına rağmen, davalının yasal cevap süresinden sonra verdiği 17.11.2004 ve 10.12.2004 tarihli cevap layıhası başlıklı layıhaları ile ihtarnamedeki azil sebebine ilaveten yeni azil sebepleri bildirdiği, davacı tarafından, sonradan verilen cevap layihalarının süresinde olmadığı, ilk cevap layıhasında belirtilen sebebin dışına çıkılıp savunmanın genişletilemiyeceği yolunda bir karşı koymasının olmadığı, sadece ihtarnamede belirtilen azil sebebinin değiştirilemiyeceğini bildirdiği, azilnamede azil sebebini hiç açıklamıyanın sonra dava açıldığında azil sebeplerini açıklıyabileceği veya azilnamede bildirdiği azil sebeplerine dava açıldığında ilaveten yeni sebepler bildirebileceği, bunu önleyici yasal bir engel bulunmadığı, nasıl itirazın iptali davasında borçlu davalının icra dosyasında yaptığı itirazla bağlı olmaksızın yeni sebepler ileri sürebiliyorsa, bu davada da davalının yeni ilave sebepler ileri sürebileceğinin kabulü gerektiği, zira azilnamede kendisi veya karşı taraf açısından sakınca gördüğünden açıklamayı uygun görmediği hususları dava açıldığında ileri sürebileceğinin kabulü gerektiği, aksinin kabulü davalının yargılamadaki savunmasını azilname ile sınırlandıracağı ve davalının anayasal … olan savunma hakkının kısıtlanacağı sonucunu doğuracağı, Yargıtay ve dairemizin uzun süredir uygulamasının da savunmanın kısıtlanamıyacağı doğrultusunuda olduğu, … …’nın “Vekalet Sözleşmesi ve Kötüye Kullanılması” isimli eserinin tarihli baskısının 694. sayfadaki 13. Hukuk Dairesinin 7.3.1992 gün 1036-1986 sayılı 699. sayfadaki 13. Hukuk Dairesinin 28.3.1989 gün 1687-2109 sayılı, 708 sayfadaki 4 Hukuk Dairesinin 15.3.1980 gün 1600-6395 sayılı 711. sayfadaki 4. Hukuk Dairesinin 29.12.21970 gün 925-9930 sayılı içtihatlarının aynı doğrultuda olduğu, bunun aksini vekil edenin, hangi nedenle vekilini azil ettiğini bildirmesi gerektiği, azilnamede yer almayan nedenlere dayanarak azilin haklı olduğunu isbat edemiyeceği ve azilnamede hiçbir neden gösterilmemiş ise azilin haksız olduğunu Prof.Dr.Baki Kuru “Hukuk Muhakemeleri Usulü” isimli eserinin 2001 baskısı 1318. sayfasında belirtmekte ise de, bu görüşün Yargıtay ve dairemizin belirtilen içtihatlarına aykırı olup, uygulamada kabul görmediği, davacı tarafça ibraz edilen ve … … imzalı belgelerden, davacının davalıdan 5.3.2002 tarihinde avans aldığı, ancak bu avansın karşılığı harcamaların ne zaman yapıldığına ve avansın kapandığına dair bozma ilamından önce, üzerinde “5.3.2004’te kullandığı 245.000.000 TL.lık avansı 2.3.2004’te kapatmış” şerhi düşülmüş belgeden başka dosyaya delil belge ibraz edilmediği vekil edenin hesap ve bilgi istemesinin en tabii … olup, bunun kısıtlanıp engellenemiyeceği, davalının hesap ve bilgi isteme doğrultusundaki yazılarına davacı … … imzası ile 8.10.2003 ve 8.1.2004 tarihlerinde verilen cevapların hitap tarzı, uslub ve içerik itibariyle etik olmadığı, vekil-vekil eden arasında bulunması gereken vekalet sözleşmesinin temel dayanağı olan … ve saygı ilişkisine aykırı olup, … ilişkinin sarsıldığı, buna da davacı tarafın tutum ve davranışının yolaçtığı, daha önceki yazılarına cevap alamayınca davalı idarenin 8.1.2004 tarihli yazılarında devlet kuvveti kullanma yetkisi olduğunu belirtmesinin de davacıya 9.1.2004 tarihli yazıdaki gibi davalı vekil edene cevap vermesi hakkını sağlamıyacağı, öyle olunca davalı tarafça yapılan azilin haklı ve yerinde olduğu, 8.1.2004 tarihli davalı yazısı ile 19.4.2004 tarihli azilname arasındaki süre, davalının kamu kuruluşu olması, azil için karar vermeye yetkili makam ve organlara durumun intikali ve karar verilmesi için ancak yeterli bir süre olup, azil için gecikme olduğunun kabul edilemiyeceği, davacıların soyadlarının aynı olmasından aralarında yakın bir soybağı olduğu, “… Hukuk Bürosu” başlıklı kağıtlar ile aynı büroyu kullandıkları, aynı vekaletname ile vekil tayin edilip birlikte bu görevi üstlendikleri, birinin sebep olduğu azil nedeniyle azil edilip, diğerinin görevine devam etmesine davalının katlanmasını beklemenin etik kurallara ve M.K. 2. maddesinde belirtilen iyiniyet kurallarına aykırı olduğu sonucuna varılmasına göre, yerinde olmayan davacı tarafın karar düzeltme isteminin REDDİNE, 140 (yüzkırk) YTL para cezası ile 25.10 YTL. red harcının karar düzeltme isteyene yükletilmesine, 23.3.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Öncelikle azil sebebi, bildirilmişse değiştirilemez;
Prof.Dr. Baki Kuru’nun belirttiği gibi; “müvekkilin vekilini hangi nedenlerle azil ettiğini, azil anında bildirmesi gerekir. Müvekkil vekiline ulaşan azil bildirisinde yer almayan nedenlere dayanarak azilin haklı olduğunu iddia edemez.bu nedenle, müvekkil vekilini azil ederken hiçbir neden göstermemiş ise azil haksız demektir.” (Prof Dr. Baki Kuru- HUMK., 6.baskı, 2001-cilt II sayfa 1318) Burada önemle belirtmek gerekir ki, azil ihbarında azil sebebinin hiç bildirilmemiş olması ile, somut bir sebebin bildirilmesi hali birbirinden ayrılmalıdır. Eğer azil sebebi bildirilmemiş ise, müvekkilin kendisine karşı açılabilecek bir davada daha önce açıklamadığı sebebi savunma olarak getirebileceği düşünülebilirse de, azil ihbarnamesinde sebep gösterilmişse bu sebep kendisini bağlar ve uyuşmazlık bu sebebin haklı olup olmadığı noktasında değerlendirilip çözülür. Çünkü, azilin haksızlığı konusu açılacak davanın sebebini teşkil eder. Diğer bir deyimle dava, bu nedenin haklı olmadğının kanıtlanması amacıyla açılacaktır. Somut olaydaki, 19.4.2004 tarihli azilnamede “… bu vekaletname gereğince tüm yükümlülükleriniz devam ederken, Fon aleyhine İzmir Barosu Hakem Heyeti Başkanlığı nezlinde, 2003/5 esas sayılı dosyasından EGS Dış Ticaret A.Ş.den kaynaklanan vekalet ücreti talebiniz ile ilgili açmış olduğunuz dava, avukatlık yasasına açıkça aykırılık teşkil ettiğinden ve meslek kurallarıyla bağdaşmadığından vekalet sözleşmesinin haklı ve zorunlu nedenlerle fesh edildiğini… “ denilmek suretiyle azil sebebi açıklanmıştır. Davalı müvekkil bunu karşı tarafın rızası olmaksızın değiştiremez.
Azil haklı değildir;
Avukatların kusurlu ve ihmalkar davrandıkları konusunda her hangi bir iddia olmadığı gibi böyle bir husus dosya içeriği ile de kanıtlanmış değildir. Yine müvekkillerinin menfaatine aykırı davranıldığı her hangi bir şekilde zarara uğratıldıkları iddiası da söz konusu olmayıp aksine görevlerine devam etmişler, davalı taraf lehine tahsilatlar da yapmışlardır. Dolayısı ile azil bu yönü ile de haklı bulunmamaktadır.
Avukat … ulusu tarafından yazılan; … ve yazışma kurullarına uygun olmadığı bizim tarafımızdan da kabul edilen 9.1.2004 tarihli yazının, vekili konumundaki kişiyi aslında olmadığı halde zimmetinde avans bulunduğu yolundaki suçlayıcı nitelik ve 6183 sayılı yasadaki yaptırıma maruz kalacağı tehdidini içeren 8.1.2004 tarihli yazıya cevaben yazılmış olması karşısında davalı tarafın sebebiyet verdiği ve davalı tarafın belirilen şekilde bir yazı ve hitap biçimine durup dururken maruz kalmadığını da, somut olayın niteliğine göre göz ardı etmemek gerekir. Hiçbir avukatın müvekkiline kaba davranması hoş görülemeyeceği gibi, hiçbir müvekkilin de sebebiyet vermediği halde avukatını zimmetle suçlaması uygun bir davranış olmayıp, sadece bu tür cevabi bir yazıya dayanarak azilin haklı olduğunu kabul etmek doğru değildir. Müvekkilin avukatı hakkındaki inancının sarsılması azil sebebi sayılabilir. Ancak sebebin ağırlığı ve niteliği üzerinde durulması gerektiği gibi, bu duruma avukatın kusuru ile sebebiyet vermesi de öncelikli koşuldur. Eğer müvekkil de kusurlu ise kendi kusuru ile bu davranışa yol açan müvekkili azilde haklı bulmak MK. 2. maddesine uygun düşmez.
Dava dilekçesinin tebliğinden sonra davalı taraf 12.10.2004 havale tarihli dilekçesi ile, taraflar arasında vekalet sözleşmesi bulunmadığını, davacıların Fon aleyhine dava açtıkları için azlettiklerini, bildirerek cevap süresinin uzatılmasını istemiş; bunu takiben verilen 17.11.2004 tarihli cevap dilekçesinde eski azil sebebini tekrarlamakla birlikte “kurumu karalayan beyan ve tavırlar nedeniyle … ilişkisinin kalmadığından” bahsetmişlerdir. Davacı taraf 25.11.2004 tarihli cevaba cevap dilekçesinde, davalının bildirdiği azil sebepleriyle bağlı olduğunu, azil gerekçesini değiştiremeyeceğini bahsi geçen savunmaların azil sebebi içinde gösterilmediğini belirterek karşı çıkmıştır.
Belirtilen dava, yasa gereği EGS Bank ile EGS Holding A.Ş.nin iştirakleri olan muhtelif şirketlerden EGS Dış Ticaret A,Ş.nın TMSF.ye devrinden sonra ve EGS Dış Ticaret A.Ş.den olan vekalet ücreti alacağı için açılmış, borçlu EGS Dış Ticaret A.Ş. yanında TMSF de davalı olarak da gösterilmiştir. 2003/5 esas sayılı dava 13.1.2003 tarihinde açılmış olup, davacıların ücret alacağı yargılama sonunda sabit görülüp kabul edilmiş, TMSF hakkındaki dava ise diğer davalı A.Ş.nin Yönetim Kurulunun davada şirketi temsil sıfatlarının halen devam ettiği gerekçesiyle husumet nedeniyle reddedilmiştir. Azil bu davanın açılış tarihinden yaklaşık 15 …, karar tarihinden ise yaklaşık 4 … sonra yapılmıştır. Geçen bu süreler dahi hakkın iyiniyet kuralları içinde kullanılmadığını göstermektedir.
Davacıların yapılan yargılama sonunda varlığı tespit ve kabul edilen alacakları için dava açmaları ve bu arada halefiyet ve temsil ilkeleri gereği TMSF.yi de davalı olarak göstermelerini azil sebebi olarak ileri sürmek, Anayasal hak arama özgürlüğü ile çelişen bir durum olup, haklı görülemez.
Belirtildiği gibi, davalının dayandığı asil azil sebebi … ilişkisinin bozulması değil, açılmış olan bahsi geçen davadır. Çünkü; davanın açılmasında neden olan azilnamede açıkça ve … olarak aleyhe dava açılma olayı gösterilmiştir. 19.4.2004 tarihli azilnameye karşı gönderilen 22.4.2004 tarihli cevabi ihtarnameye cevap verilmediği gibi 14.9.2004 tarihli dava dilekçesine cevaben yazılan ve cevap süresinin uzatılmasını isteyen 12.10.2004 tarihli cevap dilekçesinde de azil sebebi olarak sadece dava açılma olayı gösterilmiş, hatta 17.11.2004 tarihli 2.cevap dilekçesinde de azil sebebi olarak yine dava açılması olgusuna dayanılmış bunun yanında savunma babında sayılabilecek şekilde, kuruma karşı tavırlar nedeniyle … ilişkisinin sarsıldığından bahsedilmiştir. Bu savunmaya davacı tarafça verilen cevapta açıkça ve hemen karşı çıkılmıştır. Dolayısıyla, üzerinde durulup değerlendirilmesi gereken azil nedeni dava açılması olayı olup, süresinden sonra tali olarak ileri sürülen ve davacı tarafça karşı çıkılan beyan savunmanın ve vakıaların genişletilmesi sayılmalıdır. (HUMK. 202/II). TMSF.nın de sebep olduğu bu yazışmanın, haklı azil sebebi olarak değerlendirilmesi değil, ileri sürülebilirliği ve incelenebilir olduğu hususu dahi tartışılabilir durumdadır.
Davacı avukatlarının durumları ayrı ayrı değerlendirilmelidir;
Dayanılan yazı davacı avukatlardan ……’dan sadır olmayan münferit yazışmadır. ……’nun hemen işe devam edecekleri yolundaki yazısı ve avukatların birlikte çalışma biçimleri gözönüne alındığında ……’nun ayrık tutulması gerekir.
…… azilden önce 20.1.2004 tarihinde APS ile gönderdiği yazısı ile dosyaların takip edileceği, hukuki hizmet verileceğini bildirmiş olup, bu tarihten sonrada azil tarihi olan 19.4.2004 tarihine kadar davalı taraf yararına, davacı avukatların hizmeti devam etmiştir. Hem aradan geçen sürenin değerlendirilmesi hem de … oğul olmalarına rağmen ortaklık olmaksızın bağımsız çalıştıkları, ortak olmadıkları dosyadaki belgelerle sabit olduğundan, davalı tarafın savunduğu gibi avukat … …’nun olumsuz davranışının diğer avukat ……’yu bağlamayacağının kabulü gerekir.
Özetlemek gerekirse;
Bildirilen azil sebebi değiştirilemez. … bildirilmeyen ve yargılamanın ilerleyen safhalarında tali olarak beyan edilen “kuruma karşı davranışlar sebebiyle … ilişkisinin kalmadığı” yolundaki savunma davalının azil sebebi olarak kabul edilemez. Haklı olup olmadığından önce, dayanılanın usulüne uygun biçimde ve zamanda ileri sürülmüş bir azil sebebi olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir ki, iddia ve savunmalar, dosya içeriği, davacı tarafın karşı çıkması gözönüne alındığında, öncelikle azil sebebi olarak incelenmesinin mümkün olmadığı kanaatindeyiz. Kaldı ki, ileri sürülen yazışmaya bir ölçüde idare sebep olmuştur.
Bozma ilamımızda bahsi geçen avans alma olayı dosyadaki belgelere göre sabit değildir. Harcamalar davacı avukatlar tarafından dosyadaki bilgi ve belgelere göre önce kendilerince yapılmış ve bunu takiben davalı idareden istenmiştir. Dolayısıyla üzerlerinde avanstan kaynaklanan her hangi bir zimmet yoktur. TMSF.nin daimi çalışanı veya sözleşmeli olmayan (taraflar arasında vekalet sözleşmesi olmadığı hususu uyuşmazlık dışıdır) davacı avukatların Avans Talep Formunu kullanmış olması avans genelgesine tabi olduklarını göstermez.
Bu sebeplerle, bozma ilamında yer … avansın kapatılmaması olayının mevcut olmadığı da göz önüne alınarak … beri açıkladığım gerekçelerle … çoğunluğun görüşlerine katılmıyor, azil sebebinin değiştirilemeyeceği, azilnamede gösterilen azil sebebinin ve yargılama aşamasında ek olarak gündeme getirilen sebeplerin de haklı olmadığı, mahkemenin aksine gerekçeli tespit ve kabulünün doğru olduğu davacıların karar düzeltme isteklerinin bu yolda kabulüne, 24.10.2005 tarih, 2005/6552-15756 sayılı bozma ilamının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini düşünüyorum.
K A R ŞI OY
Davacılar, davalı kurumun avukatları iken davalı kurumca haksız azledildikleri gerekçesiyle ücreti vekalet alacakları için dava açmış olup, dairemizce; bu davanın kabulü yolunda verilmiş bulunan yerel mahkeme kararı azlin haklı olduğu ve davanın reddi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Bu kez davacılar; bozma kararının yerinde olmadığı gerekçesiyle karar düzeltme yoluna başvurmuş olup, Dairemiz çoğunluğunun karar düzeltme talebinin reddi yolunda vermiş olduğu karara aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum:
1-Vekalet ücretine ilişkin söz konusu uyuşmazlık birbirini takip eden ve birbirine sıkı sürette bağlı iki aşamadan oluşmaktadır. Öncelikle azlin haklı olup olmadığının çözümü sonra haksız azil söz konusu ise vekalet ücretinin miktarının ne olacağı sorunudur. Öncelikle azlin haklı olup olmadığı çözülmeli ve varılacak sonuca göre vekalet ücretinin tespiti yoluna gidilmelidir.
Yerel Mahkemece azlin haksız olduğu kabul edilmiş Dairemizce tam tersine azlin doğru olduğu kabul edilerek bozma kararı verilmiş, daha sonra da karar düzeltme talebi çoğunluk oyuyla reddedilmiştir.
Davalı taraf azilnamede, davacıların takip ettikleri başka dava dolayısıyla hak ettikleri vekalet ücreti için aleyhlerine dava açılmasını azil sebebi olarak göstermiş ve azilde başka sebebe dayanmamışken, yargılama aşamasında geçerliliği tartışılabilecek başka sebepler de ileri sürmüştür.
Davacıların, kendi hakları ile ilgili olarak müvekkilleri aleyhine dava açmaları, hiçbir zaman azil sebebi yapılamaz. Müvekkilin, avukatının haklarını zamanında ve tamamen ödememesi halinde, avukatının onun aleyhine yasal yolara başvurması kadar doğal bir şey yoktur.
Davalı kurumun azilnamede göstermediği ancak daha sonra ileri sürdüğü sebeplere gelince; yerleşmiş Yargıtay kararlarında ve öğretide kabul edildiğine göre ancak azil sebebinin azilnamede gösterilmemesi halinde azleden aleyhine açılacak bir davada göstermemiş olduğu azil sebeplerini açıklayabilir. Azilnamede azil sebebinin gösterilmiş olması halinde yeni azil sebeplerine dayanamaz. (prof Dr. Baki Kuru HUM. 2. cilt). Kaldı ki dosya içeriğine göre davalı tarafça sonradanda olsa ileri sürülen hususlar arasında davacı avukatların azli gerektirici bir hareketlerine rastlanmamıştır.
2-Davalı Kurumun yazışmalarında belirttiği şekilde, davacı avukatlara zimmetlerinde kalan bir avans verdiği kanıtlanamamıştır. Bu hususun haklı bir azil nedeni olarak kabulü mümkün değildir. Davalı kurumla davacı avukatlardan … ulusu arasındaki yazışmalarda, yukarıda açıklandığı üzere bir azil sebebi görülmediği gibi çoğunluğun görüşüne göre bir an için bunların azil sebebi olarak kabul edilmesi halinde bu azil sebebi kimden sadır olmuşsa ancak onu bağlar. Davacı … … davalı kurumun ayrı bir avukatıdır. Kendisinin bu yazışmalar sırasında davalı kurumun işlerini takip etmeye devam edeceğini bildirmesine rağmen aradan uzun süre geçtikten sonra bu avukatında aynı nedenlerle azlinin haklı görülmesi doğru kabul edilemez.
3-Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı avukatların azli haklı görülmemiştir. Ancak; bir an için azlin haklı olduğu kabul edilse bile, davacı avukatların azil tarihine kadar yaptıkları işler dolayısıyla hak edebilecekleri ücretin tesbit edilerek buna hükmedilmesi gerekir. Bu yüzden de davanın tamamen reddi gerekli yolundaki bozma kararına katılmak mümkün değildir.
Bu sebeplerle Dairemizin bozma kararına katılmadığımdan davacıların karar düzeltme taleplerinin bu nedenlerle kabulü ile 24.10.2005 tarih 2005/6552-15756 sayılı bozma ilamının kaldırılması gerektiği düşüncesindeyim.